Cumhurbaşkanlığı Sözcüsü Sayın İbrahim Kalın’ın Basın Toplantısında Yaptığı Konuşma

09.05.2018

“Hepinize iyi günler diliyorum, basın toplantısına hoş geldiniz. Gündemdeki birkaç konuyu sizinle paylaşmak istiyorum, daha sonra sorularınızı alacağım.

Bildiğiniz gibi 24 Haziran'da yapılacak olan cumhurbaşkanlığı ve parlamento seçimleri ile ilgili süreç ilerliyor. Bu çerçevede Sayın Cumhurbaşkanımızın 6 Mayıs günü İstanbul İl Kongresi'nde manifestosunu açıklamasıyla bu süreç yeni bir aşamaya girdi. Bu manifestoyu da sizler de geniş bir şekilde ele aldınız, onunla ilgili sorularınız olursa daha detaylı cevaplamak isterim. Özellikle şunun altını çizeyim, manifesto aslında çok geniş kapsamlı, Türkiye'nin bugüne kadar geldiği noktayı ve bundan sonraki hedeflerini hülasa eden çok kapsamlı bir metindi ve Cumhurbaşkanımız da büyük bir kitleye büyük bir coşku ile bu manifestoyu ve vizyonunu ortaya koydu. Tabii uzun bir metin, bunun üç ayağı olduğunu ifade edebiliriz.

Sayın Cumhurbaşkanımızın direktifleriyle hazırlanan bu manifestonunum birinci ayağını ‘vizyon’ oluşturuyordu. ‘Büyük ve güçlü Türkiye’ vizyonu orada çok etkili bir şekilde ortaya kondu. Bu zaten yaklaşık 16 yıldır AK Parti iktidarlarının, Cumhurbaşkanımızın önce Başbakan daha sonra da Cumhurbaşkanı sıfatıyla Türkiye’ye hedef olarak ortaya koyduğu büyük ideali ifade etmektedir.

İkinci olarak Sayın Cumhurbaşkanımız, manifestosunda bir sistem tanımı yaptı. Cumhurbaşkanlığı Hükûmet Sistemi'nin, nasıl bir yapıya Türkiye'yi kavuşturacağına dair detaylı izahatları oldu. Burada da üç ana başlığın öne çıktığını ifade edebilirim. Birincisi 'güçlü yasama', yani Meclisin tamamen artık yasa yapmaya ve hükûmeti denetlemeye odaklanması. İkincisi 'etkin yönetim.' Böylece bu yeni sistemle çift başlılık, bürokratik oligarşi, kararların sürüncemede bırakılması gibi ihtimaller tamamen ortadan kaldırılacak ve etkin bir şekilde alınan kararlar uygulanacak.

Üçüncü olarak da 'tam bağımsız ve tarafsız yargı.' Zaten bir demokratik sistemin üç ayağını oluşturan yasama, yürütme ve yargıyla ilgili bu sistem de sağlam bir şekilde 24 Haziran'da oylanacak, ondan sonra da hayata geçirilerek, Türkiye'nin bu büyük ve güçlü ülke olma vizyonuna hizmet edecek hâle gelecek.

Bir üçüncü ayağı da ‘duygu’ boyutu, çünkü hiçbir sistem sadece kâğıt üstünde yazılarak, hayata geçirilmez. Bunu hayata geçirecek insanların, toplumun, toplumun paydaşlarının bu fikri, vizyonu, ideali sahiplenmesi son derece önemli. Bu çerçevede de Sayın Cumhurbaşkanımız bir duygu boyutunu da güçlü bir şekilde ortaya koydular ve bunu da üç kelimeyle ya da üç kavramla ifade ettiler; erdem, irade ve cesaret. Zira bu üçü olmadan bu sistemi hayata geçirmek mümkün değil ve Türkiye bu değerlerle şahlanacak.

Tabii kampanya süreci de bu vesileyle aslında başlamış oldu. Her ne kadar adayların resmiyet kazanmasına henüz birkaç gün daha varsa da, bugün itibariyle muhalefetin adayları da ortaya çıktı. Dolayısıyla biz 24 Haziran’a kadar demokratik kurallar çerçevesinde karşılıklı saygı ilkeleri esas alınarak coşkulu, saygılı bir seçim kampanyasının yapılmasını arzu ediyoruz.

Sayın Cumhurbaşkanımızın kampanya programı da bu çerçevede hazırlanmış bulunuyor. Önümüzdeki günlerde programın detayları netleştikçe bunları sizinle paylaşacağız. Bu çerçevede Sayın Cumhurbaşkanımızın il ziyaretleri elbette olacak, mitingler olacak. Gerçi kendisi şunu da söyleyeyim, yaklaşık üç, üç buçuk aydır sahada biliyorsunuz. 50 küsur ilimize ziyaretlerde bulunarak buralardaki kongreleri gerçekleştirdi. Zaten zeminin bir anlamda hazır olduğunu ifade edebiliriz. Fakat 30 kadar büyük il ve şehirde yine miting yapılması, toplantı yapılması planlanıyor. Tabii bunun dışında Adalet ve Kalkınma Partisi olarak da programlar yapılacak. Yerelde, ilçelerde, illerde, bölgelerde kapsamlı çalışmalar, seçim çalışmaları da yapılacak.

Ben yine bu vesileyle bu seçim kampanyasının bu demokratik olgunluk içerisinde yapılması temennimizi ifade etmek istiyorum. 24 Haziran günü milletimiz kendisine sunulan alternatifler içerisinden en doğrusunu mutlaka seçecektir. Bununla ilgili dediğim gibi; başka sorularınız olursa onları da memnuniyetle yanıtlamak isterim.

İkinci olarak, ekonomiyle ilgili birkaç konuyu sizinle paylaşmak istiyorum. Bildiğiniz gibi; biraz sonra burada, Külliyede Sayın Cumhurbaşkanımızın başkanlığında da bir Ekonomi Koordinasyon Toplantısı yapılacak. Hem ithalat-ihracat dengesi, hem istihdam, hem sanayi yatırımları, yabancı sermaye ve diğer alanlarla ilgili konular burada etraflı bir şekilde ele alınacak.

Bildiğiniz gibi; 2017 yılında Türk ekonomisi çok güçlü bir performans sergiledi. 2018’nin ilk çeyreğine ilişkin veriler de bu performansın aynı güçle devam edeceğini teyit etmektedir. Örneğin istihdam noktasında da şu anda ulaştığımız bir yıllık süre zarfında, geçen yıldan bugüne ulaşılan istihdam sayısı da bir milyon 357 bine varmış durumda. Bu da, özellikle çevremizdeki diğer ekonomilerle kıyasladığınızda çok ciddi bir başarı olarak not edilmelidir.

Yine birkaç hafta önce Nisan ayında Cumhurbaşkanlığı Külliyesinde, burada Cumhurbaşkanlığının verdiği himaye çerçevesinde hayata geçirilen 23 büyük proje, gerek istihdam, gerekse yatırım noktasında ekonomimize yeni bir ivme kazandıracaktır.

Bir diğer önemli ekonomi başlığımız bildiğiniz gibi turizm. Bu geçtiğimiz yıldan beri devam eden çok pozitif bir ivme var. Bunun 2018’de de devam edeceğini bekliyoruz, öngörüyoruz. Bu yıl itibariyle de Sayın Cumhurbaşkanımızın tahmini ve koyduğu bir hedef olarak da toplam Türkiye’ye gelen turist sayısının 40 milyona ulaşması bekleniyor. Bu tabii turizm sektörüyle beraber birçok başka sektörün de bundan istifade etmesi ve yeni bir canlılık kazanması anlamına geliyor.

Tabii dövizle ilgili konu birkaç haftadır gündemimizde. Bunun özellikle küresel dalgalanmalarla, küresel hareketliliklerle ilgili olduğunu da tekrar ifade etmekte fayda var. Dün Amerikan Başkanı Donald Trump’ın tek taraflı olarak İran nükleer anlaşmasından çekilmesi de tabii piyasalara bu manada bir etki yaptı, petrol fiyatı bildiğiniz gibi yükseldi. Dolayısıyla bu ekosistem içerisinde birbirini etkileyen birçok dinamik var. Fakat bu noktada kısa ve net bir mesaj vermek gerekirse; hükûmetimizin, Cumhurbaşkanımızın başkanlığında uzun yıllardır sürdürdüğü mali disipline dayalı ekonomi politikaları aynen devam edecek, yani bir seçim ekonomisi vesaire söz konusu değil. Zaten büyük yatırımlar, yani bu TANAP’tır, üçüncü havalimanıdır, Çanakkale Köprüsü’dür, Kanal İstanbul’dur, bunun gibi birçok büyük proje seçim kampanyasından ve sürecinden bağımsız olarak zaten tam hızla, tam kapasiteyle devam etmektedir. Bugün yapılacak toplantıda da tabii bu konular, faiz meselesi, enflasyon, cari açık, istihdam ve diğer konular da etraflı bir şekilde ele alınacaktır.

Bu manada 2018, Türk ekonomisi açısından da asla bir kayıp yıl değildir. Aslında seçimlerin erkene alınmasının böyle bir faydası da oldu. Öbür türlü 2018 işte seçim tahminleri, hazırlıkları vesaireyle geçecekti. Erkene alınmasının piyasalara böyle bir olumlu katkısı da oldu. Bunu da özellikle ifade etmek istiyorum.

Bir diğer önemli başlığımız arkadaşlar, terörle mücadele. Bu konuda bildiğiniz gibi özellikle son yıllarda çok etkin bir mücadele vermekteyiz. İç tehditler, dış tehditler, bölgeden kaynaklanan tehditler, PKK, YPG, PYD gibi terör örgütleri, DEAŞ, El Kaide gibi terör örgütleri, FETÖ gibi terör örgütlerine karşı, DHKP-C gibi terör örgütlerine karşı da bizim mücadelemiz kararlılıkla devam ediyor. Bundan da sonra da devam edecek.

Yine bu çerçevede bildiğiniz gibi başlattığımız Zeytin Dalı Harekâtı, Afrin bölgesinde güven ve istikrarı büyük ölçüde tamamlamış durumda. Şu anda oradan ülkemize yönelik tehditler tamamen bertaraf edilmiş durumda. Fakat biz tabii her zaman olduğu gibi teyakkuz hâlindeyiz. Güvenlik birimlerimiz, Türk Silahlı Kuvvetlerimiz, polis teşkilatımız, Millî İstihbarat Teşkilatımız, jandarmamız, korucularımız ülkemizin iç ve dış güvenliği için çalışmalarını yoğun bir şekilde devam ettirmekteler.

Yine bildiğiniz gibi; İdlib bölgesinde potansiyel bir risk alanı olarak Türk Silahlı Kuvvetleri 12 tane gözlem noktası inşa ediyor. Bugün itibarıyla onuncusu da kurulmuş durumda. Bu özellikle İdlib’e sıkışmış olan 2,5 milyondan fazla insanın güvenliği açısından da önem arz ediyor, bizim sınır güvenliğimiz açısından da ehemmiyet arz ediyor. Bu konuda da çalışmalar yoğun bir şekilde ilgili birimlerimiz tarafından devam ettiriliyor. Bundan sonra da terörle mücadele en etkin bir şekilde devam ettirilecek.

Dış politikayla ilgili birkaç konuya değinmek istiyorum. Dış politikadaki hareketliliğimiz, dinamizmimiz aynen devam ediyor. Siz de takip ettiniz, geçtiğimiz özellikle iki üç hafta içerisinde çok yoğun bir dış politika trafiğimiz oldu.

Öncelikle Azerbaycan seçimlerinden sonra Sayın İlham Aliyev ilk yurt dışı ziyaretini 24-25 Nisan tarihlerinde ülkemize yaptı. Bu iki ülkenin kadim kardeşliğinin, dostluğunun, tarihî, kültürel, dini bağlarının ve siyasi müttefikliğinin en güzel göstergesi olarak kayıtlara geçti.

Ardından bildiğiniz gibi; bizim 29 Nisan-3 Mayıs tarihlerini kapsayan ya da 4 Mayıs dönüş tarihimizi esas alırsanız, tarihlerini kapsayan bir Özbekistan, Güney Kore ziyaretimiz oldu.

Özellikle Özbekistan ayağının çok önem arz ettiğini ifade etmek istiyorum. Türk dünyasıyla ilişkilerimizin her düzeyde güçlendirilmesi noktasında Cumhurbaşkanımızın tam bir iradesi var. Bunun özellikle Özbekistan’daki yeni yönetimle hayata geçiriliyor olmasından da büyük bir memnuniyet duyuyoruz.

Bu ziyarette bildiğiniz gibi; 25 anlaşma imzalandı her alanda, ulaştırmadan enerjiye, diplomasiden eğitime. Ve Türk iş adamları orada artık daha rahat bir iş ortamında çalışabilecekler. Özbekistan Cumhurbaşkanı Sayın Şevket Mirziyoyev bunu Taşkent’te yapılan iş forumunda çok açık ve net bir şekilde ve güçlü bir şekilde ifade etti.

Oradan bildiğiniz gibi; Güney Kore’ye bir ziyaretimiz oldu. Özellikle Kuzey-Güney yakınlaşmasının hemen ardından Güney Kore’ye gerçekleştirilen ilk yurt dışı ziyaret olması hasebiyle de bu ziyaretin özellikle zamanlamasının çok anlamlı olduğunu ifade etmek isteriz. Nitekim Güney Kore makamları da bundan büyük bir memnuniyet duyduklarını ifade ettiler.

Bu vesileyle şunu da kayda geçirmek isterim: Kuzey-Güney yakınlaşmasını Türkiye tam olarak desteklemektedir. Ve Kore Yarımadası’nda nükleer silahsızlanma programını da tam olarak desteklediğimizi ifade etmek isterim. Nitekim bu konuda Sayın Cumhurbaşkanımızın Güney Kore Cumhurbaşkanıyla yaptığı görüşmede de, bize düşen bir şey olursa, herhangi bir katkı söz konusu olursa buna hazır olduğumuzu ifade ettiler. Ve Cumhurbaşkanımızın da bu Güney-Kuzey yakınlaşmasıyla ilgili diplomatik girişimleri bundan sonra da devam edecek.

Gene iki gün önce bildiğiniz gibi Sırbistan Cumhurbaşkanının ülkemize bir ziyareti oldu. Bu da bizim bu 360 derece dış politika perspektifimizin aslında güzel örneklerinden birisi. Yani bir tarafta Azerbaycan bize geliyor, biz Özbekistan’a, Güney Kore’ye gidiyoruz, Sırbistan geliyor. Yakınlarda biliyorsunuz bu hafta sonu bir İngiltere seyahati olacak Cumhurbaşkanımızın. Ardından ayın 20’sinde bir Bosna Hersek ziyareti olacak. Yani dolayısıyla Türkiye böyle tek boyutlu, tek kutuplu dış politika izliyor. ‘Şu eksenden, bu eksenden uzaklaşıyor’ gibi eleştirilerin bir gerçekliğinin olmadığını da teyit etmesi açısından önemli.

Sırbistan Cumhurbaşkanının ziyareti de ikili ilişkilerimizin gelişmesi anlamında da, Balkanlar’da güven ve istikrarın tesisi anlamında da çok önemli bir dönüm noktası olmuştur. Özellikle Belgrad-Saraybosna karayolunun ki bunu Cumhurbaşkanımız ‘Balkanlar Barış Yolu’ olarak ifade ettiler, hayata geçirilmesi noktasında da çalışmalar yoğun bir şekilde devam ediyor. Bunun da önümüzdeki yıllarda somut neticelerini, semerelerini hep birlikte göreceğiz.

Bir diğer önemli konu dış politikada, bildiğiniz gibi dün Amerika Birleşik Devletleri’nin İran nükleer anlaşmasından tek taraflı çekilmesiyle ortaya çıkan bir durum var. Bizim pozisyonumuz, dün yaptığımız açıklamalarda da ifade ettiğimiz gibi, bu anlaşmanın devam etmesinden yana. Amerika Birleşik Devletleri’nin tek taraflı olarak anlaşmadan çekilmesi endişe vericidir. Bu, bölgede yeni istikrarsızlıklara, gerilimlere ve çatışmalara yol açma riskini taşımaktadır. Uzun müzakereler sonunda, diplomatik girişimler neticesinde varılmış bir anlaşmanın tek taraflı olarak kaldırılması ya da iptal edilmesi, elbette Amerika Birleşik Devletleri’nin güvenilirliğini de sarsmaktadır. Bu konuda biz diğer, çok taraflı bir anlaşma olduğu için diğer ülkelerle birlikte bu anlaşmanın aynen devam etmesi tarafındayız. Nitekim dün de çeşitli Avrupa ülkelerinin bu konuda ortak açıklamaları oldu.

Şunun da altını çizeyim: Biz bölgede hiçbir ülkenin nükleer silaha sahip olmasını istemiyoruz. Bölgemizin tamamen sahibi kim olursa olsun bütün nükleer silahlardan arındırılması bizim öncelikli hedefimizdir. Buna bölgede nükleer silah sahibi olduğu bilinen ülke ya da ülkeler de dâhildir. Dolayısıyla bu konuyla ilgili bizim de temaslarımız, girişimlerimiz devam edecek, konuyu yakından takip edeceğiz.

Son olarak bir konuya değinmek istiyorum. Dün Sayın Cumhurbaşkanımızın da gündeme getirdiği bu Fransa’da yayınlanan bildiriyle ilgili, direk ona girmeyeceğim ama ilgili bir başka konuya değineceğim.

Almanya İçişleri Bakanının geçenlerde yaptığı bir resmi açıklamaya göre, 2017 suç istatistik raporunda, geçtiğimiz yıl, 2017 yılında İslam karşıtı nefret suçlarının sayısında çok ciddi bir artış tespit edilmiş durumda. Geçen yıl sadece Almanya’da 1075 İslam karşıtı nefret suçu işlendi. Şimdi bu tabii kayıtlara giren, rapor edilen, resmi olarak elimizde veri hâline gelen saldırılar. Muhtemelen bunların dışında daha başka saldırılar da var.

Şimdi aynı şekilde İslam karşıtı saldırılara paralel olarak antisemitik saldırıların da, nefret suçlarının da artış gösterdiğini görüyoruz. Gene aynı rapora göre 2017 yılında Almanya’da 1507 antisemitik suç işlenmiş. Saldırı ve benzeri hadiselerin yaşandığını görüyoruz; yani yüzde 2,5’luk bir artış.

Şimdi bütün bunları topladığımızda bizim mesajımız çok açık ve net: Antisemitizmin kaynağı ne İslam’dır, ne Müslümanlardır. Avrupa’da yükselişe geçen aşırı sağ hareketlerdir, ırkçı söylemlerdir, nefret söylemleridir ve bu gruplardır. Dolayısıyla bazı Avrupalılar kutsal kitabımıza ilişkin kendilerince birtakım çağrılarda, taleplerde ya da tasarruflarda bulunmak yerine, öncelikle Avrupa’da yükselişe geçen bu aşırı sağın nereye gideceğine dair birtakım tedbirler almalıdırlar. Bizim kitabımızla uğraşmak yerine, aşırı sağın yükselişini önlemek için çaba sarf etmelidirler. Çünkü antisemitizm gibi ırkçı nefret söylemlerinin, İslam karşıtı ırkçı nefret söylemlerinin kökeni ne Müslümanlardır, ne de kutsal dinimizin kitabıdır. Bu Avrupa’da yaşanan, yükselişe geçen aşırı sağcı ırkçı nefret söylemleridir. Bunun da özellikle kayda geçirilmesinin önem arz ettiğini ifade etmek istiyorum.”

Ben bu başlıklarla iktifa edeyim, sizin sorularınızla devam edelim.

SORU: Benim sorum dün Cumhurbaşkanımızın yaptığı bir açıklama üzerine. “Milletimiz tamam derse ancak o zaman kenara çekiliriz” sözlerinin ardından, sosyal medyada ‘tamam’ mesajlarıyla başlatılan kampanyanın bir algı operasyonuna dönüştüğünü düşünüyor musunuz? Yine ‘devam’ mesajlarına da bir sansür uygulanmasını nasıl değerlendiriyorsunuz?

İkinci sorum da, atamayan öğretmenler konusunda olacak. Bu noktada bir hazırlık var mıdır? Yaz ayları için öğretmenlere bir atama müjdesi verilecek mi?

CUMHURBAŞKANLIĞI SÖZCÜSÜ İBRAHİM KALIN: Şimdi sosyal medya tabii etkin bir iletişim aracı, çağımızın önemli mecralarından birisi. Buna bigâne kalmak mümkün değil. Fakat sosyal medyayı kullanarak birtakım manipülasyonlara girişmek de netice vermeyecek beyhude çabalardır. Biz geçmişte daha önceki seçimlerde, başka olaylarda, Gezi olaylarında ve başka yerlerde de bu tür şeyleri çok yaşadık, çok tecrübe ettik. Bunun nihai kararını verecek olan milletimizdir. Sandığa gittiği zaman vereceği karar asıl belirleyici olacaktır. Bu, sosyal medyaya ilgisiz kalalım, kullanmayalım anlamına gelmez.

Ama dediğim gibi, burada birtakım işte bot, sahte hesaplar üzerinden manipülasyonların yapılmasının bir netice vermediğini geçmişte, bundan sonra da vermeyeceğini bir kez daha ifade etmek isterim. Biz gerçeklerle uğraşalım. Zaten hayatımızda çok fazla sanal şey var, gerçekler her şeyi ortaya çıkaracak. 24 Haziran’da milletimizin önüne sandık konulduğunda milletimizin kararının ne olacağını hep birlikte göreceğiz. Biz tabii ki bu kararın devam olacağını öngörüyoruz, düşünüyoruz, inanıyoruz. Bu konuda güvenimiz tam, en ufak bir tereddüdümüz yok. Şu kadar tweet atılmış, bu kadar TT olmuş vesaire, bunlar açıkçası çok bağlayıcı şeyler değil. Aslolan milletimizin aklıyla, vicdanıyla o gün vereceği karardır ve biz de bütün gayretimizi, çabamızı buna teksif etmiş durumdayız.

Öğretmenlerle ilgili 20 bin artı 5 bin, yani toplamda 25 bin öğretmenin ataması için çalışmalar şu anda devam ediyor. Milli Eğitim Bakanımızın bu konudaki çalışması sürüyor. Bu önümüzdeki haftalarda, aylarda işte mülakatlar, atamalar vesaireler tamamlanacak ve Eylül ayı itibariyle de 25 bin yeni öğretmenimiz yeni öğretim yılında görevlerine başlayacak.

SORU: Efendim, bu Amerika’nın tek taraflı nükleer anlaşmadan çekilmesi konusunda Türkiye’nin temaslarının süreceğini söylediniz. Bu konuda gerek Amerika tarafı Trump’la ya da İran Cumhurbaşkanıyla Cumhurbaşkanının bir görüşmesi söz konusu mudur?

CUMHURBAŞKANLIĞI SÖZCÜSÜ İBRAHİM KALIN- Hemen yakın planda bugün yarın planladığımız bir görüşme trafiği yok, ama olabilir. Yani bu konu küresel siyaseti de ilgilendiren, bölge dinamiklerini de ilgilendiren bir konu. Biz dün açıklamalarımızı yaptık. Dün Sayın Cumhurbaşkanımız bir uluslararası televizyon kanalına verdiği mülakatta da bu konuyu açtı. Oradaki bizim temel mesajımız; Bu tür kavgaların kazananı olmaz. Her şeyin bu kadar iç-içe geçtiği, karşılıklı bağımlılık ilişkilerinin güçlendiği küresel bir dünyada siz bir adım attığınızda bunun sonuçlarının ne olacağını hesaplamak zorundasınız. “Ben sadece kendi ekonomimi ya da kendi siyasi ya da stratejik önceliklerimi düşüneyim, başkalarına bunun nasıl yansıyacağını, nasıl etki yapacağını dikkate almayayım” diyemezsiniz. Bu dünya öyle bir dünya değil. Çünkü eninde sonunda bu etki gelip sizi de bir yerden vurur, size de zarar verir. Dün Cumhurbaşkanımız da zaten bu yönde değerlendirmeler yaptı. Tabii bu karardan Amerika Birleşik Devletleri vazgeçer, vazgeçmez, artık bu onların kararı. Ama biz özellikle yeni getirilen yaptırımları yakından takip edeceğiz. Çünkü bu sadece Amerika Birleşik Devletleri’ni değil Avrupa ülkelerini, Türkiye’yi, Türk firmalarını, Avrupa firmalarını da etkiliyor.

Tabii öncelikle bunların yanı sıra İran halkının da bu yaptırımlardan olumsuz yönde etkilenmesini biz arzu etmeyiz. Yani bu yönde bize düşen herhangi bir sorumluluk söz konusu olduğunda da bunu yerine getirmekten çekinmeyiz. Bölgede zaten yeteri kadar gerilim var, Suriye meselesi, Irak meselesi, işte etnik-mezhebi gerilimler, devam eden savaşlar vesaire… Bütün bunlarla düşündüğünüzde bunlara yenilerini eklemenin devlet aklıyla bağdaştırılır bir tarafı yok. Dolayısıyla biz bu gerilimleri daha da artıracak değil tersine minimize edecek bir çabanın içerisinde olacağız.

SORU: Efendim, Yunanistan’daki FETÖ davaları da bir yandan devam ediyor. Yunanistan İltica Bürosu darbe girişimi sonrası Yunanistan’a kaçan eski askerlerden birinin daha iltica talebini kabul etti, bu noktada bir yorumunuz olacak mı?

CUMHURBAŞKANLIĞI SÖZCÜSÜ İBRAHİM KALIN: Şimdi bu sekiz darbeci askerden, yani sekiz teröristten ikincisinin iltica talebinin kabul edilmesi vahim bir durum. Biz bunu Yunan makamlarıyla bakın bir buçuk yıldan fazla bir zaman oldu, Temmuz’da iki yıl olacak, defalarca konuştuk. Kendilerinin birtakım gayretlerinin olduğunu biliyoruz, fakat bunların yeterli olmadığını ve bu terörist darbeci askerlerin ellerini-kollarını sallayarak yanı başımızdaki bir ülkede, hem de bir AB ülkesinde dolaşmalarına izin verildiği gerçeği de önümüzde duruyor. Şimdi buna bizim tepkisiz kalmamız mümkün değil. Yani bir tarafta hukukun üstünlüğü diyeceksiniz, darbelere karşı demokrasi diyeceksiniz, seçimle iş başına gelmiş bir hükümeti devirmeye çalışmanın, onun cumhurbaşkanını öldürmeye çalışmanın bir suç olduğunu, anayasal bir suç olduğunu söyleyeceksiniz, ama öbür tarafta da bunlarla ilgili şu veya bu gerekçeyle bir adım atmayacaksınız! Bunun kabul edilebilir bir tarafı yok. Ve herkes biliyor ki; bu sekiz asker Türkiye Cumhuriyeti’nin iki tane helikopterini çalarak gittiler Yunanistan tarafına ve bunlar Cumhurbaşkanımızı ve ailesini öldürme kastıyla Marmaris’e gitmiş kişilerdi, bunları herkes biliyor. Buna ilaveten biz bunlarla ilgili onlarca dava dosyası gönderdik, iddianame gönderdik. Onlar hakkındaki bütün bilgileri-belgeleri ortaya koyduk. Bütün bu çabalarımıza rağmen bırakınız bunların iadesini, bunların serbest bırakılması ya da iltica taleplerinin kabul edilmesi hukuk adına da bir skandaldır. Siyasi açıdan da elbette ikili ilişkilerimizi olumsuz yönde etkileyecek bir gelişmedir. Bunu zaten aslında kendileri de biliyorlardı. Yani gözaltı ya da tutuklama süresinin 18 ayın sonunda sona ereceğini biliyorlardı ve biz bununla ilgili bütün çağrılarımızı yaptık. Yine hukuk sistemi içerisinde, yine ikili anlaşmalar çerçevesinde çağrımızı yaptık. Tersi olsaydı, bir başka ülkede, Yunanistan’da veya Almanya’da veya Fransa’da darbe girişimini yapıp o ülkenin cumhurbaşkanını öldürmeye kasteden bir grup insan Türkiye’ye gelseydi ve biz bunları bir buçuk yıl burada şu veya bu gerekçeyle tutsaydık, korusaydık, işte hukuk bilmem ne vesaire diyerek bu süreleri bunlara verseydik, bir de bunun üzerine iltica taleplerini kabul etseydik bu ülkelerin tepkisi ne olurdu? Biz bu tepkiyi verdiğimiz zaman, Türkiye işte aşırı tepki veriyor vesaire diyorlar.

Bakın hala maalesef bazı Avrupa ülkeleri 15 Temmuz günü yaşanan hadisenin vahametini kavrayamamış durumdalar. Söze gelince biz darbeye karşıyız diyorlar, darbeleri desteklemiyoruz, biz demokrasinin yanındayız diyorlar. Ama eyleme gelince maalesef ortada işte ikinci askerin iltica başvurusunun kabul edilmesi gibi vahim bir durum var. Ayinesi iştir kişinin lafa bakılmaz. Biz burada Yunan tarafından somut adımlar bekliyoruz. Aynı şekilde Avrupa’ya kaçan, Amerika’ya kaçan diğer FETÖ’cü teröristlerle ilgili de bu çağrımızı tekrar ediyoruz ve onlarla ilgili de her türlü hukuki yolu yine hukuk çerçevesinde takip edeceğimizi, devreye sokacağımızı bir kez daha ifade ediyoruz. Onların yaklaşımı, pozisyonu ne olursa olsun Türkiye, FETÖ terör örgütüyle dünyanın her yerinde en kararlı şekilde mücadeleye devam edecektir.

SORU: Efendim, kampanya süreci başladı dediniz. Sayın Cumhurbaşkanının Sayın Bahçeli’yle birlikte ortak bir mitingi söz konusu mu, böyle bir şey planlanıyor mu?

CUMHURBAŞKANLIĞI SÖZCÜSÜ İBRAHİM KALIN: Evet, böyle bir ihtimal var. Henüz dediğim gibi çok kesinleşmiş, tarihi, yeri, şekli netleştirilmiş bir kampanya programı henüz oluşmadı, şu günlerde oluşuyor. Böyle bir ihtimal de var, Milliyetçi Hareket Partisiyle ortak bir miting de yapılabilir, son tahlilde Cumhur İttifakı’nın bir mitingi olarak. Dolayısıyla Büyük Birlik Partisi de buna katılabilir. Bu Cumhur İttifakı’nın gücünü, birlik ve beraberlik ruhunu, duygusunu yansıtacak önemli bir miting olacaktır mutlaka. Zaten sokağa çıktığınız zaman, kamuoyunu şöyle izlediğiniz zaman, Cumhur İttifakı’nın gerçek manada sahiplenildiğini, kabullenildiğini de görüyorsunuz. Dolayısıyla bunu bir mitingle, ortak birtakım programlarla taçlandırmak da elbette güzel olacaktır.

SORU: Efendim, ben de bu İran yaptırımlarına ilişkin biraz ayrıntı rica edeceğim. Trump’ın kararını açıklamasından sonra şimdi yaptırımlara ilişkin ayrıntıların onu takip etmesi bekleniyor. Ticari yaptırımlar içinde de İran’la ticaret yapan ülkelere yönelik önlemler de söz konusu olabileceği belirtiliyor. Türkiye’nin de son dönemde İran’la artan bir ticaret grafiği var. Buna ilişkin Türkiye’nin tutumuna dair biraz ayrıntı, ipucu verebilir misiniz?

CUMHURBAŞKANLIĞI SÖZCÜSÜ İBRAHİM KALIN: İran bizim önemli bir komşumuzdur, önemli bir ticaret ortağımızdır. İran’la çok önemli enerji anlaşmalarımız var, ithalat-ihracat anlaşmalarımız var. Sınır ticaretimiz var ve birçok alanda yürüttüğümüz çok önemli siyasi, ekonomik ilişkiler var. Daha önce de biliyorsunuz İran’a yönelik bu tür yaptırımlar uygulandı. Bundan İran halkı zarar gördü, bundan bölge ülkeleri zarar gördü. Yani biz bu tür çatışmacı yaklaşımlardan ziyade daha angaje edici, kucaklayıcı bir yaklaşımın isabetli olacağı kanaatindeyiz. Biz İran’la ilişkilerimizi de hep bu çerçevede yürüttük. Bu, İran’la her konuda anlaştığımız manasına gelmiyor. Suriye konusunda anlaştığımız yerler var, anlaşamadığımız yerler var. Irak konusunda ve diğer konularda… Ama terörle mücadeledir, ticarettir, sınır güvenliğidir, bu tür konularda da yürüttüğümüz ortak projeler var. Dolayısıyla tabii o yeni yaptırım rejiminin detaylarını bir görmemiz lazım. Ne kapsamda yapacaklar, hangi ülkeleri ya da ticari şirketleri buna dahil edecekler, hangi ticaret kalemleri bunun içinde olacak, bunların hepsini göreceğiz. Yani 2015 öncesi rejimin aynısı mı uygulanacak, o revize mi edilecek, onların somut çıktıklarını bir görelim. Ama prensip olarak bu kararın dediğim gibi bölgede istikrarsızlığı körükleyeceği, yeni çatışmalara yol açacağına dair bizim ciddi endişelerimiz var.

SORU: Efendim, CHP’nin adayı Muharrem İnce’nin Sayın Cumhurbaşkanı’ndan bir randevu talebi vardı Genel Merkezde gerçekleşmesi beklenen. Bunun tarihi belli oldu acaba?

Bir de, 20 Mayıs’ta Avrupa’da Saraybosna’da bir buluşma gerçekleşecek. Avrupa’da diğer ülkelerde ya da kentlerde netleşen bir buluşma takvimi var mı acaba?

CUMHURBAŞKANLIĞI SÖZCÜSÜ İBRAHİM KALIN: Şimdi Sayın Muharrem İnce’nin randevu talebi bize ulaştı. Sayın Cumhurbaşkanımız da ifade ettiler, uygun bir zamanda AK Parti Genel Merkezinde kendisi kabul edecek. Program üzerinde çalışılıyor. Bu önümüzdeki birkaç gün içinde bu olabilir.

Şunun da altını çizeyim: Cumhurbaşkanımız siyasi nezakete son derece ehemmiyet veren bir liderdir. Bu nezaket çerçevesinde elbette Sayın İnce’yi kabul edecektir, görüşecektir. Çünkü baştan beri bakın kampanya, daha doğrusu şöyle söyleyeyim, seçim tarihinin ilan edildiği günden itibaren biz bu seçim kampanyasının yapıcı söylemlerle inşa edilmesi gerektiğinin hep altını çizdik. Nitekim 6 Mayıs’ta İstanbul’daki manifesto toplantısında da Cumhurbaşkanımız bunun mesajlarını çok açık ve net bir şekilde verdi. Şimdi bunun dışında yollara tevessül etmek, manipülatör, seviyesiz, düzeysiz yaklaşımlar, saldırılar bizim kabul edebileceğimiz bir tarz değildir, Cumhurbaşkanımızın siyaset tarzına da aykırıdır. Dolayısıyla, bu kabul elbette bu çerçevede gerçekleşecektir, görüş alışverişinde bulunacaktır, karşılıklı olarak ‘hayırlı olsun’ denecektir. Ama biz kendi koyduğumuz ilkeler çerçevesinde, kendi yol haritamız çerçevesinde bu kampanyayı da en etkili bir şekilde yürüteceğiz. Dolayısıyla, hani randevu verilmesinde herhangi bir sıkıntı yok, ama dediğim gibi gün ve saat olarak özel kalemler bunu çalışıyorlar. Muhtemelen önümüzdeki birkaç gün içinde bu görüşme de gerçekleşebilir.

İkinci sorunuz.

SORU: Avrupa…

CUMHURBAŞKANLIĞI SÖZCÜSÜ İBRAHİM KALIN: Şimdi 20 Mayıs’ta bildiğiniz gibi bizim Avrupa’da daha önce kurulmuş olan vatandaşlarımızın Avrupa Türk Demokratlar Birliği adında bir derneği var. Bunlar hemen hemen bütün Avrupa’nın her yerinde örgütlenmiş önemli bir STK’mız. Orada demokrasi, seçimlere katılım, vatandaş hakları, sivil haklar, bütün bu alanlarda güzel çalışmalar yaptılar, yapıyorlar. Son yıllarda daha da açılarak başka ülkelerin vatandaşlarıyla güzel temaslar kurdular. Çok başarılı bir bölgesel diyeyim bütün Avrupa’yı kapsadığı için, bir STK haline geldi. Onların bu yılki kongresi, olağan kongresi 20 Mayıs’ta Bosna Hersek’te Saraybosna’da yapılacak ve Sayın Cumhurbaşkanımızı da buraya davet ettiler. Kendisi de bu davete icabet etti. Dolayısıyla şu anda orada bu büyük buluşma gerçekleşecek. Sayın Cumhurbaşkanımız hem Avrupa Türk Demokratlar Birliği’nin Kurultayına, mensuplarına, hem Avrupa’daki vatandaşlarımıza mesajlarını verecek. Tabii bizim içerideki kampanya programımız, bir de süre az olduğu için, şurada 40 günden az bir zaman kaldı, şu anda planlanan başka bir Avrupa seyahati yok. Dediğim gibi bir İngiltere olacak bu hafta sonu. Cumhurbaşkanımız da o seyahat çerçevesinde Tatlı Dil Forumu’nun kapanış yemeğine katılacak. Ardından İngiltere Başbakanı Sayın May’le, İngiliz Kraliçesiyle görüşmeleri olacak. Bu arada iş çevreleriyle, basın mensuplarıyla da Londra’da temasları olacak. Zaten dediğim gibi, yani biz buradaki kampanyayı başlattığımızda 30’a yakın ili ziyaretten bahsediyoruz. Bu yani sadece bir günlük ziyaret gibi düşünmeyin, onun sağında solunda onlarca program oluyor biliyorsunuz; kabuller programlar. Bu arada devlet yönetme işi devam ediyor kampanyayla birlikte. Dolayısıyla, ağırlığımız bu içerideki kampanyaya olacak, oraya yoğunlaşacak. Ama 20 Mayıs’ta da Saraybosna’da bu buluşmayı gerçekleştireceğiz.

SORU: Ekonomiyle ilgili önemli bir toplantı olacağını söylediniz Külliye’de. Özellikle son günlerde dövizdeki aşırı artışı da dikkate aldığımızda bu artışı durdurmak için bir ekonomik tedbir paketi buradan çıkabilir mi? Bununla ilgili ne gibi somut adımlar atılması planlanıyor acaba?

CUMHURBAŞKANLIĞI SÖZCÜSÜ İBRAHİM KALIN: Şimdi arkadaşlar, bildiğiniz gibi geçen haftaydı zannediyorum, biz Özbekistan ya da Kore’deyken Sayın Başbakanımızın zaten bir paket açıklaması oldu. Yani emeklilerle ilgili, imar barışıyla ilgili ve diğer konularla ilgili. Mesela bunu böyle bir paket gibi isimlendirmek çok doğru olmaz. Zaten hükümetimiz bu konuda çok kapsamlı bir çalışma yaptı ve bunu açıkladı. Daha bu sabah Maliye Bakanımız Sayın Naci Ağbal da, yurt dışından buraya varlık getirecek kişilerle ilgili birtakım teşviklerin hayata geçirileceğini ifade etti.

Öncelikle şunu söyleyeyim: Bu tür toplantılar aslında devlet yönetiminin normal seyri içerisinde dönem dönem yapılır, tedbirler alınır, politikalar belirlenir ve hayata geçirilir. Yani buradan bir olağanüstülük ya da bir panik hali çıkartmak doğru olmaz. Dolayısıyla hani piyasada dolanan spekülatif haberler yerine, bu dolarla ilgili olur, borsalarla ilgili olur, yabancı yatırımla ya da uluslararası sermayeyle ilgili, başka konularla ilgili olabilir, onun yerine resmi makamların yaptığı açıklamaları esas almakta fayda var. Tabii şimdi toplantının içeriğiyle ilgili daha toplantı başlamadan benim bir şey söylemem takdir edersiniz ki uygun olmaz. Ama döviz meselesi olsun, diğer konular olsun bu toplantıda etraflı bir şekilde ele alınacak.

SORU: İlk sorum; önümüzdeki hafta Amerika Birleşik Devletleri İsrail’deki Büyükelçiliğini Tel Aviv’den Kudüs’e taşıyacak. Bu konuyla ilgili Türkiye İslam İşbirliği Teşkilatı Zirve Dönem Başkanlığı yapıyor. Ne tür önlemler alınacak? Yani bir paket var mıdır, bir yaptırım uygulanacak mıdır Amerika Birleşik Devletleri ve İsrail’e?

Bir de, konuşmanızın başında belirttiniz, özellikle Afrin Harekâtıyla birlikte artık bölgedeki terör unsurlarının büyük oranda kontrol altına alındığı ve terörist unsurlarının engellendiğini. Sayın Cumhurbaşkanı geçtiğimiz aylarda yeni hedef olarak Tel Rıfat’ı göstermişti. Bu söylediklerinizden bu bölgeye herhangi bir operasyon yapılmayacağını mı anlamalıyız.

CUMHURBAŞKANLIĞI SÖZCÜSÜ İBRAHİM KALIN: Şimdi ikinci sorunuzdan başlayayım. Tel Rıfat, hemen biliyorsunuz Afrin’in hemen Güneydoğu’sunda bulunan bir yer. Aslında orada da büyük oranda PYD-YPG varlığı neredeyse sıfırlanmış durumda. Ama daha önemlisi, Tel Rıfat’tan PYD-YPG teröründen dolayı kaçmak zorunda olan, Azez’e gitmek durumunda olan binlerce, on binlerce insan var. Geçtiğimiz haftalarda da bunlar birçok gösteriler yaptılar, taleplerde bulundular, biz tekrar evimize, köyümüze, şehrimize dönmek istiyoruz diye. Bu konuyu biz Ruslarla görüşmeye devam ediyoruz. Tel Rıfat’ta herhangi bir terör tehdidi, riski söz konusu olması halinde Türkiye oraya da müdahale etmekten asla kaçınmaz, Afrin’de yaptığımız gibi, Cerablus bölgesinde yaptığımız gibi. Yani bu konuda kararlılığımız son derece net ve dünyanın malumu.

Kudüs meselesine gelince… Biz daha önce de ifade ettik, bildiğiniz gibi Amerika Birleşik Devletleri’nin aldığı bu kararı tanımadığımızı. Sadece biz değil, yani Birleşmiş Milletler’de 128 ülke tek ses halinde bu kararı tanımadığı ifade etti. Şimdi İslam İşbirliği Teşkilatı Dönem Başkanı sıfatıyla da Sayın Cumhurbaşkanımız bu konudaki çalışmalarını yoğun bir şekilde sürdürüyor. Yani 14’ünde ki İsrail’in kuruluş yıldönümü oluyor, ama Filistinlilere göre Nakba’nın, yani büyük felaketin başlangıç tarihidir o, Amerika Birleşik Devletleri’nin elçiliğini oraya taşıması gene bizim için yok hükmündedir.

Biz Filistin yönetimiyle, hem Batı Şeria, hem Gazze olarak yakın ilişkilerimizi devam ettireceğiz. Özellikle Kudüs ve çevresindeki tarihi, dini eserlerin ve o bölgenin tarihi, dini kimliğinin korunması noktasındaki çalışmalarımızı da yoğun bir şekilde devam ettireceğiz. Geçen yıl burada yapılan zirvede bildiğiniz gibi bir karar da alınmıştı. Bununla ilgili bir fon oluşturulması ve Kudüs ve civarındaki hem vatandaşların, hem tarihi eserlerin, yani okuldur, camidir, hastanedir vesairedir, işte tarihi binalardır, surlardır vesaire, bunların korunmasıyla ilgili bir fon da oluşturuldu. Bununla ilgili çalışmalar da devam ediyor.

Bir diğer önemli konu da, dün biliyorsunuz Sayın Cumhurbaşkanımız Birleşmiş Milletler Filistin Mülteciler Komiserini kabul etti, UNRWA diye bilinen. Ve orada da Amerika Birleşik Devletleri’nin bu Kudüs kararı çerçevesinde Filistinli mültecilere verdiği fonu kesmesiyle ortaya çıkan durumu telafi etmek için bir çalışma başlatıldı. Ve Ramazan ayı boyunca bütün İslam ülkelerinde Filistinli mülteciler için, hem Batı Şeria’da, hem Gazze’de yaşayan Filistinliler için büyük bir yardım kampanyası yapılacak. Endonezya’dan Malezya’ya, Pakistan’dan Bangladeş’e, Türkiye’den Fas’a, işte Mısır’dan Cezayir’e kadar bütün İslam ülkelerinde kapsamlı bir yardım kampanyası başlatılacak. Bu da gene Cumhurbaşkanımızın İslam İşbirliği Teşkilatı Dönem Başkanı sıfatıyla hem katılacağı, hem de destekleyeceği bir kampanya olacak. Kendisi İslam ülkeleri liderlerine ve gözlemci ülkelerine bir mektup gönderecek bununla ilgili ve bu kampanyaya katılmaları çağırısında bulunacak.

Dolayısıyla Birleşmiş Milletler ile birlikte biz Filistinli mültecilere sahip çıkmak için bu geniş kapsamlı kampanyayı da önümüzdeki günlerde Ramazan ayı içerisinde başlatacağız. Bunun koordinasyonu da Başbakan Yardımcımız Sayın Recep Akdağ yürütecekler. STK’larımız; AFAD’dır, Kızılay’dır, Diyanet’tir, işte yayın kuruluşlarımız, özel sektör, diğer STK’lar hep birlikte bu kampanyaya katılarak Filistinli mültecilerin ihtiyaç duyduğu maddi imkânların sağlanması için gerekli çalışmayı da yapacağız.

Dolayısıyla bu vesileyle tekrar ifade edeyim, yani Filistin halkı yalnız değildir. Hangi ülke ne kararı alırsa alsın, İsrail istediği işgal politikalarını istediği şekilde devam ettirirse ettirsin Filistin halkı yalnız değildir, Kudüs yalnız değildir. Kudüs bizim kırmızı çizgimizdir ve bu pozisyonumuzda en ufak bir değişiklik söz konusu olmayacaktır.

Peki, çok teşekkür ediyorum, hayırlı günler diliyorum.”