Cumhurbaşkanlığı Sözcüsü Sayın İbrahim Kalın’ın Basın Toplantısında Yaptığı Konuşma

05.04.2018

“Gündemdeki birkaç konuyu sizinle paylaşıp sorularınızı alacağım. Bildiğiniz gibi son 2 gün içerisinde 2 devlet başkanına ev sahipliği yaptık. Ayrıca önemli bir zirveye de Sayın Cumhurbaşkanımızın başkanlığında burada ev sahipliği yaptık.

İlk ziyaret bildiğiniz gibi Rusya Federasyonu Devlet Başkanı Sayın Putin’in ülkemize gerçekleştirdiği Üst Düzey Stratejik Konsey Toplantısı bağlamında yaptığı ziyaretti. Bu mekanizma çerçevesinde de Türkiye-Rusya ilişkileri kapsamlı bir şekilde ele alındı. Bildiğiniz gibi, son yıllarda Türk-Rus ilişkilerinde ciddi bir ivme yakalanmış durumda. Özellikle Akkuyu Nükleer Güç Santrali’nin temel atma töreniyle de bu ilişkinin ekonomik, ticari ve enerji boyutunda gerçekten bir dönüm noktası da yaşamış olduk. Bu bildiğiniz gibi 20 milyar dolarlık değeriyle Türkiye’deki tek kalemde yapılan en büyük yatırım ve tamamlandığı zaman Türkiye’nin elektrik ihtiyacının yüzde 10’unu karşılayacak. Ayrıca, yine projenin tamamı, yani 4 faz tamamlanıp 4800 megavatlık elektik üretimine geçildiği zaman da yaklaşık 3500 kişiye istihdam sağlayacak çok önemli bir proje…

Rusya’yla ticari ilişkilerimiz de biliyorsunuz 22 milyar dolar civarında seyrediyor, daha önce koyduğumuz bir 100 milyar dolarlık hedefimiz vardı, bu hedef doğrultusuna da vize rejiminden nakliyat meselesine, sebze-meyve ticaretinden turizme kadar çok farklı alanlarda ilişkileri geliştirmeye çalışıyoruz. Geçtiğimiz yıl özellikle turizm alanında Türkiye’deki genel ortamın da tabii iyileşmesi, Rus turistlerin Türkiye’ye olan güvenin yeniden tesis edilmesiyle birlikte de 4.7 milyon Rus turist ülkemizi ziyaret etti. Bu rakamın bu yıl 6 milyona ulaşması bekleniyor; bu gerçekten ciddi bir rakam. Türkiye’yi ziyaret eden yabancı turistler içerisinde Rusya birinci sıraya yerleşmiş bulunuyor.

Tabi bir diğer boyut da ilişkilerimizin kültür ve insani ilişkiler boyutu. Bildiğiniz gibi önümüzdeki yıl, 2019 yılında karşılıklı olarak Türkiye ve Rusya’da kültür yılını ilan edeceğiz ve kutlayacağız. Bu vesileyle de Türk-Rus ilişkilerinin tarihini, sosyal, kültürel boyutlarını farklı etkinliklerle anmayı planlıyoruz. Hem Türkiye’de, hem de Rusya’da bu faaliyetler kapsamlı bir şekilde gerçekleştirilecek.

Türk-Rus ilişkilerinin bir diğer önemli ayağı, savunma sanayi alanındaki işbirliği. S-400’le ilgili süreç hızlı bir şekilde ilerliyor ve 2019 yılı içerisinde Temmuz ayında S-400 bataryalarının Türkiye’ye teslimiyle ilgili çalışmalar tamamlanmış durumda. Bu, özellikle Türkiye’nin savunma ihtiyaçlarını karşılama noktasında atılmış çok önemli tarihi bir adımdır. Daha önce de çeşitli vesilelerle ifade ettiğimiz gibi, S-400 sisteminin bizim NATO üyesi olmamızla herhangi bir ihtilaf teşkil etmesi söz konusu değil. Biz bu sistemin Türkiye’nin kendi ulusal güvenliğini sağlamak amacıyla aldığımızı zaten daha önce de ifade etmiştik. Bu konuda NATO Genel Sekreterinin de ‘Bu Türkiye’nin kendi egemen kararıdır’ şeklindeki açıklamasını memnuniyetle karşıladığımızı bir kez daha ifade etmek isterim. Zira bu S-400 meselesiyle ilgili zaman zaman özellikle Avrupa’da, Amerika’da çeşitli yorumcuların, ‘NATO üyesi olan bir ülkenin bu ittifak sistemi içerisinde nasıl olur da bir Rus savunma sistemini alıp kullanabilir’ gibi itirazların olduğunu görüyoruz. Teknik açıdan da, askeri açıdan da bu itirazların bir geçerliliğinin olmadığını ifade etmeliyiz. Ayrıca, S-400’ler Türkiye’nin savunma ihtiyaçlarını karşılamak amacıyla alınan bir sistemdir, dolayısıyla burada herhangi başka bir ülkeye tehdit oluşturması zaten söz konusu değil.

Bir diğer önemli misafirimiz bildiğiniz gibi İran İslam Cumhuriyeti Cumhurbaşkanı Sayın Hasan Ruhani’ydi. İran’la ilişkilerimiz de çok kapsamlı bir şekilde ele alındı bu görüşmelerde. Sayın Cumhurbaşkanımız özellikle Türk-İran ticari ilişkilerinin geliştirilmesi, sınır güvenliğinin sağlanması, yasadışı göçün önlemesi, terörle mücadele, milli paraların kullanılması, enerji işbirliği alanlarında Türkiye’nin hem beklentilerini, hem taleplerini mevkidaşına bu vesileyle iletti.

Tabii dün gerçekleştirilen Astana toplantılarının Üçlü Liderler Zirvesi de bütün dünyanın yakından takip ettiği bir toplantıydı bildiğiniz gibi. Dün sonuç bildirgesinde de, basın toplantısında da sayın devlet başkanlarının ifade ettiği gibi, Astana süreci Suriye meselesine, krizine çözüm bulmak için kurulmuş sahadaki en önemli mekanizma şu anda. Bunu hiçbir zaman Cenevre’de devam eden sürece bir alternatif olarak değerlendirmedik, onun tamamlayıcısı olarak gördük

Fakat geçtiğimiz 6-8 aylık süreçte bildiğiniz gibi Cenevre süreci adeta nefesini tüketti. Yani Birleşmiş Millet (BM) Daimi Temsilcisi De Mistura’nın da bütün gayretlerine rağmen Cenevre sürecinde yaşanan tıkanıklıklar Astana sürecini daha önemli, daha kritik hale getirdi. Fakat biz Astana sürecinin Cenevre süreciyle bir bütünlük içeresinde devam etmesi yönündeki kararlılığımızı sürdürüyoruz. Nitekim son Soçi ve Astana toplantılarına BM Daimi Temsilcisi Sayın De Mistura’nın katılmış olması da bu açıdan memnuniyet vericidir.

Tabii sonuç bildirgesine ve zirvede yapılan değerlendirmelere baktığımız zaman, öncelikli amacın Suriye’deki savaşın sona erdirilmesi olduğunu, bunu yaparken de Suriye’nin toprak bütünlüğünün korunması amacı çerçevesinde adım atılması gerektiği net bir şekilde ifade edildi. Bir diğer önemli sonucu, insani yardımların ulaştırılması konusu... Bu konuda Türkiye bildiğiniz gibi üzerine düşen görevi fazlasıyla yerine getiren bir ülke. Sadece kendi kontrolümüzde olan bölgeler, yani Fırat Kalkanı Harekatı ve Zeytin Dalı Harekatı bölgelerinde değil, Suriye’nin diğer bölgelerinde de Türkiye insani ve tıbbi yardımları ulaştırmaya devam ediyor.

Bu konuda size en son gelen rakamı da hızlıca vermek isterim: Şu ana kadar Türkiye’nin yaptığı insani yardımlar çerçevesinde, Suriye genelinde, sadece dediğim gibi bizim kontrolümüzde olan bölgelerde değil, Türkiye uluslararası STK’lara ait insani yardımlar Kızılay üzerinden ulaştırılan yardımların toplam yekunu 30 bini aşkın tır ile 630 milyon ABD Doları değerinde olmuştur. Bu, Türkiye’nin kendi inisiyatifiyle gerçekleştirdiği insani yardımlar. Bunların içerisinde dediğim gibi gıda malzemeleri var, tıbbi malzemeler var.

Dün Sayın Cumhurbaşkanımızın bir teklifi daha oldu zirvede; belli yerlerde, ihtiyaç olan yerlerde sahra hastanesi kurulması… Bu konuda çalışmalarımız da devam ediyor. Hem tıbbi ihtiyaçların karşılanması, hem insani yardımların ulaştırılması noktasında biz hem uluslararası koalisyonla, hem de Astana’daki garantör ülkelerle, yani Rusya ve İran’la her tür işbirliğine hazırız. Bunun şu anda lojistik detayları da ilgili arkadaşlarımız tarafından çalışılıyor. Bu konuda yakın bir zamanda somut bazı adımların atılmasını da umut ediyoruz.

Cenevre sürecine atıfta bulundum, Birleşmiş Milletler 2254 sayılı karar çerçevesinde siyasi geçiş sürecinin sağlanması, yeni anayasanın yazılması ve bağımsız, şeffaf, adil seçimlerin yapılması noktasında da kararlılığımız aynen devam ediyor.

Burada tabii bizim açımızdan öncelik arz eden bir konunun altını bir kez daha çizmek istiyorum; bizim diğer koalisyon ortaklarıyla ve Astana’daki diğer garantör ülkelerle üzerinde mutabık kaldığımız noktalardan bir tanesi, Suriye topraklarının tamamının bütün terör unsurlarından temizlenmesidir. Bunun içinde DEAŞ vardır, El Kaide vardır, Nusra cephesi vardır, ama aynı zamanda PKK’nın Suriye kolu olan PYD, YPG gibi örgütler de vardır. Ve PYD-YPG ile yapılan mücadele DEAŞ’la mücadeleye bir engel değildir, bir dikkat dağıtma değildir. Tam tersine, terörle mücadele tutarlı duruşun bir yansımasıdır.

O yüzden bizim de hem batılı müttefiklerimizden, hem diğer aktörlerden beklentimiz; Türkiye’nin Suriye sahasında PYD ve YPG’ye karşı yürüttüğü terörle mücadeleye tam destek vermesidir. Bu, Suriye’nin toprak bütünlüğü açısından da önem arz etmektedir. Çünkü bu örgütün Suriye’nin belli bölgelerinde kendisine fiili durum yaratmak suretiyle birtakım kantonlar, devletçikler vesaire arayışı içerisinde olduğunu hepimiz biliyoruz. Dolayısıyla Amerikalı müttefiklerimizin bu örgütle işbirliği yaparken bir taraftan da Suriye’nin toprak bütünlüğü üzerine vurgu yapmasının bir çelişki olduğunu bu vesileyle tekrar ifade etmemiz gerekiyor.

Sayın Cumhurbaşkanımız dün özellikle Doğu Guta’da yaşanan hadiseleri de tekrar gündeme getirdi muhataplarıyla bildiğiniz gibi, basın toplantısına da yansıdı. Bizim beklentimiz, Doğu Guta’da yaşananların kuzey Humus ve İdlib bölgesinde tekrar edilmemesidir. Zira İdlib bölgesi de bildiğiniz gibi çatışmasızlık bölgelerinden bir tanesidir, dört bölgeden birisidir ve bizim sorumluluğumuzdadır. Dolayısıyla bu bölgede gerek ateşkesin sağlanması ve gözetlenmesi, gerek insani yardımların ulaştırılması, gerek sivillerin korunması noktasında biz üzerimize düşen sorumluluğu yerine getiriyoruz. Ve dün itibariyle de 8 gözlem noktasını Türk Silahlı Kuvvetleri kurmuş bulunuyor. Geriye dört tane kaldı. 9’uncuyla ilgili keşif çalışmaları da devam ediyor, çok yakın bir zamanda oraya da Türk askeri konuşlanacak.

Dolayısıyla İdlib bölgesinde biz Astana süreci çerçevesinde üzerimize düşen görevi de yerine getiriyoruz, bundan sonra da getirmeye devam edeceğiz. Öncelikli hedefimiz, dediğim gibi Doğu Guta’da yaşanan hadiselerin hiçbir şekilde kuzey Humus ve İdlib bölgesinde yaşanmaması… Bu çerçevede de tabii ki rejimin ateşkesin ihlallerine yönelik hareketlerini durdurma noktasında İran ve Rusya’dan beklentimiz rejim üzerinde baskı kurmaları, gerekli telkinleri yapmalarıdır ki dün de bu konu etraflı bir şekilde zirve oturumlarında ele alındı.

Ben ekonomiyle ilgili bir konuya değindikten sonra, bir bahis daha var, ona da temas edip sonra sizin sorularınızı alacağım. Bildiğiniz gibi ekonomimizde son dönemde hakikaten çok önemli gelişmeler yaşandı. 2017 yılına ait olan 7.4 büyüme oranı Türk ekonomisinin bünyesinin ne kadar güçlü olduğunu gösteriyor. Böylece G-20 ülkeleri içerisinde ilk, OECD ülkeleri içerisinde de İrlanda’dan sonra en hızlı büyüyen ülke oldu Türkiye 2017 yılında. Etrafımızda yaşanan savaşlara, küresel piyasalardaki dalgalanmalara baktığınız zaman, bunlarla beraber değerlendirildiğinde bu ekonomik başarının ne kadar önemli olduğunu bir kez daha ifade etmemiz gerekiyor.

Tabii bunda Sayın Cumhurbaşkanımızın ve Sayın Başbakanımızın yakın takibiyle, özellikle teşviklerin ve Kredi Garanti Fonunun devreye sokulmasının çok önemli etkileri oldu bu başarının elde edilmesinde. Ayrıca, yurt içi ve yurt dışı yatırımların giderek hız kazanması da bu ekonomik büyümeyi besleyen en önemli unsurlardan bir tanesi olmuştur. Nitekim bu çerçevede Mart ayı ihracatı da 15.6 milyar dolarlık değerle Cumhuriyet tarihinin rekor seviyesine ulaşmıştır. Bu trendin 2018 yılında da devam edeceğini bekliyoruz.

Turizm alanında da çok önemli bir artışın olduğunu görüyoruz. Geçen yılın ilk ayına kıyasla Türkiye’ye gelen turist sayısında yüzde 35’lik bir artış gerçekleşti ki bu hakikaten memnuniyet verici bir durum. 2018 yılı içerisinde de özellikle turizm sektöründeki bu canlanmanın devam etmesini bekliyoruz.

Aynı şekilde enflasyonla mücadele de devam ediyor, şu anda yüzde 10’lar civarında. Enflasyonun ilk planda tek hanelere indirilmesi, daha sonra da daha da düşürülmesi konusundaki çalışmalarımız devam edecektir. Bu noktada yine ifade ettim, biliyorum sorularınızda da bu konu gelebilir; Sayın Cumhurbaşkanımızın yakından takip ettiğini, Başbakanımızla konuyu takip ettiğini, koordine ettiğini bu vesileyle ifade etmek isterim. Zira zaman zaman ‘ekonomi koordinasyonunda birtakım görüş ayrılıkları olduğu’ şeklinde spekülatif haberler çıkıyor. Bunların gerçeği yansıtmadığını ifade etmek isterim.

Şimdi son olarak bildiğiniz gibi Pazar günü Hatay’da bir sınır karakoluna Sayın Cumhurbaşkanımızın sanatçı ve sporcularla yaptığı bir ziyaret söz konusu oldu. Bu ziyaretin amacı, Zeytin Dalı Harekâtında kahramanca mücadele eden askerlerimize destek olmaktı, onların moral ve motivasyonlarını yüksek tutmaktı. Hakikaten her yönüyle çok güzel bir ziyaret oldu. Hem askerlerimiz, hem genel kamuoyumuz bu süreci yakından takip ettiler.

Bu tür kritik dönemlerde sanatçılarımızın, sporcularımızın, edebiyatçılarımızın, şairlerimizin ve diğer kanaat önderlerinin; milletimizin, devletimizin, askerimizin, polisimizin yanında durmasından daha doğal bir şey olamaz. Biz geçmişte de bunun örneklerini pek çok defa gördük. Hiç kimse oraya şov amacıyla gitmedi, gayet olgun bir şekilde insanlar gelip askerlerimizle birlik beraberlik içerisinde bir akşam geçirdiler. Onlara teşekkür ettiler. Şehitlerimizi biz orada tekrar yad ettik rahmetle. Ve bu ziyaret çerçevesinde de bu harekâtın ne kadar önemli olduğunu bir kez daha dünyaya göstermiş olduk.

Fakat maalesef başladığı 20 Ocak tarihinden sonlandırıldığı 18 Mart tarihine ve sonrasında yaşanan olaylara baktığınızda Türkiye’nin Zeytin Dalı Harekâtında elde ettiği başarıyı hazmedemeyen bazı çevrelerin olduğunu görüyoruz. Bunu yurt dışında gördük, çeşitli ülkelerin Zeytin Dalı Harekâtıyla ilgili yerli-yersiz açıklamalar yaptığını, sivil kayıplar olacağını, Afrin merkezine girilmemesi gerektiği, bunun bir işgal hareketine dönüşme ihtimali olduğu gibi gerçeklerle hiçbir ilgisi-alakası olmayan açıklamaların yapıldığını gördük. Bunlara gerekli cevapları biz çeşitli vesilelerle verdik. Fakat evvelsi gün maalesef ana muhalefet lideri de bu konuya çok seviyesiz bir şekilde müdahil oldu ve sanatçılarımıza yönelik ağır ifadeler kullandı.

Şimdi bu ziyaretin amacının ne olduğu aslında herkesin malumu... Fakat ben tarihi bir referansla bir konuyu hatırlatmak istiyorum. Bakın milletimizin geçen 100 yıllık tarihinde Çanakkale Harbinden İstiklal Harbine, Kore Savaşından Kıbrıs Harekatına, son olarak da 15 Temmuz darbe girişimi ve sonrasında yaşananlara kadar, bütün kritik dönemlerde, dönüm noktalarında sanatçılarımız, sporcularımız, kanaat önderlerimiz milli bir duyarlılıkla askerimizin, polisimizin, milletimizin, korucumuzun, devletimizin yanında olmuştur.

Birkaç örnek vermek istiyorum, yani bu yeni bir şey değildir. Mesela 1915 yılında, yani Çanakkale deniz ve kara savaşlarının kazanılmasından hemen birkaç ay sonra, Haziran ayı içerisinde bir grup yazar Çanakkale’ye davet edilir. Bu dönemin önemli yazarları içerisinde Mehmet Emin Yurdakul, Ahmet Ağaoğlu, Yusuf Razi Bel, Nazmi Ziya Güran, İbrahim Çallı, Ömer Seyfettin, Celal Sahir Erozan, Hamdullah Suphi Tanrıöver, Ahmet Yekta Madran, Müfit Rabit, Ali Canip Yöntem, İbrahim Alaaddin Gövsa, Orhan Seyfi Orhun, Enis Behiç Koryürek, Hakkı Süha Gezgin gibi dönemin önde gelen yazarları, şairleri, edipleri Çanakkale’ye gitmişler, çeşitli gözlemler yapmışlar ve döndüklerinde de çeşitli eserler ortaya koymuşlardır, yazılar yazmışlardır.

İstiklal Harbi sürecinde yine benzer tabloların yaşandığını görüyoruz. Dahası Mustafa Kemal Atatürk’ün bizzat kendisinin sanatçılarla her zaman yakın temas içerisinde olduğunu biliyoruz. Kendisinin gerek Çankaya sofrasında, gerek diğer mecralarda birçok sanatçıyla birlikte olduğunu, onların desteğini aldığını, yeni Türkiye’nin inşasında, Cumhuriyetin o ilk yıllarında birlikte neler yapabileceklerine dair görüş alışverişlerinde bulunduklarını biliyoruz. Örneğin Safiye Ayla gibi, Müzeyyen Senar gibi, İsmail Galip Arcan gibi, Behzat Butak gibi, Mesut Cemil, Falih Rıfkı Atay, Mihri Hanım, Faruk Nafız Çamlıbel, Halide Edip Adıvar, Ruşen Eşref Ünaydın gibi birçok dönemin önde gelen yazar, ressam, müzisyenlerinin yine bu İstiklal Harbi ve sonrasındaki süreçte ülkenin gelişmesine katkı sağladığını görüyoruz.

Yine Kore Savaşı sırasında imkânsızlıklardan dolayı Kore’ye müzisyen heyeti gönderemeyen devletin burada Kore’ye giden askerlerimiz için, yaralanıp dönenler için çeşitli etkinlikler düzenlediklerini biliyoruz. Kıbrıs Harekatı aynı şekilde. 15 Temmuz hadisesi, darbe girişimi gerçekleştikten sonra gene biliyorsunuz Türkiye’nin birçok yerinde sanatçılarımız, sporcularımız farklı görüşlerden, farklı yaklaşımlardan hareket ederek ülkelerinin, devletlerinin, milletlerinin yanında olduğunu ifade etmişlerdir. PKK terör örgütüne karşı ya da DEAŞ terör örgütüne karşı yapılan mücadelede de Türkiye’de çeşitli hadiseler olduğunda hemen ardından gene sanatçılarımız bu süreçlere katılmışlardır.

Şimdi bu tarihi arka planı da dikkate aldığımız zaman, ana muhalefet liderinin bu ziyaretten neden bu kadar rahatsız olduğunu anlamakta biz zorlanıyoruz. Bu tür kerih ifadeler kullanarak, sakil ifadeler kullanarak, ana muhalefet lideri aslında kendini maalesef küçük düşürmektedir. Burada sanatçılarımız doğru bir iş yapmıştır, askerlerimize moral vermiştir. Bundan sonra da askerimizin, polisimizin yanında olmaya elbette hep birlikte biz devam edeceğiz. Onlar bunu bir sanatçı duyarlığıyla gerçekleştirmiştir. Bunu alıp bir siyasi polemik malzemesi yapmak, yapılan işi başka bir şekilde yansıtmaya çalışmak, ancak ve ancak maalesef ana muhalefet liderinin siyaset tarzının sefaletini ortaya koymaktadır. Bu üzücü tablo hakikaten Türkiye’nin birlik ve beraberlik içinde olması gereken bir dönemde ne ana muhalefet liderine, ne Türk siyasetine yakışmamıştır.

Ama sanatçılarımız da dün yaptıkları bir açıklamayla zaten pozisyonlarını net bir şekilde ortaya koydular. Bundan sonra da biz birlik ve beraberlik içerisinde, Türkiye’nin hele en fazla birlik ve dayanışmaya ihtiyaç duyduğu günlerde bu birliği ve beraberliği devam ettireceğiz. Bu konuda herhangi bir tereddüdümüz söz konusu değildir, bunu da özellikle kamuoyuyla paylaşmak isterim.”

Soru: Dünkü Üçlü Zirvenin ortak açıklamasında PYD ve YPG vurgusunu göremedik, bunun sebebi nedir? Burada diğer ülkelerin özel bir talepleri mi oldu, bu neden yansımadı, bu konudaki değerlendirmenizi alabilir miyiz?

Cumhurbaşkanlığı Sözcüsü İbrahim Kalın: Dünkü zirvenin ortak açıklamasında birinci sayfanın dördüncü paragrafında aslında buna çok açık bir atıf var. Dikkatle okursanız bildirgeyi, burada ‘terörle mücadele kisvesi altında sahada yeni gerçeklikler yaratılmasına dair her türlü girişim’ reddedilmiştir. Yani bunun PYD ve YPG terör örgütlerine bir atıf olduğu çok açık. Ki zaten bunun bu şekilde deklarasyona girmiş olması da bizim PYD-YPG konusundaki pozisyonumuzun diğer ülkeler tarafından da paylaşıldığını teyit etmektedir. Biz bunu baştan beri zaten ifade ettik, bundan sonra da bu konuda pozisyonumuz değişmeyecektir. Nitekim Zeytin Dalı Harekâtını da bildiğiniz gibi bu çerçevede gerçekleştirdik ve bu bölgeyi PYD-YPG terör unsurlarından temizledik. Ve bütün o bölge, buna Tel Rifat’ta dâhil, bu terör unsurlarından temizlenene kadar da bu harekât devam edecektir.

Bu vesileyle şunu da ifade edeyim: Zeytin Dalı Harekâtının kapsamının ne olacağını ve ne zaman tamamlanacağının da kararını verecek olan Türkiye Cumhuriyeti Devleti’dir. Çünkü burada Suriye’nin toprak bütünlüğü kadar bizim ulusal güvenlik önceliklerimiz de dikkate alınması gereken en önemli unsurdur.

Soru: Dünkü zirvede insani yardımların arttırılması konusunda bir mutabakat çıktı. Bu insani yardımların detaylarını paylaşabilir misiniz? ‘Lojistik hazırlıklar yapılıyor’ dediniz; ama özellikle Tel Abyad’da sahra hastanelerinin kurulacağını belirtti dün Sayın Cumhurbaşkanı, bunun detaylarını biraz açabilir misiniz?

Cumhurbaşkanlığı Sözcüsü İbrahim Kalın: Şimdi bizim kontrolümüzde olan hem Fırat Kalkanı Harekatı bölgesi, yani Cerablus, Azez ve El Bab hattında, hem de Afrin bölgesinde zaten biz insani yardımları ulaştırmaya devam ediyoruz. Fakat bunlara ilave olarak, yani buralarda hastane hizmetleri, sağlık hizmetleri zaten veriliyor bildiğiniz gibi. Bunlara ilave olarak diğer bölgelerde de, yani bu Tel Rifat olur, Humus olur, İdlib olur, Tel Abyad bölgesi olur, diğer yerler olur, buralarda da biz her tür insani yardımın ulaştırılmasıyla ilgili hazırlıklarımızı zaten yapmış durumdayız.

Şimdi önümüzdeki günlerde hem dediğim gibi koalisyonla, yani Amerika’nın başını çektiği koalisyon güçleriyle, hem de Rusya ve İran’la istişare etmek suretiyle bu alanların nereler olacağı, sahra hastanesi mi, mevcut hastanelerin imar edilmesi, oraya doktor, tıbbi malzeme gönderilmesi, diğer insani yardımların ulaştırılması, fırınların kurulması gibi konuları, hem AFAD, hem Kızılay, hem diğer insani yardım örgütleri üzerinden planlayacağız. Bu konuda biz hızlı bir mesafe alma imkânına sahip oluruz diye umut ediyoruz.

Çünkü dünkü zirvenin de en önemli sonuçlarından bir tanesi, insani yardımların hızlı bir şekilde ulaştırılmasıydı. Fakat bu konuda rejim üzerindeki baskının arttırılması gerekiyor. Çünkü gerek bu ateşkesin hayata geçirilmesi, gerekse insani yardımların ulaştırılması konusunda en büyük engeli şu ana kadar rejim çıkarttı. Dün Sayın Cumhurbaşkanımız bu konuyu detaylı bir şekilde mevkidaşlarıyla görüştü. Umarız önümüzdeki günlerde bu yardımların ulaştırılması konusunda daha iyi, elverişli bir ortam sağlanır ve biz de bu insani yardımları etkin bir şekilde ulaştırmaya devam ederiz.

Soru: Konuşmanızda değindiniz, ancak biraz daha açmak adına soruyorum, bugün bazı gazetelerde ‘Sayın Cumhurbaşkanının faizler konusunda kendisinin arkasından iş çevrildiği, kendisinin yurt dışında bulunduğu bir zaman diliminde Merkez Bankası’nın faizleri arttırdığı ve buna tepkisini dile getirdiği’ yönünde haberler çıktı. Bu çerçevede Hükümetin gündeminde bir kabine revizyonu var mıdır? Sayın Şimşek’in ‘istifasının son anda önlendiği’ yine bugün gazetelerde yer aldı. Bu konuda Sayın Cumhurbaşkanı’nın bir değerlendirmesi var mıdır? Bir de yine faizlerle ilgili Sayın Cumhurbaşkanı’nın başkanlığında bir toplantı yapıldığı ve bu konuda da adımlar atılacağı yönünde haberler çıktı, bu konuda bir değerlendirmesi oldu mu?

Cumhurbaşkanlığı Sözcüsü İbrahim Kalın: Şimdi Sayın Cumhurbaşkanımız öncelikle ekonomiyi yakından takip eden bir lider; bu başbakanlığı döneminde de böyleydi, cumhurbaşkanlığı döneminde de böyle. Bunu yaparken de Sayın Başbakanımızla ve ilgili ekonomi ekibiyle, yani ilgili Başbakan yardımcıları, Ekonomi Bakanı, Maliye Bakanı, bunlarla yakın bir mesai içerisinde hep olmuştur, bu yeni bir şey değil. Dolayısıyla zaman zaman ‘Külliyede bir özel toplantı yapıldı, ekonomiyle ilgili birtakım toplantılar yapılıyor’ gibi haberler aslında bizim açımızdan biraz rutini ifade ediyor. Yani bunlarda çok olağanüstü bir şey yok. Bu yakın takip ve ilgi neticesinde 2017’de biz 7.4 gibi bir büyüme rakamını yakaladık. Dolayısıyla, yani bunlara olağanüstü birtakım anlamlar atfetmek doğru değil.

Faizler konusunda Sayın Cumhurbaşkanımızın pozisyonu her zaman net oldu, yani hiçbir zaman hani kapalı kapılar ardında bir şey söyleyip dışarıda başka bir şey söyleyen bir lider değil. Bunu kürsüden de ifade etti, bu toplantılarda da ifade etti, grup konuşmalarında da ifade etti, etmeye de devam ediyor. Faizlerin düşürülmesi, gerek kamu bankaları, gerek özel bankaların da Türk ekonomisini canlandıracak, ivme kazandıracak bir hamle olacaktır. Bu pozisyonu her zaman tutarlı bir şekilde zaten ifade etti. Yani son günlerde bunun dışında yaşanan olağandışı bir hadise yok, onu özellikle ifade etmek isterim. Ama Sayın Cumhurbaşkanımızın –yine ifade edeyim- Türk ekonomisiyle ilgili bu yakın ilgisi, alakası ve takibi bundan sonra da devam edecektir ki zaten dediğim gibi bunun neticelerini de hamdolsun işte bu rakamlarla açık bir şekilde gördük 2017’de. 2018’de de gene bunun semeresini almaya devam edeceğiz.

Soru: Sayın Cumhurbaşkanı dün basın toplantısında özellikle Tel Rifat’a vurgu yaptı ve ‘İranlı ve Rus dostlarımızla birlikte ortak hareket edebiliriz’ mesajını verdi. Üçlü liderler zirvesinde Türkiye’nin terör örgütü YPG ve PYD’yi o bölgeden atmak için Rusya’yla ortak bir çalışma yürütme aşaması hangi noktada? Bir de Münbiç’te Amerika Birleşik Devletleri üç yeni üs kurdu, bu yeni yapılacak Münbiç’e olası operasyonda ABD’nin yeni üsleri bizi operasyon konusunda engeller mi?

Cumhurbaşkanlığı Sözcüsü İbrahim Kalın: Şimdi Tel Rifat konusunda Rusların bize söylediği, burada YPG-PYD unsurlarının neredeyse kalmadığı yönünde. Bunu da biz kendi kaynaklarımızdan teyit edeceğiz. Orada daha önce bir yapılanmasının olduğunu biliyoruz Zeytin Dalı Harekâtından önce. Tabii bu harekâtla beraber, bunların biliyorsunuz yaklaşık 3800 kadar teröristi elimine edildi, ondan çok daha fazlası da Afrin bölgesini terk ederek kaçtılar. Bunların bir kısmı Tel Rifat üzerinden kaçtı, bir kısmı başka yerlerde. Küçük küçük gruplar halinde sağda-solda olduklarına dair birtakım haberler de geliyor.

Nitekim dün mesela Afrin içinde de benzer bir istihbarat geldi ve bununla ilgili Türk Silahlı Kuvvetlerimiz hemen gerekli operasyonu yaptı. Dolayısıyla o konuda dikkatli hareket ediyoruz. Zira Afrin içerisinde de mayın temizleme, tuzaklamaların ortadan kaldırılması gibi çalışmalar da zaten devam ediyor. Şu anda genel bir asayişin, bir huzurun tesis edildiği aşikar; fakat biz o emniyet tedbirlerini elden bırakmayacağız.

Aynı şey Tel Rifat için de geçerli. Bizim öncelikli hedefimiz, o bölgenin tamamından PYD ve YPG unsurlarının tamamen temizlenmesi. Bu konuda Rus mevkidaşlarımızla görüşmeye devam ediyoruz. Gerek Genelkurmay Başkanlığımız, gerek İstihbarat Teşkilatımız bu konuyu çalışacaklar. Önümüzdeki günlerde orada da birtakım hareketlenmeler olabilir, çünkü Tel Rifat da bir anlamda Afrin bölgesinin bir uzantısı gibi.

Bir diğer önemli konu da, biliyorsunuz Tel Rifat’tan göçmek zorunda kalan, Azez’de bulunan binlerce Tel Rifatlı var, bunlar Suriyeliler… Bunların içinde Kürt de var, Arap da var, diğer etnik unsurlar da var. Neden kaçtıklarına baktığınız zaman da PYD ve YPG’den gelen baskılar üzerine oradan kaçtılar. Ve geçtiğimiz hafta da bildiğiniz gibi Azez’de özellikle sokak gösterileri yaptılar ‘biz artık kendi evlerimize dönmek istiyoruz’ diye. Dolayısıyla oradaki asayişi sağlayacak adımları da atıp PYD, YPG gibi unsurlardan tamamen o bölgenin temizlenmesi yönündeki çalışmamız da devam edecek.

Münbiç bahsine gelince; bildiğiniz gibi şimdi Amerikalılarla bizim yürüttüğümüz bir müzakere süreci var, özellikle Münbiç’le ilgili. Baştan beri bizim söylediğimiz, PYD, YPG’nin, SDG adı altında kamufle etmeye çalıştıkları o güçlerin Münbiç’ten çıkartılması, bu güçlerin Fırat’ın doğusuna taşınması... Bu sağlandıktan sonra üzerinde mutabık kaldığımız anlayış birliği şuydu, ki bu halen geçerli: Buranın güvenliğini Türkiye ve Amerika biz birlikte yerel unsurlarla sağlayabiliriz. Bizim pozisyonumuzda bir değişiklik yok, dolayısıyla Amerikalılardan beklendiğimiz bu yönde adımlar atmaları.

Geçen hafta bildiğiniz gibi, geçen Cuma günüydü, Dışişleri Müsteşarımız da Washington’da Amerikan Bakan Yardımcısıyla, ki Tillerson’ın yerine şu anda o bakıyor vekaleten, bu konuları konuştular. Bizim beklentimiz, hem Türk-Amerikan ilişkileri açısından, hem Suriye’nin toprak bütünlüğü açısından, hem DEAŞ’la mücadelede bir zaafın oluşmaması açısından, kastettiğim PYD’nin fiili durum yaratarak başka hedeflere yönelmesi... Münbiç’le ilgili konuştuğumuz ana planın ya da mutabık kaldığımız anlayış çerçevesinin artık hayata geçirilmesi yönünde.

Fakat şunu da ifade edeyim: Tabi Amerikan yönetiminden farklı, çelişkili açıklamalar geliyor. Yani Sayın Trump, bir önce Suriye’den çekileceklerini ifade ediyor, bu hafta YPG, PYD’ye yapılacak olan 200 milyon dolarlık bir yardım durduruldu; fakat öbür tarafta CENTCOM ve diğer Amerikan yetkilileri, askerler, ‘Hayır, biz Suriye’de kalmaya devam edeceğiz, PYD, YPG ana partnerimiz olmaya devam edecek’ gibi açıklamalar geliyor. Açıkçası bunlar ciddi kafa karışıklığına yol açıyor.

Burada şu soruyu sormamız gerekiyor: Amerika’nın bir karar vermesi lazım, Suriye’de DEAŞ’la mücadele bitti mi, bitmedi mi? ‘Bitti’ diyorlar, ‘bitmek üzere’ diyorlar, ‘bitime yaklaştık’ diyorlar; sonra ‘Yok hayır, tehdit devam ediyor’ diyorlar. Yani orada ciddi bir kafa karışıklığının olduğu anlaşılıyor. Yani başkalarının kafa karışıklığı ya da planları bir tarafa, bizim kafamız son derece net, bizim yaklaşımımız son derece açık. Biz DEAŞ’la mücadelede uluslararası koalisyonun üyesi olarak Fırat Kalkanı Harekatında en ön saflarda bulunmuş bir ülkeyiz. Ve biz Fırat Kalkanı Harekatı bölgesinde 3 binden fazla DEAŞ’lıyı etkisiz hale getirdik, ülkemizde yüzlerce DEAŞ’lıyı tutukladık hapse attık, sınır dışı ettik, dolayısıyla bu mücadelede bizim pozisyonumuz son derece net.

Ama Suriye kaynaklı terör tehdidini sadece DEAŞ’la sınırlayıp, PKK’nın Suriye kolu olan YPG, PYD’yi görmezlikten gelmek terörle mücadelede bir zaaftır, Suriye’nin toprak bütünlüğü açısından bir risktir, Suriye’nin etnik, sosyal ahengi açısından da bir tehdittir. Yani bizim bunları göz ardı etmemiz mümkün değil, çünkü biz 911 kilometre sınırı olan bir ülkeyiz. Dolayısıyla Münbiç’le ilgili beklentimiz, genel olarak Suriye’deki hedeflerimizle uyumlu olmalı ve Amerikalılardan beklentimiz de orada üzerinde konuştuğumuz adımların artık hayata geçirilmesi şeklinde olmalı.

Soru: Dünkü Üçlü Zirveyle ilgili İran Devlet Televizyonun bir iddiası oldu, bildiriye de yansımayan, bilgiler içeren bir iddia bu. İran Cumhurbaşkanı Ruhani’nin toplantıda ‘Suriye’nin toprak bütünlüğü için Türk askerinin Afrin’den çekilmesi ve Suriye Ordusuna Afrin’in bırakılması’ şeklinde. Böyle bir teklif oldu mu, görüş ayrılığı olduğu mu, olduysa ne yanıt verildi?

Cumhurbaşkanlığı Sözcüsü İbrahim Kalın: Sayın Ruhani oturumun birinci bölümünde yaptığı konuşmada bu konuyu gündeme getirdi; ama bizim bu konudaki pozisyonumuz son derece net, demin de ifade ettiğim gibi, Türkiye’nin güvenlik öncelikleri çerçevesinde Afrin bölgesinin yerel unsurlarla birlikte güvenliğinin sağlanması öncelikli hedefimiz. Biz bunu zaten daha önce de ifade ettik, aynı Fırat Kalkanı Harekatı bölgesinde yaptığımız gibi. Yani biz bir tehditten kurtulup bir başka tehditle karşı karşıya kalmak istemiyoruz orada. Zaten şu anda yerel güçler, hem Özgür Suriye Ordusu, hem Afrin’de bulunan Kürtler, aşiretler ve diğerleriyle özellikle Milli İstihbarat Teşkilatımız yoğun bir çalışma yürütüyor. Zaten şu anda da zaten önemli bir huzur ortamı orada sağlandı, insani yardımlar da ulaştırılıyor. Dolayısıyla bizim önceliklerimiz çerçevesinde Afrin’deki mevcudiyetimiz şu anda devam edecek, ki o sınır bölgesinde ve Afrin içerisinde güvenlik ve asayiş bütünüyle sağlanana kadar ve şehrin yönetimi de dediğim gibi ağırlıklı olarak Afrinliler tarafından zaten yürütülmekte, dolayısıyla burada bir sorun söz konusu değil.

Soru: Unuttuğunuzu fark ettim, kabine revizyonuyla ilgili bir soru sormuştum.

Cumhurbaşkanlığı Sözcüsü İbrahim Kalın: Şu anda öyle bir şey söz konusu

Soru: Sayın Şimşek’in istifa ettiği, geri döndürüldüğüyle ilgili…

Cumhurbaşkanlığı Sözcüsü İbrahim Kalın: Şu anda öyle bir gündem yok.

Soru: Fransa’dan Suriye konusunda bazı açıklamalar geliyor. Son bir iddia, Münbiç’e asker gönderdikleri yönünde. Sizin elinizde bu konuda bir bilgi var mı, asker gönderdiler mi, gönderdilerse ne kadar? Bir diğer konu da, Sincar meselesi. Irak Merkezi Hükümeti Sincar’da gerekli tedbirleri alacağını söylemişti, aldılar mı, bu konuda bir gelişme var mı?

Cumhurbaşkanlığı Sözcüsü İbrahim Kalın: İkinci sorunuzdan başlayayım. Geçen haftaydı zannediyorum, Sayın Başbakanımızın Irak Başbakanı Sayın Abadi’yle detaylı bir telefon görüşmesi oldu, özellikle bu Sincar konusu da orada ele alındı. Sayın Başbakanımız da pozisyonumuzu net bir şekilde ifade etti.

Memnuniyet verici olan tablo şu ki; Irak Başbakanı Sayın Abadi de Sincar’daki PKK mevcudiyetinden son derece rahatsız olduklarını ifade ettiler ve bununla ilgili de birtakım adımlar atmaya da başladılar. Zaten geçen hafta biliyorsunuz o yönde birtakım hareketlenmeler ve açıklamalar da oldu, PKK’nın Sincar’dan çekildiği ya da Şengal bölgesinden çekilmeye başladığı şeklinde. Ama biz buna ihtiyatla yaklaşıyoruz. Çünkü bu örgütün bu tür yalan taktikleri çok sık karşımıza çıkan bir durum. İsim değiştiriyorlar, mevzi değişiyorlar, mevki değiştiriyorlar, ama gene oradaki mevcudiyetlerini devam ettirmeye çalışıyorlar. Dolayısıyla Irak makamlarıyla bu konuda bir anlayış birliği içerisindeyiz.

Geçen MGK bildirisinde de çok açık ve net bir şekilde de ifade edildiği gibi, Sincar’daki PKK mevcudiyetini kabul etmemiz mümkün değil. Zaten Irak makamları da bunun farkındalar ve onlar da kabul etmiyorlar. Yani kendilerinin de vesilelerle ifade ettiği gibi, Irak topraklarının Türkiye’ye karşı terör örgütleri tarafından kullanılmasını zaten kabul etmiyorlar. Ama bizim önerimiz, bu konuda daha kararlı adımları birlikte atalım Irak’ın toprak bütünlüğü ve egemenliği çerçevesinde, biz her zaman buna saygılı olduk. Ama Irak topraklarını terör örgütlerinin Türkiye’ye karşı kullanmasına da artık son verilmesi gerekiyor, bu konuda Irak makamları da bizimle anlayış birliği içerisindeler.

Dolayısıyla Sincar olsun, Kandil olsun veya başka yerlerde olsun, PKK’ya karşı yapılacak bu tür askeri operasyonlar bizim için memnuniyet verici olacaktır. Öncelikli olarak tabii ki Irak makamlarının bu konuda adım atması, kendi ülkesinin güvenliği ve egemen haklarını koruma noktasında da önemli bir adım olacaktır. Ama o konuda bir anlayış birliği içerisinde olduğumuzu ifade edebilirim.

Fransa’nın açıklamalarına gelince, geçen hafta buna gerekli cevapları zaten verdik biliyorsunuz. O görüşme trafiği içerisinde benim de mevkidaşlarımla birçok telefon görüşmem oldu, bize söyledikleri, Münbiç’e asker göndermeleri söz konusu değil. ‘Basında çıkan bu haberlere itibar etmeyin’ dediler. Ama işte dün, bugün tekrar 50 kişilik bir Fransız askeri grubunun oraya gittiğine dair haberler çıkıyor, bizim kaynaklarımızdan da bunları çek ediyoruz. Doğrulanması halinde tabi ki bunu Fransız makamlarıyla gene açık ve net bir şekilde konuşacağız.

Yani bizim oradaki mesajlarımız Fransız makamlarına, ‘Amerika’nın yaptığı hatayı siz de yapmayın.’ Yani PYD, YPG konusunda Amerika Türkiye’yi ikna edemedi, Fransa ikna etmeye çalışıyor gibi bir görüntü veriliyor. Bunun netice verecek bir adım olmadığını kendilerine ifade ettik. Bu vesileyle bir defa daha ifade edelim: ‘SDG, yani Suriye Demokratik Güçleri PYD, YPG değildir, PYD, YPG’yle de iPKK’yı ayrıştırabiliriz’ söylemi, yani 1 yıldır, 1,5 yıldır Amerikalıların bize ikna etmeye çalıştığı bir şey, biz bunu kategorik olarak reddediyoruz. Çünkü biz sahadaki gerçekleri biliyoruz. Dolayısıyla Fransızların da böyle bir çaba içerisine girmesinin beyhude bir çaba olacağını ifade etmek isterim. Bu konudaki bizim pozisyonumuz son derece net. Bu tür adımlar doğrudan ya da dolaylı olarak terör örgütüne verilmiş bir destek olarak değerlendirilir.

Soru: Az önce siz de belirttiniz, Dışişleri Bakanlığı Müsteşarı Ümit Yalçın, Amerika Birleşik Devletleri’ne gitti, Bakan Yardımcısı Sullivan’la görüştü. Buradaki görüşmelerde Münbiç’le ilgili bir yol haritası belirlendi mi? Sorunun ikinci kısmı, patriotlarla ilgili de bir heyet Türkiye’ye geldi ve bir toplantı yapıldı. Türkiye’nin ABD’den patriot almasına ilişkin bir müzakere süreci yürütülecek mi, böyle bir süreç başladı mı?

Cumhurbaşkanlığı Sözcüsü İbrahim Kalın: Demin kısaca özetledim Dışişleri Müsteşarımızın yaptığı görüşmeleri, üzerinde mutabık kaldığımız bir anlayış birliği var, bu çerçevede somut adımların atılması için müzakereler devam edecek.

Patriotlarla ilgili 30 Mart’ta daha doğrusu bildiğiniz gibi burada bir Savuma Sanayi Komitesi Türk-Amerikan yetkilileri bir araya geldiler. Sayın Cumhurbaşkanımızın iki telefon görüşmesi öncesinde Sayın Trump’a söylediği bir konu vardı, yani ‘Patriotlar konusunda biz uzun yıllar müzakereler yaptık, alınıp Türkiye’nin savunma sistemine dahil edilmesiyle ilgili, fakat maalesef netice alamadık.’ Yani o müzakerelerin birtakım objektif kriterleri var fiyat gibi, teslim tarihi gibi, ama en önemlisi bizim açımızdan ortak üretim, yani teknoloji transferini sağlayacak bir anlaşmanın yapılması...

Fakat maalesef patriot üreticisi olan şirketle, onların bileşenleriyle bu konuda bir görüş birliğine varamadık. Ama Rusya ortak üretim konusunda çok hızlı bir adım attı ve S-400 projesi bu şekilde hayata geçmiş oldu. Benzer şartların sağlanması halinde, ortak üretim merkezli olmak üzere patriotların alınması konusunda Türkiye’nin bir endişesi yok, biz bunu da ifade ettik, yani dolayısıyla burada top Amerika tarafındadır. O şartları sağladıkları zaman biz de otururuz patriotların alınması konusunda, Türkiye’nin savunma sistemlerinin güçlendirilmesi konusunda gerekli müzakereleri yaparız, biz buna açığız. Bizim şartlarımız açık, belli; bunu sağlayacak olan karşı taraftır.

Soru: Az önce arkadaşlarımız da sordu ama 2 soru birbirine karıştı. Sayın Mehmet Şimşek’in istifa ettiği iddiası doğru mu?

Cumhurbaşkanlığı Sözcüsü İbrahim Kalın: Bu bir iddia dediğim gibi, yani bu şu anda bir iddia, bize gelen bir şey yok bununla ilgili.

Soru: ABD’de görülen bir davada Halkbank eski Genel Müdür Yardımcısı Hakan Atilla hakkında Başsavcılık 15 yıl hapis cezası, 50 bin ile 500 bin dolar arasında da bir para cezası talep etti. Bununla ilgili görüşünüz nedir?

Cumhurbaşkanlığı Sözcüsü İbrahim Kalın: Hakan Atilla davası bir hukuk skandalıdır, ‘İran ambargosunun delindiği’ iddiasıyla. Böyle bir başka dava da şu geçtiğimiz 4-5 yıl, 6-7 yıl içerisinde hiç olmamıştır. Bu konularla bildiğiniz gibi Avrupa’da yaklaşık 20 banka da bir şekilde muhatap olmuş, Amerikalıların OFAC dedikleri bu yaptırımları izleme komitesi var, onunla müzakereler sonucunda belli konularda anlaşmışlar, belli cezalar ödenmiş ve bu iş bir şekilde çözülmüştür. Ama buraya baktığınız zaman, Hakan Atilla davasında bunun çok dışında bir yolun izlendiğini gördük.

Dava sürecinde neler yaşandığını hepimiz izledik, onları tekrar etmek istemiyorum. Yani şahit diye çıkarttıkları kişilerin hangi şekillerde FBI tarafından getirildiğini, kendilerine para verildiğini, sahte deliller üretip bunları mahkemeye sunduklarını bizzat mahkemede kendileri zaten ifade ettiler. Ve o şahit olarak çıkarttıkları kişinin hala FBI’nın aylık verdiği parayla New York’ta yaşadığını da herkes biliyor.

Dolayısıyla ortada çok başka bir oyun var, bu oyunun devamı. Tabii bu kararı şiddetle kınıyoruz ve reddediyoruz. Hakan Atilla’ya yapılan çok büyük bir haksızlıktır bu. Tabii şimdi bu Savcının talebi; hakimin ne karar vereceğini önümüzdeki günlerde göreceğiz. Ve biz bunun tabii ki takipçisi olacağız. Hukuki yollardan, her yönden takipçisi olmaya da devam edeceğiz. Yani masum bir vatandaşımızın bu şekilde bir dava konusu yapılması, haksız yere aylardır tutuklu bulunması ve şimdi de böyle bir cezayla karşı karşıya bulunması kabul edilebilir bir şey değil.

Soru: Sayın Cumhurbaşkanı’nın dün liderlere de yaptığı ‘konut yapalım’ teklifi ile ilgili, daha önce de bu çağrıda bulunmuştu. Konutların yapılması halinde Türkiye olarak biz bunu TOKİ eliyle mi yapacağız, yoksa Türk müteahhitler tarafından mı yapılacak, nasıl bir planlama yapıldı? İkinci sorum da, Hatay ziyaretinde bir askerin selfie çeken bir görüntüsü ile ilgili. O askerin görevden alındığına dair bir iddia var, doğru mudur?

Cumhurbaşkanlığı Sözcüsü İbrahim Kalın: Konut yapımıyla ilgili meseleyi Cumhurbaşkanımız birkaç yıldır, biliyorsunuz ta Obama yönetiminden beri aslında dile getiriyor. Bunu Amerikalılara söyledik, Almanlara söyledik, Ruslara, İranlılara, Suudlulara, herkese söyledik. Bunun için tabii öncelikle bir güvenli bölgenin oluşturulması gerekiyordu. Uluslararası toplum bu konuya maalesef bigâne kaldı. Fakat neticede Türkiye olarak biz Cerablus-Azez arası ve şimdi Afrin bölgesinde bu güvenli bölgeyi aslında fiilen sağlamış olduk.

Türkiye’de burada fazlasıyla yük taşıyan bir ülkedir. Eğer uluslararası toplum Amerika’sından Avrupa’sına, Körfez ülkelerinden Rusya’sına, İran’ına kadar gerçekten Suriye’de kalıcı bir çözümün hayata geçirilmesi; mültecilerin evlerine, ülkelerine geri dönmesi ve orada minimum asgari insani şartlara kavuşmasını istiyorlarsa Türkiye’nin bu teklifine olumlu yaklaşırlar. Ama Türkiye bunu tek başına yapacak değil elbette.

Bakın demin size sadece Suriye içine gönderilen insani yardımların rakamlarını verdim. Yani 30 bin tır malzeme gönderiyoruz ve hala da devam ediyor bu yardımlar. Yani 650-700 milyon dolar civarında bunların değeri. Ama bir de Türkiye’de yaptığımız harcamalar, 3,5 milyon mülteci vesaire; yani bunları alt alta koyduğunuz zaman tablo çok net. Biz bu çağrıyı gene yenilemek isteriz, gene uluslararası topluma bir fon oluşturmak suretiyle bu projenin hayata geçirilebileceğini hatırlatmak isteriz.

O selfi çeken askerle ilgili, bakın bu çok insani bir tabloydu aslında. Yani bazı yazarlar da yazdılar bunu. Ben tekrar şunu ifade etmek istiyorum, bu ziyaretin amacı: Bir, askerimizin acılarını paylaşmak. İki; hala cephede olan askerlerimizin moral ve motivasyonunu yüksek tutmaktır. Şimdi Sayın Kılıçdaroğlu birkaç şey söyledi, ‘bir şehidin evine gidin’ diye. Biz şehit yakınlarının evlerine her zaman gittik, gidiyoruz. Sayın Cumhurbaşkanımız mutlaka şehit yakınlarının ailelerini ziyaret etmiştir, aramıştır, gerekli bütün ihtiyaçları karşılanmıştır, karşılanmaya da devam edecektir. Onlara gösterilen ilgiyi, merhameti burada anlatacak değilim, bunu bilen biliyor. Aynı şekilde Başbakanımız, bakanlarımız, Genelkurmay Başkanımız, komutanlarımız, herkes bu konuda tam bir birlik ve beraberlik içerisinde.

Sayın Kılıçdaroğlu’na şunu sormak lazım: Sizi tutan ne, buyurun siz de gidin, bir sınır karakolunu siz de ziyaret edin. Yanınıza kimi almak istiyorsanız buyurun alın. Siz gitmek istediniz de, mesela oradaki komutan ‘hayır gelmeyin’ mi dedi? Siz gitmek istediniz de oradaki vali ‘hayır gelmeyin’ mi dedi? Kendileri de gitsinler, hatta kamuflaj giysinler. Gitsinler askerimizle birlik beraberlik içerisinde olduklarını net bir şekilde ortaya koysunlar. Zeytin Dalı Harekâtının başarısını hazmedemeyenler kulübünde bulunmaktan artık vazgeçsinler.

Soru: Görevde mi ilgili asker?

Cumhurbaşkanlığı Sözcüsü İbrahim Kalın: Bana gelen bir bilgi yok bununla ilgili açıkçası. Soralım, ama görevden alındığına dair bir bilgi bize ulaşmadı.

Soru: Hükümet Sözcüsü Sayın Bekir Bozdağ bir açıklama yaptı geçtiğimiz dakikalarda, 18 ülkede 80 tane FETÖ’cünün paketlendiğini söyledi. Bu 18 ülke hangileridir, bu operasyonlar o ülkelerin bilgi dahilinde mi yapıldı ve devamı gelecek mi?

Cumhurbaşkanlığı Sözcüsü İbrahim Kalın: Elbette FETÖ’yle mücadele Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nin öncelikli milli güvenlik meselelerinden birisidir. Türkiye’de, Türkiye dışında, Balkanlardan Afrika’ya, Asya’dan Amerika’ya nerede bulunurlarsa bulunsunlar, bu ihanet şebekesine karşı mücadele en etkili bir şekilde devam etmiştir, bundan sonra da edecektir. Gittiğimiz ülkelerde biz bunu mevkidaşlarımızla en üst düzeyde, farklı düzeylerde paylaştık, paylaşmaya da devam edeceğiz.

Şunun altını çizeyim: FETÖ ile mücadelede biz hiçbir zaman hukuk dışı bir eylemin içerisinde olmadık. Yani son Kosova hadisesi de Kosova makamlarıyla görüşülmek suretiyle gerçekleştirilmiş bir eylemdir. Aynı şekilde diğer ülkelerden de bu tür iadeler olduğunda yaptığımız suçluların iadesi anlaşması çerçevesinde hayata geçirilen eylemlerdir bunlar. Dolayısıyla aslında o ülkeler için de bir güvenlik zaafının ortadan kaldırılmasıdır bu. Çünkü ülkemizde bütün bu suçları işleyenler yarın öbür gün belli bir noktaya geldiklerinde o ülkelerde de benzer faaliyetlerin içerisine mutlaka girerler, gireceklerdir. O ülkeler için de bir ulusal güvenlik tehdidi oluşturmaktadır. Dolayısıyla nereye giderlerse gitsinler, hangi kılıfa girerlerse girsinler, hangi ismi alırlarsa alsınlar, Türkiye Cumhuriyeti olarak biz bütün ilgili birimlerimizle, makamlarımızla FETÖ terör örgütüyle mücadeleye kararlı bir şekilde devam edeceğiz.”