Cumhurbaşkanlığı Sözcüsü Sayın İbrahim Kalın’ın Basın Toplantısında Yaptığı Konuşma

15.08.2018

“Basın toplantımıza hoş geldiniz. Gündemimizdeki bazı konuları sizlerle paylaşmak istiyorum, daha sonra da sorularınızı alacağım.

Öncelikle İtalya’nın Cenova kentinde meydana gelen kazada hayatını kaybedenler için taziyelerimizi tekrar iletmek istiyoruz. Sayın Cumhurbaşkanımızın da taziye mesajı mevkidaşlarına iletildi. Bu zor günlerinde İtalya halkının yanında olduğumuz tekrar ifade etmek istiyorum. Umarız bu tür acılar tekrar yaşanmaz.

İkinci olarak ekonomi gündemimizle ilgili bazı hususları sizlerle paylaşmak istiyorum. Son günlerde Amerikan yönteminin gayrimeşru ve irrasyonel birtakım tedbir ve tepkileri neticesinde, Türk ekonomisinde, özellikle döviz kurunda bazı dalgalanmaların olduğunu hepimiz gördük. Şunun altını bir kez daha net bir şekilde çizmek isteriz ki aslında bu dalgalanmanın Türk ekonomisinin bünyesiyle, yapısıyla objektif ve nesnel şartlarıyla bir ilgisi yoktur. Büyük oranda bir ekonomik savaş ve psikolojik algı operasyonu çerçevesinde özellikle Türk Lirasını yıpratmaya dönük birtakım adımların atıldığını gördük.

Son günlerde ilgili bütün kurumlarımızın Hazine ve Maliye Bakanlığımız, Merkez Bankası, BDDK, SPK ve iş çevrelerimizin aldığı tedbirler, milletimizin, vatandaşlarımızın bu konuyu sahiplenmesi neticesinde de iyiye doğru bir gidişin dün itibariyle başladığını memnuniyetle görüyoruz. Bu iyiye gidişin bundan sonra da devam edeceği temel beklentimizdir. Çünkü Türk ekonomisinin temelleri sağlamdır, bünyesi sağlamdır.

Birkaç gündür sadece resmî kurumlarımız değil iş çevrelerinden gelen açıklamalar da zaten bunu teyit etmektedir. Özellikle bankacılık sektörünün son derece sağlam bir yapıya sahip olduğunu herkes bilmektedir. Aslında şu anda dünyada en güçlü bankacılık sistemine sahip olan ülkelerden birisi Türkiye’dir.

Yatırım ortamı itibariyle de Türkiye’nin son derece elverişli bir yatırım ortamına sahip olduğunu hepimiz biliyoruz. Yalnız şunun da tabii altını çizmekte fayda var: Türkiye kimseyle bir ekonomik savaştan yana değildir. Fakat kendine yönelik bir saldırı söz konusu olduğunda da buna elbette tepkisiz kalması düşünülemez. Nitekim bu çerçevede aldığımız tedbirlerle kurumlarımızın eşgüdüm içerisinde uyguladığı yeni tedbirlerle hamdolsun bir iyileşme trendinin olduğunun görüyoruz.

Ayrıca, sadece Türkiye’den değil Avrupa ülkelerinden Rusya’ya, İran’dan Amerika’daki pek çok çevreye, iş çevresine kadar Trump yönetiminin ek vergi yahut Türk Lirasıyla ilgili açıklamalarına tepkilerin gelmeye de devam ettiğini görüyoruz. Yani Amerikan Ticaret Odası’ndan, Amerikan-Türk İş Konseyi’ne ve diğer ilgili bütün kuruluşlara, Türkiye’deki iş çevrelerine, TÜSİAD’a, TOBB’a ve MÜSİAD’a ve diğer ilgili bütün kurumlarımıza kadar herkes bu politikaların sadece Türk-Amerikan ilişkilerine değil dünya ekonomisine de zarar vereceğini ifade etmekteler.

Dün Sayın Cumhurbaşkanımızın da ifade ettiği gibi, Türkiye serbest piyasa kurallarına bağlı bir şekilde dünya ekonomisiyle entegre olmaya bundan sonra da devam edecektir. Bu konuda kimsenin bir endişesi olmasın.

Şu hususun da altını çizmekte fayda var diye görüyorum; özellikle Trump yönetiminin zaman zaman iç siyasi sıkışıklıktan kaynaklanan bir refleksle dışarıda birtakım gerginlikler başlattığını hepimiz görüyoruz. Yani son bir yıldır adeta bir standart uygulama hâline geldi bu yaklaşım. Bu çerçevede şu ana kadar Amerikan yönetiminin Kanada, Meksika, Çin, İran, Kore, Rusya, Küba, NATO, Almanya gibi ülkelerle ya da kurum ve kuruluşlarla birtakım gerilimler içerisine girdiğini gördük. Bu anlamda Türkiye ne ilk, ne de son ülke. Fakat bunun sadece ülkelerin ekonomilerine, dünya ticaretine değil dünyanın ekonomik dengelerine ve son tahlilde Amerikan çıkarlarına da zarar verdiği artık açık bir şekilde ortadadır. Dolayısıyla bu çerçevede biz ilgili bütün kurumlarımızın alacağı tedbirlerle, bundan sonra da uygulayacağı tedbirlerle Türk ekonomisindeki bu normalleşmenin daha da güçleneceğini öngörüyoruz.

Sayın Cumhurbaşkanımızın her fırsatta ifade ettiği gibi, siyasi istikrar ve güven ortamının güvence altına alınması, sağlam temellerin korunması birinci önceliğimiz olmaya devam edecektir. Özellikle bu hususun altını bugün tekrar çizmek istiyorum. Nitekim dün akşamdan beri döviz kurlarında yaşanan olumlu gelişmede alınan bu tedbirlerin netice vermeye başladığını göstermektedir.

Yine bu çerçevede bir önemli gösterge, şüphesiz işsizlik oranındaki düşüş ve istihdamdaki artıştır. Özellikle 15 yaş üstü ve daha yukarı yaştakilerde işsizlik oranında yüzde 10’ların altında, yüzde 9.7 gibi bir hedef tutturulmuş durumda. Bu ekonominin de istihdam noktasında olumlu bir seyirde ilerlemekte olduğunu teyit etmektedir. Amerikan yönetiminin veya başkalarının kısıtlayıcı, engelleyici zihniyetine karşı biz Türkiye olarak, ayrıca komşularımız Eurozone ülkeleri ve diğer ekonomilerle birlikte çok taraflı ve özgürlükçü bir ekonomik sistemden yana olduğumuzu ifade etmek istiyoruz. Bu yöndeki çabalarımız, çalışmalarımız, temaslarımız da bundan sonra da devam edecek.

Bildiğiniz gibi, dün de bu tedbirler çerçevesinde bazı Amerikan ürünlerine ek vergi getirilmesi konusunda bir Cumhurbaşkanlığı Kararnamesi çıkartıldı ve bu da Resmî Gazete’de yayınlandı. Bu tepkiyi de gayet vatandaşlarımızın da sahiplendiğini görüyoruz, çünkü bu etki-tepki meselesidir. Ama dediğim gibi, Türkiye hiç kimseyle bir ekonomik savaştan yana değildir, fakat kendine yönelik bir saldırı söz konusu olduğunda da kurumlarıyla, devletiyle, milletiyle, iş çevreleriyle, odalarıyla, borsalarıyla bu saldırıları püskürtmek için gereken bütün adımları da atacaktır. Ve son dönemde milletimizin tek yürek, tek ses haâinde bu mücadeleye tam destek vermiş olmasından da duyduğumuz memnuniyeti bir kez daha ifade etmek istiyorum.

Tabii siyasi istikrar dediğimiz zaman, güvenlik konusu bizim için son derece önemli. Türkiye’nin çevresinde özellikle yaşanan siyasi gelişmeler neticesinde ortaya çıkan ulusal güvenlik sorunlarına verdiği tepkiler de, aldığı tedbirler de bugüne kadar devam ettiği gibi, bundan sonra da devam edecek. Özellikle PKK terör örgütü, FETÖ terör örgütüne karşı mücadelemiz kararlı bir şekilde bundan sonra da devam edecek.

Dünyanın neresinde olurlarsa olsunlar, dünyanın neresinden gelirse gelsin bu ulusal tehditlere karşı biz etkin politikalarımızı bundan sonra da devam ettireceğiz. Nitekim bu çerçevede özellikle PKK terör örgütüne karşı son dönemde ciddi mesafelerin alındığını müşahede etmekteyiz. Özellikle İçişleri Bakanlığımızın ilgili bütün kurumlarımızla, Millî İstihbarat Teşkilatı, Türk Silahlı Kuvvetleri ve diğer birimlerimizle birlikte netice alıcı tavırlarının ve politikalarının hayata geçirildiğini görüyoruz. Nitekim baktığınız zaman son dönemde, 2018 yılı içerisinde kırmızı listeden 7, mavi listeden 5, yeşil listeden 4, turuncu listeden 4, gri listeden de 30 olmak üzere toplam 50 kilit konumdaki terör örgütü mensuplarının etkisiz hâle getirildiğini görüyoruz.

Gene ikna çalışmaları çerçevesinde 2018 yılında örgüte katılım 61 kişiyle sınırlı kalmıştır ve bu 30 yılın en düşük rakamıdır. Dolayısıyla terörle mücadele konusunda da gerçekten netice alıcı somut adımlar atılmaya devam ediyor.

Türkiye’nin sınırlarının ötesinde, Suriye’de, Irak’ta, Kandil’de, Mahmur’da, Sincar’da veya başka yerlerde Türkiye’ye dönük tehditleri de bertaraf etmek için mücadelemiz kararlılıkla bundan sonra da devam edecektir.

Nitekim dün Irak Başbakanı Sayın İbadi’nin Türkiye’ye yaptığı ziyaret çerçevesinde de bu konu özellikle görüşüldü, buradaki basın toplantısında da gerek Sayın Cumhurbaşkanımız, gerek İbadi, Irak topraklarından Türkiye’ye yönelik herhangi bir tehdidin asla kabul edilemeyeceğini ve bunların ortadan kaldırılması için Türk ve Iraklı makamların birlikte çalışacağını da ifade ettiler. Bu konuda Irak makamlarıyla görüşmelerimiz de devam edecektir.

Yine bu uluslararası diplomasi çerçevesinde bugün Katar Emiri’nin ülkemize bir ziyareti gerçekleşecek önümüzdeki birkaç saat içerisinde, Sayın Cumhurbaşkanımızla görüşmelerini yapacaklar. Katar Emiriyle hem ikili ilişkilerimizi, hem bölgesel gelişmeleri ele alacağız. Bu ziyareti biz önemsiyoruz. Bu, aynı zamanda Katar’ın Türkiye’nin yanında olduğunun da bir işaretidir.

Yine bu diplomasi trafiği çerçevesinde kendi talepleri üzerine Sayın Cumhurbaşkanımızın Sayın Almanya Şansölyesi Merkel’le bir telefon görüşmesi olacak bugün öğleden sonra.

Yarın da gene kendi talepleri üzerine Sayın Macron’la bir telefon… “Kendi talepleri” derken, talepler karşı taraftan geliyor. Sayın Macron’la Fransa Cumhurbaşkanıyla da bir telefon görüşmesi olacak. Buralarda da hem bölgesel konuları, hem ikili ilişkileri, hem de son dönemde ekonomide yaşanan bu gelişmeleri ele almaları öngörülmekte.

Aslında bu da özellikle Avrupa’da Trump yönetiminin bu engelleyici, kendilerince cezalandırıcı birtakım ekonomi politikalarına dönük tepkinin giderek yükselmekte olduğunu da işaret etmektedir. Bunu da önemli bir nokta olarak tespit etmekte fayda var düşünüyoruz.

Gene bu çerçevede Sayın Cumhurbaşkanımızın eylül ayı başında Kırgızistan’a bir ziyareti gerçekleşecek. Burada 3’üncü Dünya Göçebe Oyunları’nın Açılış Töreni’ne katılacak Sayın Cumhurbaşkanımız, aynı zamanda da Türk Konseyi 6. Zirvesi’ne İştirak edecekler. Bu konsey toplantısı bir müddettir Kırgızistan’daki seçimlerden dolayı ertelenmişti biliyorsunuz. Şimdi Eylül başında bu hem zirve gerçekleştirilecek, hem de bu vesileyle Cumhurbaşkanımızın Kırgızistan’a bir ziyareti olacak.

Bu ziyaret çerçevesinde de Kırgızistan Cumhurbaşkanı Sayın Ceenbekov’la, ayrıca Kazakistan, Azerbaycan devlet başkanlarıyla görüşmeleri olacak. Zirveye katılan ve oyunlara katılan başka devlet başkanlarıyla, hükûmet başkanlarıyla da ikili görüşmeler yapması öngörülmektedir Sayın Cumhurbaşkanımızın. Bu özellikle bizim Orta Asya ve Türk dünyasıyla ilişkilerimizin güçlenmesi noktasında da önemli bir ziyaret olacaktır. Bu hususu da tekrar sizinle paylaşmak istiyorum.

Ayrıca, biliyorsunuz Suriye’yle ilgili devam eden bir Astana süreci var. Bunun ikinci toplantısı Ankara’da Sayın Cumhurbaşkanımızın başkanlığında yapılmış idi. Üçüncü toplantının da eylül ayının ilk haftasında Tahran’da yapılması planlanmakta. Tam tarihler kesinleştiği zaman onu da sizinle paylaşacağız.

Özellikle Suriye’deki savaşın diplomatik yollardan sona erdirilmesi için Astana sürecini biz önemsiyoruz. Oradaki üç garantör ülkeden birisi olarak da bu toplantıya elbette katılacağız. Suriye’de, İdlib’de ve diğer bölgelerdeki gelişmeleri burada değerlendireceğiz.

Özellikle son dönemde İdlib’de yaşanan birtakım hareketlilikler olduğunu da biliyoruz. Şunun altını özellikle çizmek isterim: Garantör ülke olarak Türkiye daha önce Hama’da, Dera’da, Kuneytra’da ve diğer yerlerde yaşanan hadiselerin İdlib’de tekrar edilmemesi için bütün imkânlarını sefer etmiş durumdadır. Bu çerçevede ilgili bütün kurumlarımız, istihbarat teşkilatımız, Dışişleri Bakanlığımız, Türk Silahlı Kuvvetlerimiz, Millî Savunma Bakanlığımız İranlı ve Rus mevkidaşlarıyla bu konuları detaylı bir şekilde görüşüyorlar, görüşmeye devam ediyorlar.

Bildiğiniz gibi, İdlib’de yaklaşık 3,5 milyon insan yaşıyor ve çatışmasızlık bölgesi olarak da İdlib’de şu anda bizim kurduğumuz 12 tane askerî gözlem noktası var. Hem bu gözlem noktalarındaki askerlerimizin faaliyetlerini sorunsuz bir şekilde yerine getirmeleri, hem de orada sivillerin rejim saldırılarından korunması noktasında çabalarımız, gayretlerimiz de bundan sonra da devam edecek. Zira Suriye’de diplomatik yolla çözümün hayata geçirilmesi için Astana ve Cenevre süreçlerinin pürüzsüz bir şekilde sürdürülmesi büyük önem arz ediyor. Bu noktada Suriye rejiminin İdlib veya başka yerlerdeki saldırılarını derhal durdurması çağrısını da burada tekrar yenilemek istiyorum. Zira Suriye’de çok uzun bir zamana yayılmış olan bu dramın artık sonlandırılması, sivil ölümlerin bitirilmesi ve bir siyasi geçiş sürecinin hayata geçirilmesi gerekiyor. O çerçevede de özellikle Suriye’de anayasa komisyonunun kurulması ve bununla ilgili çalışmaların BM özel temsilcisinin yürüttüğü çalışmalar tahtında devam ettirilmesi önem arz ediyor. Biz bu konuda ilgili bütün taraflara, BM’ye, desteğimizi devam ettireceğiz. Bu konuyla ilgili yeni gelişmeler olduğunda da bunları sizlere paylaşacağım.”

Evet, benim gündemimdeki ana konu başlıkları bunlar arkadaşlar. Sizin sorularınıza geçebiliriz.

Soru: “Efendim, iki sorum olacak. Öncelikli olarak, dün Sayın Cumhurbaşkanının sözlerinde bugün manşetlere çıkan bir cümle vardı, Amerikan elektronik ürünlerine boykot çağrısı. Bu noktada ne tür adımlar atılacak, nasıl bir boykottan söz ediyoruz?

İkinci sorum da F-35’lerin satışına yönelik. Trump’ın son imzası sonrasında Savunma Bakanlığı 90 gün içinde bir rapor sunacak. O raporu, Ankara nasıl bir rapor bekliyor. Şayet F-35’lere yönelik olumsuz bir karar çıkarsa uluslararası hukuk yollarına başvuracak mıyız?”

Cumhurbaşkanlığı Sözcüsü Kalın: “İkinci sorunuzdan başlayayım. Sayın Trump’ın imzaladığı bu madde büyük bir paketin içinde biliyorsunuz, 2019 Amerikan savunma harcamalarıyla ilgili paketin içinde yer alan bir madde. Şu anda bir somut karşılığı yok. Şu anda zaten orada bizim pilotlarımızın eğitimi devam ediyor Amerika’da, zaten planlanan da buydu. Yaklaşık bir buçuk yıllık eğitim süresi daha var onun. Öncelikle şunun altını çizmekte fayda var: Türkiye F-35’lerin sadece müşteri olan bir ülke değildir, o projenin bir ortağıdır. Çok taraflı, çok uluslu bir projeden bahsediyoruz, 11-12 ülkenin de içinde yer aldığı ve Türkiye bunun ortaklarından birisidir, taraflarından birisidir. Şu ana kadar da üzerine düşen sorumluluklar, yükümlülükler çerçevesinde belli ödemeler de yapmıştır.

İş eğer böyle bir noktaya giderse, Türkiye tabii ki hukuk yollarına mutlaka başvurur, burada bir geri adım atması söz konusu değil. Kendi ortağı olduğu, parçası olduğu bir projedeki haklarından feragat etmesi elbette düşünülemez. Umarız iş bu noktaya gelmez. Fakat bunun tekrar altını çizmekte fayda var; Türkiye’ye dönük bu tür tehditlerle, şantajlarla, yaptırım tehditleriyle bir mesafe alınamayacağını da herkesin bilmesi gerekir. Son bir hafta- on günde ülkemizdeki bu birlik ve dayanışma duygusu ve gerçeği herhâlde birilerine ciddi bir mesaj olmalıdır diye düşünüyorum.

Amerikan elektronik ürünlerine dönük boykot çağrısını da bu çerçevede değerlendirmek gerekir. Yani bu Türkiye’ye karşı başlatılan bu ekonomik savaşın ya da işte algı operasyonlarının, spekülatif birtakım hareketlerinin bir neticesinin olması elbette beklenmesi gayet normal. Bu çerçevede vatandaşlarımız da, tüketicilerimiz de, iş çevrelerimiz de gayet rasyonel, olumlu, millî ve yerli bir tepki göstermişlerdir. Bunu da bu çerçevede değerlendirmek lazım.

Bu sorunların bir an önce çözülmesi bizim beklentimizdir. Ama bunun için de Amerikan yönetiminin Türkiye’deki yargı süreçlerine saygılı olması gerekir. Yani birtakım açıklamalarla, baskılarla Türkiye’deki yargı sürecini etkileme yolundan vazgeçmeleri gerekir. Bunlar yoluna girdiği zaman bu ilişkiler tekrar normalleşir ve bu Türk-Amerikan ilişkilerinde de yeni bir sayfanın açılması anlamına gelir. Pürüzlerin aşılması anlamına gelir, ticaretin serbest bir ortamda engelleyici ya da zecri tedbirlerle değil serbest piyasa kuralları çerçevesinde tekrar hayata geçirilmesi anlamına gelir. Bizim çabalarımız ve beklentimiz bu yönde, ama dediğim gibi Türkiye’yle dönük olumsuz bir tavır söz konusu olduğunda da bunlar karşılıksız bırakılmaz.”

Soru: “Efendim, müsaadenizle üç sorum olacak.

Birinci; Çin, Rusya ve İran’la yerli para birimi üzerinden yeni bir çalışma yapılıyordu, bu çalışmada son durum nedir? Başka bir ülkenin katılımı olacak mı?

İkinci sorum; Türkiye, ABD’ye yönelik yeni bir yaptırım kararı alacak mı son kararları gördükten sonra?

Üçüncü sorum da, Münbiç’teki askerî devriyeler devam ediyor. Bu noktada ABD Savunma Bakanının önemli açıklamaları vardı, herhangi bir etkilenme yok demişti. Askerî iş birliği sürecek mi ABD noktasında? Ve İncirlik konusunda herhangi bir şey beklemeli miyiz?”

Cumhurbaşkanlığı Sözcüsü Kalın: “Şimdi öncelikle millî paralarla ticaret yapılması konusu, Sayın Cumhurbaşkanımızın bir müddettir gündemde tuttuğu bir konu ve bunu şu ana kadar Çin, İran, Rusya gibi ülkelerle değil, başka ülkelerle de aslında konuştuk, konuşmaya da devam ediyoruz. Ve bununla ilgili Merkez Bankası olsun, diğer ilgili birimlerimiz olsun zaten yetkilendirildiler, o çalışmalarını şu an sürdürüyorlar. Nitekim bildiğiniz gibi İran Cumhurbaşkanı Özel Temsilcisi Sayın Vaizi’nin Türkiye’ye yaptığı ziyarette de bu konu tekrar gündeme geldi. Ciddi de bir mesafe alınmaya başladığını görüyoruz.

Bunu başka ülkelerle de yapabiliriz. Aslında bu sadece Türkiye’den gelen bir talep değil. Giderek doları bir tehdit ya da şantaj ya da baskı unsuru olarak kullanmak isteyen, Amerikan yönetimi olabilir, başkaları olabilir, onlara karşı bir tepki olarak bu tavrın giderek güçlendiğini görüyoruz. Bu arayışın giderek somut hâle gelmeye başladığını görüyoruz.” Yani bu dolarizasyon bakısından kurtulmak için farklı para birimleri, yerli paralar olur, başka para birimleri olur, ticaret yapılması, rezerv oluşturulması gibi konular aslında ciddi manada bu ülkelerin de gündeminde. Biz bu konuda son derece olumlu bir tutum içerisindeyiz ve bu dolar baskısından kurtulmak için de, avro olur, yuan olur, ruble olur, başka para birimleri olur, kendi millî paramızla ticaret şeklinde olur, başka alanlarda olur, çalışmalar bundan sonra da elbette devam edecek. İkinci sorunuz neydi?”

Soru: “ABD’ye yönelik yeni bir yaptırım kararı var mı?”

Cumhurbaşkanlığı Sözcüsü Kalın: “Şu anda böyle bir bize gelen bir bilgi söz konusu değil, umarız böyle bir yanlış tutum içerisinde olmazlar. Yani bu dediğim gibi sadece Türk-Amerikan ilişkilerine zarar vermez, ekonomik anlamda da bütün bölgeyi olumsuz etkiler. Çünkü Türk ekonomisinin gücü sadece Türkiye’yle ilgili mesele değildir, bölge ve dünya ekonomisiyle de doğrudan ilgilidir. Türk ekonomisi dünyaya entegre olmuş bir ekonomidir. Dolayısıyla burada yaşanacak bir kriz, dalgalanma, daralma sadece Türkiye’yi etkilemez, Avrupa ekonomisini etkiler, Orta Doğu ekonomisini etkiler, Amerikan ekonomisini, Asya ekonomisini etkiler. Yani uluslararası ilişkilerin bu kadar iç içe geçtiği ve karşılıklı bağımlılık ilişkilerinin bu kadar derinleştiği bir dönemde, siz sadece bir konuyu ya da bir ülkeyi ya da sektörü izole ederek, oradan bir yaptırım yoluna gidemezsiniz.  Bu adeta bir kelebek etkisiyle her yeri ve her şeyi etkiler. Dolayısıyla bu yönde atılacak adımlar başkalarına da zarar verir. Nitekim birkaç gündür Almanya’dan, İtalya’dan, Rusya’dan, İran’dan, başka ülkelerden gelen açıklamalar da bu gerçeği teyit etmektedir.”

“Münbiç meselesine gelince… Şu anda Münbiç eylem planı Sayın Dışişleri Bakanımızın Amerikan mevkidaşıyla 4 Haziran’da üzerinde mutabık kaldığı eylem planı hayata geçiriliyor. Şu anda uygulamaya devam ediyor, Türk ve Amerikan askerleri birbirlerinden bağımsız olarak devriyelerini yapıyorlar. Bildiğiniz gibi 90 günün sonunda da bunlar ortak hâle gelecek. Şu ana kadar planlanan çerçevede de olumlu neticeler alınmaya başlandı. Özellikle Münbiç ve civarında PYD, YPG unsurlarının çekilmeye başladığını görüyoruz. Şu ana kadar bizim askerlerimiz orada devriye nöbetlerini ve faaliyetlerini sorunsuz bir şekilde yerine getiriyorlar. Tabii ki beklentimiz, bu plan çerçevesinde YPG ve PYD unsurlarının tamamının Fırat’ın doğusuna çekilmesi ve özellikle Münbiç’teki yerel yönetim birimlerinde kimlerin yer alacağı konusunda da Türk ve Amerikan yetkilileriyle mutabık kalınacak listelerin hayata geçirilmesi. Bu yöndeki çalışmalar gayet olumlu bir şekilde devam ediyor. Bu konuda Millî Savunma Bakanımız Amerikalı mevkidaşıyla da yakın temas hâlindeler. Zaten Amerikan Savunma Bakanının da bu konuda açıklamaları oldu. Diğer alanlarda yaşanan gelişmeler Münbiç eylem planının ve Suriye’de yürüttüğümüz ortak çalışmaları olumsuz yönde etkilemeyecektir.”

Soru: “Efendim, bir süredir Amerika Birleşik Devletleri’yle yaşanan sorun konusunda bazı görüşmeler yapılıyor. Son olarak Türkiye’den bir heyet gitmişti. O görüşmenin ardından da siz de belirttiniz, diplomatik kanallardan çözüm yolunun Amerika tarafından ret edildiğine ilişkin bazı değerlendirmeler yapıldı. Washington Büyükelçisi Serdar Kılıç, Ulusal Güvenlik Danışmanı Bolton’la bir görüşme yaptı. Bu görüşmelerde gelinen son durum nedir. Şu anda Amerika’yla Türkiye arasında yaşanan süreç ne aşamada?

Bir de, bu süre zarfında Sayın Cumhurbaşkanının ABD Başkanı Trump’la bir görüşmesi söz konusu olur mu?

Bir de, Beyaz Saray’dan dün yapılan açıklama kapsamında Trump’ın rahip Brunson’ın serbest kalmamasından dolayı hayal kırıklığı yaşadığına ilişkin bir değerlendirme geldi. Onu nasıl değerlendirirsiniz?”

Cumhurbaşkanlığı Sözcüsü Kalın: “Şimdi öncelikle bir hayal kırıklığından bahsedeceksek, biz Türkiye’nin kendi ulusal çıkarları çerçevesinde yaşadığı derin hayal kırıklığını ifade edelim. Bakın, onlar bir papaz için bu ilişkileri adeta tamamen yıkma noktasına gelirken, Türkiye gibi bir ülkeyi kaybetme noktasına getirirken, Türkiye’nin meşru ve acil iki temel ulusal güvenlik meselesinde Amerikan yönetimlerinin, ne Obama yönetiminin, ne Trump yönetiminin şu ana kadar somut bir adım attığını görmedik. PKK ve FETÖ’yü kastediyorum. PKK’yla ilgili olarak bize yıllardır “PKK’yla mücadelede Türkiye’nin yanındayız, işte anlık istihbarat paylaşımı yapacağız, yapıyoruz” gibi şeyler söylendi ama somut olarak bunların sahada gerçekten yapılıp-yapılmadığına baktığınızda, bizi tatmin edici düzeyde bir iş birliğinin ortaya konmadığını maalesef görmekteyiz.

Aynı şekilde PKK’nın Suriye kolu olan YPG ve PYD’yle ilişki konusunda Amerikan yönetimlerinin, hem Obama, hem Trump yönetimlerinin tavrı, tutumu ortada. Münbiç yol haritası önemsediğimiz bir plandır. Bunun hayata geçmesi için de biz üzerimize düşeni yapıyoruz, ama mesele bununla sınırlı değil. Bizim beklentimiz, Amerikan yönetiminin bir terör örgütünün Suriye koluyla bağlarını tamamen kesmesidir. Bu konuda Cumhurbaşkanımız defalarca çağrı yaptı, çok somut eylem planları önerdi, ‘DEAŞ’la mücadeleyse biz bunu birlikte yapabiliriz’ dedi. Ama maalesef bunların hiçbirisi karşılık bulmadı ve doğrudan bizim ulusal güvenliğimize tehdit teşkil eden bir terör örgütüyle bu angajmanlarını devam ettirdiler.

İkinci olarak, FETÖ meselesi, yani şu anda FETÖ terör örgütünün elebaşı Amerika’da serbest bir şekilde yaşamaya devam ediyor. Bu örgütün mensupları Türkiye aleyhine her tür faaliyeti orada yapmaya devam ediyorlar. Charter okulları üzerinden orada ciddi bir ekonomik hareketlilik meydana getirip bu parayı da yine Türk-Amerikan ilişkilerini zehirlemek ve Türkiye aleyhine kara propaganda yapmak için kullanmaya devam ediyorlar. Yani şimdi eğer bir hayal kırıklığından bahsedeceksek, Türkiye’nin bu konudaki hayal kırıklığının çok daha derin olduğunu ifade etmemiz gerekir. Ama bu bir sadece psikolojik mesele de değil, dediğim gibi ulusal güvenliğimize tehdit teşkil eden iki tane meseleden bahsediyoruz. Ve bizim bir NATO müttefikimiz ve stratejik ortağımız olarak ifade ettiğimiz Amerika Birleşik Devletleri’nin bu konularda adım atmaması elbette kabul edilemez.

Şimdi dolayısıyla Sayın Büyükelçimizin Bolton’la yaptığı görüşmeye de temas edecek olursak, bu son tabii 15-20 gündür devam eden görüşme trafiğimizin bir devamı olarak gerçekleşen bir görüşmeydi. Sayın Dışişleri Bakanımızın mevkidaşıyla bildiğiniz gibi görüşmeleri oldu. Benim Sayın Bolton’la telefon görüşmelerim oldu.  Sayın Cumhurbaşkanımızın Sayın Trump’la görüşmeleri oldu ve biz burada hep size ne dediysek içeride de aynısını söyledik. Yani Türkiye’de bir yargı süreci var, buna saygılı olun, bu çerçevede atılacak adımları yargı belirler ve bu meselenin çözümü için de biz yapıcı bir irade ortaya koyuyoruz. Ama şimdi Türkiye’nin taleplerini tamamen göz ardı edip, sadece Amerika perspektifinden bakan birileri de adeta Türkiye’yi burada bir günah keçisi yapmaya çalışıyorlar. Sanki yapıcı olmayan taraf Türkiye’yeymiş gibi, barış ya da çözümden yana olmayan taraf Türkiye’ymiş gibi bir algı yaratılmaya çalışılıyor.

Şunu çok açık ve net ifade edelim: Biz böyle bir gerilimden, savaştan, ilişkileri kopartmaktan yana değiliz. Ama Türkiye’ye dönük bu tür bir, Türkiye’nin egemenliğine, yargı bağımsızlığına dönük bir müdahale, bir saygısızlık söz konusu olduğunda da Türkiye burada tabii gereken tepkiyi verir.

Şimdi bakın Halkbank davası hâlâ devam ediyor. Haksız bir şekilde bir kamu bankamızın uluslararası piyasalardaki itibarı zedeleniyor. Halkbank Genel Müdür Yardımcısı Hakan Atilla son derece haksız bir şekilde yargılandı, cezaya çarptırıldı, onunla ilgili süreç de hâlâ devam ediyor. Şimdi bizim diğer vatandaşlarımızla ilgili de haklarımızı savunmamız gayet normaldir. Bu, bizim en doğal hem hakkımızdır, hem de vazifemizdir, milletimize karşı bir vazifemizdir. Dolayısıyla büyükelçimiz de bu hususları Sayın Bolton’a aktardılar. Ve bu konudaki pozisyonumuz bizim son derece net. Bu konuda Amerika tarafında yapıcı bir irade ortaya konursa, biz de elbette bu müzakereleri, görüşmeleri devam ettiririz ve bu işin diplomatik yollardan çözümü için gerekli adımları da atacak iradeyi mutlaka gösteririz.”

Soru: “Cumhurbaşkanı Erdoğan ile ABD Başkanı Trump arasında bir görüşme söz konusu mu?”

Cumhurbaşkanlığı Sözcüsü Kalın: “Şu anda planlanan bir görüşme yok.”

Soru:  “Efendim, Sayın Cumhurbaşkanının iş dünyasına çağrısı oldu. Bu çağrı olumlu yanıt buldu. Bir de siyasilerin aslında Cumhurbaşkanına bir çağrısı var, Türkiye Büyük Millet Meclisi’nin olağanüstü toplanması ya da bir liderler zirvesi bu aşamada planlanıyor mu?”

Cumhurbaşkanlığı Sözcüsü Kalın: “Şu anda bu planlanmıyor, ama Sayın Cumhurbaşkanımızın yaptığı çağrının muhalefet liderleri tarafından da olumlu karşılanmış olması elbette memnuniyet verici. Yani bu süreci biz parlamentomuzla, hükûmetimizle, iş dünyamızla, STK’larımızla, diğer vatandaşlarımızla, diğer bütün ilgili kurum ve kuruluşlarımızla başarıyla atlatacağız, bundan hiç kimsenin endişesi olmasın. Yani Türkiye bu süreçten güçlenerek çıkacaktır. Nitekim bunun sonuçlarını da dün akşam itibariyle görmeye başladık. Bu iyileşme trendinin bundan sonra da devam edeceğini biz bekliyoruz. Paniğe kapılmadan sakin bir şekilde tedbirlerimizi hayata geçiriyoruz ve bununla ilgili Cumhurbaşkanımız uygun gördüğü takdirde ve şekilde siyasi partilerin liderleriyle de istişareler yapabilir, görüşmeler yapabilir. Önemli olan bu süreci bizim hep birlikte millî birlik ve beraberlik duygusu içerisinde atlatmamız.

Bakın daha önce de biz bu tür kriz durumlarıyla çok karşı karşıya geldik. Yani 17-25’i hatırlayın, PKK terörünün tırmandırılmasını hatırlayın. En son iki yıl önce 15 Temmuz hain darbe girişimini hatırlayın. Bütün bu hamleler yapıldığında; işte ‘bitti, Türkiye’nin ekonomisi çöktü, kurumları dağıldı, devlet ortada yok’ gibi algılar hep yaratılmak istendi ve hamdolsun milletimizin iradesiyle, basiretiyle ve Türkiye Cumhuriyeti’nin başındaki güçlü liderliğin ortaya koyduğu vizyonla bu sorunların hepsi aşıldı. Bu da bu şekilde aşılacaktır, bundan hiç kimsenin şüphesi olmasın.

Buradan tabii bizim çıkartacağımız birtakım dersler var. Yani bu dediğim gibi dolar baskısından kurtulmaktan serbest piyasa ekonomi kurallarının tutarlı bir şekilde uygulanmasına, kendi millî sanayimizin güçlendirilmesinden ticaret alternatiflerimizin artırılmasına kadar birçok alanda bize yeni imkânlar, yeni fırsatlar sunacaktır. Yani şu anda Türkiye bu krizi fırsata dönüştürmek üzere. Bu yönde atılan adımlar da bu krizin fırsata dönüşeceğinin işaretlerini zaten veriyor.

Soru: “Efendim, bir yandan da gözler İdlib’de elbette. Suriye rejiminin orada YPG ve PKK ile anlaşarak-uzlaşarak bir operasyon yapma ihtimali var. Eğer böyle bir operasyon olursa bir göç dalgası da söz konusu olacak. Buna yönelik Türkiye’nin bir hazırlığı var mıdır efendim?”

Cumhurbaşkanlığı Sözcüsü Kalın: “Şimdi tabii şu anda böyle bir göç dalgası beklemiyoruz, bunun olmaması için de ilgili kurumlarımız, demin de söyledim, muhataplarıyla görüşmelerini devam ettiriyorlar. Tabii YPG-PYD terör örgütünün ne tür kirli ilişkiler içerisinde olduğunu biz geçtiğimiz yıllarda pek çok defa gördük. Bunu da belgeleriyle aslında ortaya koyduk. Yani yeri geldiğinde Amerikalılarla, yeri geldiğinde Ruslarla, yeri geldiğinde Suriye rejimiyle, yeri geldiğinde başka ülkelerle, istihbarat örgütleriyle ne tür kirli ilişkilere girebileceklerini biz daha önce müşahede ettik.

Dolayısıyla rejimle böyle bir anlaşmaya varırlar-varamazlar, bilmiyorum şu anda bununla ilgili bizim elimizde somut bir veri yok. Hatırlarsanız biz Zeytin Dalı Harekâtı’nı başlattığımızda da Afrin bağlamında böyle bir anlaşma yaptıkları-yapacaklarına dair birçok haberler üretildi. Daha sonra bunların hepsinin boş olduğu ortaya çıktı. Biz kararlı bir şekilde kendi planımızı Astana süreci çerçevesinde uygulamaya devam edeceğiz. Nitekim geçen hafta Sayın Cumhurbaşkanımızın Sayın Putin’le yaptığı telefon görüşmesinde de Sayın Cumhurbaşkanımız bu konunun önemini bir kez daha vurguladılar. Bizim beklentimiz; Rusya’nın ve İran’ın rejim üzerindeki etkisini kullanarak bu tür hareketlerden uzak durmasını sağlaması, Astana sürecini, buna paralel olarak da Cenevre sürecini garanti altına alacak olan bir tutum içerisinde olmaları. Yakından takip etmeye devam edeceğiz bunu.

Peki, çok teşekkür ediyorum, iyi günler diliyorum.”