15 Temmuz

 

10 Soruda FETÖ

 

 

 

“Türkiye, ne basın hürriyetinden ne de millî güvenliğinden taviz verebilir”

29.08.2019
“Türkiye, ne basın hürriyetinden ne de millî güvenliğinden taviz verebilir”

Cumhurbaşkanı Erdoğan, Radyo ve Televizyon Gazetecileri Derneği ödül töreninde yaptığı konuşmada, “Türkiye ne basın hürriyetinden ne de millî güvenliğinden taviz verebilir. Bunun için özgürlük, güvenlik dengesini sağlamak suretiyle yolumuza devam etmek mecburiyetindeyiz. Uzun yıllar medyamıza hâkim olan vesayetçi tonun artık değişmesi gerekiyor. Türk medyasının, milleti ile daha barışık bir düzlemi yakalaması önemlidir”

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, Radyo ve Televizyon Gazetecileri Derneği’nin JW Marriott Otel'de düzenlediği ödül törenine katılarak bir konuşma yaptı.

Bu seneki "Medya Oscarlarına" layık görülen televizyoncular, radyocular, muhabirler ve sanatçıları tebrik eden Cumhurbaşkanı Erdoğan, geçmişi 41 yılı bulan derneğin köklü birikiminin katkısıyla radyo ve televizyon alanında başarılı olanları tespit ettiğini söyledi.

Değişim ve yeniliğin hayatın temel dinamiği olduğunu ifade eden Cumhurbaşkanı Erdoğan, "Dünyada sabit kalan yegâne unsur değişimin ta kendisidir. Basın yayın sektörümüzü doğrudan ilgilendiren iletişim teknolojilerinde baş döndürücü bir ilerlemenin yaşandığını görüyoruz. Teknolojiye bağlı olarak yeni medya araçları ortaya çıkıyor. 10-15 sene önce hayal dahi edilemeyen birçok yenilik, bugün hayatımızın vazgeçilmezleri hâline geldi" değerlendirmesinde bulundu.

“HAYATIMIZIN HİÇBİR DÖNEMİNDE OLMADIĞI KADAR DEZENFORMASYONA MARUZ KALIYORUZ”

Her meslek dalı gibi gazeteciliğin de büyük dönüşüm yaşadığını söyleyen, internetin yaygınlaşmasıyla bilginin kitleselleşmesinin önünün açıldığına dikkati çeken, Cumhurbaşkanı Erdoğan şöyle devam etti: "Bugün dünyanın en ücra köşesinde meydana gelen bir hadiseyi saniyeler içinde cep telefonumuzun ekranından takip edebiliyoruz. Farklı dillerde on binlerce yayına, kitaba, dergiye tabletinize indireceğiniz bir uygulamayla ulaşabiliyorsunuz. Sanal ortamda insanlar mekân sınırı olmaksızın birbirleriyle rahatça iletişim kurabiliyor. Elbette bu yeni medya araçları fırsatların yanında çok ciddi riskleri, tehlikeleri de beraberinde getiriyor. Hayatımızın hiçbir döneminde olmadığı kadar dezenformasyona maruz kalıyoruz. Bugün hiçbir düzenlemenin olmadığı sosyal medyada yalan ve provokatif haberlerin hâkimiyeti, doğrulara göre kat ve kat fazladır. İnternetin kendisi medyasıyla, sosyal ağlarıyla adeta dev bir malumat çöplüğü oluşturuyor.”

Cumhurbaşkanı Erdoğan, “Bilgiye erişim kolaylaşırken insan ve hakikat arasındaki perde ne yazık ki kalınlaşıyor. Siber saldırılar, şirketlerden devlet kurumlarına hatta seçimlere kadar hemen her şeyin güvenliğini tehdit eder boyuta geldi. Terör örgütlerinin propagandalarını yaymak, yeni militanlar devşirmek için en sık istismar ettikleri alanların başında yine internet geliyor. Bireyin mahremiyetini ihlal, gün geçtikçe ürkütücü boyutlara ulaşıyor. Linç kültürü ve itibar suikasti sosyal medya ortamında çok büyük yaygınlık kazanıyor” şeklinde konuştu.

“SOSYAL MEDYA, GEZİ OLAYLARINDA ADETA BİR ‘PROVOKASYON ÜSSÜ’ OLARAK KULLANILDI

Türkiye'nin ekonomide rekorlar kırdığı, faizlerin en düşük seviyelere ulaştığı, IMF'ye borcun sıfırlandığı bir dönemde önce ağaç bahanesiyle Gezi olaylarının fitilinin ateşlendiğini hatırlatan Cumhurbaşkanı Erdoğan, kimi sözde sanatçıların merkezinde olduğu bu olaylarla Türkiye'nin sokaklarının karıştırılmak istendiğini söyledi.

Cumhurbaşkanı Erdoğan, bilhassa sosyal medyanın Gezi olaylarında adeta provokasyon üssü olarak kullanıldığına işaret ederek, sözlerini şöyle sürdürdü: "Ülkemizle hiçbir alakası olmayan nice yalan haberlerle milletimiz, özellikle de gençlerimiz galeyana getirilmeye çalışıldı. Sokaklarımız ateşe verildi. Esnafımızın malı yağmalandı. İçinde yolcuların olduğu belediye otobüsleri yakıldı. İnsanımız huzursuz edildi. Bundan başarı elde edemeyince 17-25 Aralık'ta bu sefer farklı bir yol denediler. Yargı ve emniyet içindeki FETÖ'cüler eliyle hükûmete yönelik bir darbe teşebbüsünde bulundular. Bu süreçte FETÖ, hem kontrolü altında tuttuğu basın yayın organlarından hem de sosyal medyadan demokrasimizi hedef alan yoğun bir iftira kampanyası yürüttü. Maalesef dönemin ana muhalefet partisi de FETÖ'nün bu yalan furyasına arka çıktı. Biz tüm gücümüzle millî iradeye sahip çıkarken muhalefet grup toplantıları ve miting meydanlarını FETÖ'nün propaganda kürsüsüne çevirdi. Türk demokrasisinin en çetin mücadelelerinden birinde ana muhalefet, muhalefet, demokrasiyi korumak, millî iradeyi savunmak yerine ne yazık ki FETÖ'nün siyasi uzantısı gibi davranmayı tercih etti."

MİT tırları ihanetinde olduğu gibi kimi medya mensuplarının da bu dönemde örgütün ajanlığını yapmakta hiçbir beis görmediğini belirten Cumhurbaşkanı Erdoğan, "On binlerce Suriyeliyi katleden PKK'lı teröristler özgürlük savaşçısı olarak sunulurken milyonlarca Suriyeli sığınmacıya kapısını açan Türkiye, terörle ilişkili hâle getirilmeye çalışıldı. FETÖ'cüler eliyle kotarılan DEAŞ'a yardım yalanının en büyük alıcısı, ne yazık ki uluslararası basın olmuştur" diye konuştu.

Cumhurbaşkanı Erdoğan, uluslararası medya organlarının Türkiye'ye yönelik tavırlarının objektiflikten uzak olduğunu dile getirerek, bunun arka planında Türkiye'nin bölgesel konularda aldığı tutumun olduğunu söyledi.

“SERGİLEDİĞİMİZ İLKELİ DURUŞ, BELLİ GÜÇLERİ RAHATSIZ ETMEKTE”

"Filistin davası başta olmak üzere, Suriye, Mısır, Libya, Yemen meselelerinde sergilediğimiz ilkeli duruş, belli güçleri rahatsız etmektedir" diyen Cumhurbaşkanı Erdoğan, şunları kaydetti: "Kendilerini özgür ve tarafsız diye tanımlayan yabancı medya organlarının mesele Türkiye olunca, gazetecilik yapmak yerine nasıl birer propaganda makinesine dönüştüğünü hep birlikte gördük. Özellikle 15 Temmuz gecesi yapılan haberleri, bir utanç belgesi olarak halen hatırlıyoruz. Darbenin başarısız olmasının getirdiği hayal kırıklığına ertesi gün atılan manşetlerde bizzat şahitlik ettik. Türk hükûmeti aleyhine konuşacak insan bulamamaktan şikâyet eden uluslararası basın kuruluşları bile oldu. Bunları da gördük. Birçok medya kuruluşu darbecileri aklamaya çalışırken Türk milletinin dünya demokrasi tarihine geçecek şanlı direnişi ısrarla görmezden gelindi. Bu tarafgirliğin varlığını güçlü bir şekilde devam ettirdiği de bir hakikattir. Ekonomide, demokraside, terörle mücadelede, bölgesel barış ve istikrarı koruma yönünde attığımız adımlar, uluslararası medyada bugün de hak ettiği karşılığı bulmuyor. Dünyanın hemen her ülkesinde yaşanabilecek sıkıntılar, abartılarak manşetlere taşınırken Türkiye'nin başarıları kasıtlı bir şekilde görülmüyor. Söz konusu milletimiz olunca bağımsızlığın yerini yandaşlık, doğrunun yerini çarpıtma, tarafsızlığın yerini ise önyargılar alıyor."

“SİYASETÇİNİN GÖREVİ GERÇEKLERİ SÖYLEMEKTİR”

Cumhurbaşkanı Erdoğan, Türkiye'deki kimi medya kuruluşlarının da manşetleriyle bu değirmene su taşıdığına dikkati çekerek, "Buradan şu hususun altını özellikle çizmek istiyorum, gerçeği bilmek, doğru bilgiye ulaşmak, her insanın en tabii hakkıdır. Gazetecilik hakikati ortaya çıkarmak mücadelesi ise siyasetçinin görevi de gerçekleri söylemektir" şeklinde konuştu.

Gazeteciler gibi siyasetçinin de en büyük sermayesinin, doğruluk ve dürüstlük olduğunun altını çizen Cumhurbaşkanı Erdoğan, itibarını ve inandırıcılığını yitirmiş bir medyanın ne topluma ne takipçilerine ne de insanlığa katkısının olabileceğini söyledi.

Cumhurbaşkanı Erdoğan, aynı şekilde milletiyle samimi bağ kuramayan bir siyasetçinin de millete ve memlekete hayrının dokunmayacağını ancak kendilerinin radyo ve televizyon camiasının mensuplarıyla neredeyse 40 yıldır iç içe olduklarını hatırlattı.

Cumhurbaşkanı Erdoğan, kırk yılı aşan siyasi hayatı boyunca, şartlar ne olursa olsun millete daima doğruları konuştuklarını ve doğruları anlattıklarını vurgulayarak, "Derviş'in fikri neyse zikri de odur" inancıyla kalbinde ne varsa, zihninden ne geçiyorsa, dilinin de onu söylediğini ifade etti.

“TÜRK MEDYASININ, MİLLETİ İLE DAHA BARIŞIK BİR DÜZLEMİ YAKALAMASI ÖNEMLİDİR”

Cumhurbaşkanı Erdoğan, şunları söyledi: "Türkiye ne basın hürriyetinden ne de millî güvenliğinden taviz verebilir. Bunun için özgürlük, güvenlik dengesini sağlamak suretiyle yolumuza devam etmek mecburiyetindeyiz. Uzun yıllar medyamıza hâkim olan vesayetçi tonun artık değişmesi gerekiyor. Türk medyasının, milleti ile daha barışık bir düzlemi yakalaması önemlidir. İnşallah kendi bakış açısını genişlettikçe, dilini düzelttikçe, seviyesini yükselttikçe toplumdaki itibarını da güçlendirecektir. Biz de bu amaçla yeni medya düzeninin ihtiyaçlarına uygun kamu politikalarını İletişim Başkanlığımız ve diğer ilgili kurumlarımız vasıtasıyla hayata geçirmeye çalışıyoruz."

Cumhurbaşkanı Erdoğan, "Demokrasiye sahip çıkmak yerine darbeleri alkışlayan, gerçeğin peşinde koşmak yerine hakikati katleden gazetelere de şahit olduk. Terör örgütlerine tetikçilik yapan, kalemini ve klavyesini şiddeti övmek için kullanan gazeteci kılıklı şahıslarda var ama aynı zamanda foto muhabiri şehit Mustafa Cambaz gibi gerektiğinde vatanımızın istiklal ve istikbali uğruna canını feda eden, cesaret abidelerini de gördüm" diye konuştu.

“ÖLÜM DÂHİL HER TÜRLÜ RİSKİ GÖZE ALAN MESLEĞİNE ÂŞIK GAZETECİLERİMİZ VAR”

Kimi zaman bir haber için ölüm dâhil, her türlü riski göze alan, mesleğine âşık gazetecilerin de varlığına dikkati çeken Cumhurbaşkanı Erdoğan, "Haber peşinde koşarken uçurumdan yuvarlanan bir gazeteci kardeşimizin ardından sosyal medyada dolaşıma sokulan utanç verici yazıları da unutmadık. Vefat eden meslektaşlarını linç edecek kadar gözünü nefret bürümüş karakter fukaralarının olduğunu da biliyoruz" dedi.

Cumhurbaşkanı Erdoğan, "darbe ve terör şakşakçıları, çıkarcı düzenbazlar, cahil fırsatçıların" da olduğunun asla unutulmaması gerektiğini vurgulayarak, şunları kaydetti: "Bizim medyamızın gerçek temsilcileri, Mustafa Cambaz gibi gözünü kırpmadan şehadete yürüyen kahramanlardır. Bizim medyamızın sembolleri kışın soğuğuna, yazın sıcağına aldırmadan hakikat peşinde koşanlardır."

Cumhurbaşkanı Erdoğan, başta Mustafa Cambaz olmak üzere tüm basın şehitlerini hürmetle yâd ederek, “Bayburt'ta görev sırasında uçurumdan düşerek hayatını kaybeden Anadolu Ajansı muhabiri Abdülkadir Nişancı'ya Allah'tan rahmet, ailesine sabırlar diliyorum” ifadesini kullandı.

Radyo Televizyon Gazetecileri Derneğinin "2018 yılı Medya Oscarları"na layık görülen medya mensupları ve kuruluşlarını tebrik eden Cumhurbaşkanı Erdoğan, programa destek veren kurumları kutladı.

Radyo Televizyon Gazetecileri Derneği Ödül Töreni'nde Müge Anlı, Mine Uzun, Açıl Sezen, Ahmet Hakan, Salih Nayman, Aykut İnce ve Deniz Uğur gibi ödüle layık görülen isimler, ödülünü Cumhurbaşkanı Erdoğan'ın elinden aldı.

Törene TBMM Başkanı Mustafa Şentop, Cumhurbaşkanı Yardımcısı Fuat Oktay, İçişleri Bakanı Süleyman Soylu, Tarım ve Orman Bakanı Bekir Pakdemirli, Sanayi ve Teknoloji Bakanı Mustafa Varank, Aile, Çalışma ve Sosyal Hizmetler Bakanı Zehra Zümrüt Selçuk, Kültür ve Turizm Bakanı Mehmet Nuri Ersoy, bazı milletvekilleri ve çok sayıda basın mensubu katıldı.

Tüm Haberler