Cumhurbaşkanlığı Sözcüsü Sayın İbrahim Kalın'ın Cumhurbaşkanlığı Kabinesi Toplantısı Sonrası Yaptığı Açıklama

13.06.2019

“Sayın Cumhurbaşkanımız öncelikle takdim konuşmalarında Başkanlık sisteminin vatandaşlarımıza daha iyi hizmet vermesiyle ilgili önemli noktaların altını çizdi. Vatandaşlarımızın beklentilerinin karşılanması noktasında ilgili bakanlıklarımızın ve kurumlarımızın attığı adımların önemine işaret ettiler.

Ayrıca, özellikle ekonomik alanda yer yer karşı karşıya kaldığımız birtakım operasyonlara, spekülatif hareketlere karşı da ilgili birimlerimizin tedbirlerini almaya devam ettiğinin altı çizildi. Özellikle kur-faiz-enflasyon üçgeninde oluşturulmaya çalışılan baskı ortamına karşı hem kurumlarımızın, hem özel sektörümüzün, ilgili birimlerimizin koordinasyon halinde çalışmaya devam ettiğinin altını çizdiler.

Tabi bu ekonomiyle de ilgili ama genel olarak siyasi çerçeveyle de ilgili olan S-400, F-35 ve Amerika ile ilişkiler konusu da burada gündeme geldi, onunla ilgili birkaç cümleyi de biraz sonra telaffuz edeceğim.

Ama özellikle bu tür operasyonlarına karşı savunma sanayi alanında ve teknoloji katkı payı yüksek olan üretim alanlarında faaliyetlerin attırılması konusunda da Sayın Cumhurbaşkanımızın talimatları oldu. Bununla ilgili de özellikle ihracat gücümüzü artırmaya dönük adımlar ve tedbirler bundan sonra kararlı bir şekilde atılmaya devam edilecek.

Aynı şekilde terörle mücadele ve ülkemizin iç ve dış güvenliğinin sağlanması konusunda da kurumlarımız arasındaki koordinasyon etraflı bir şekilde ele alındı. Bildiğiniz gibi PKK terör örgütüne karşı mücadelemiz her sahada devam ediyor. Sadece Türkiye Cumhuriyeti topraklarında değil, bu örgütün bulunduğu Irak gibi, Suriye gibi başka yerlerde de mücadelemiz kararlı bir şekilde devam ediyor. Milli Savunma Bakanlığımız, İçişleri Bakanlığımız, Milli İstihbarat Teşkilatımız, jandarmamız ve diğer bütün ilgili güvenlik birimlerimizin ortak çalışmalarıyla hamdolsun sahada çok ciddi neticeler almaya da devam ediyoruz.

Özellikle 31 Mart’ta yapılan yerel seçimler şimdi 23 Haziran’da yapılacak olan yerel seçimlerin dinamikleri de dikkate alındığında terör örgütünün ortalığı bulandırmaya dönük birtakım adımlar atmaya çalışacağını, terör eylemlerine, saldırılarına yeltenebileceğini dikkate alarak birimlerimiz teyakkuz halinde bu süreçleri de takip ediyorlar.

Yine Sayın Cumhurbaşkanımız takdim konuşmalarında Suriye’den kaynaklanan güvenlik sorunlarına da işaret ettiler. Özellikle İdlib’de yaşanan gelişmelerin bizim için bir endişe kaynağı olmaya devam ettiğinin altını çizdik. Rejimin kasıtlı olarak Türkiye’yi tahrik etmek ve bölgede alan kazanmak amacıyla yaptığı saldırılara son verilmesi konusunda da ilgili birimlerimiz yetkilendirilmiş durumdadır, özellikle Rusya’yla bu konuda temaslar kuruldu, görüşmeler devam ediyor. Gerek İdlib’de, gerek Tel Rıfat’ta, gerekse Fırat’ın doğusunda bu güvenlik alanının sağlanması ve ülkemize dönük herhangi bir tehdidin ortaya çıkmaması için bundan sonra da gerekli adımlar atılmaya devam edecektir.

Yine aynı şekilde dış politika perspektifinde gerek Doğu Akdeniz’de, gerek Kuzey Afrika’da, gerekse Ortadoğu’da yaşanan gelişmeler Bakanlar Kurulunun gündemindeydi.

Burada tabi Milli Savunma Bakanlığımızın, Milli Eğitim Bakanlığımızın ve Dışişleri Bakanlığımızın da sunumları oldu kendi konularıyla ilgili mutat olduğu üzere.

Tabi bu Kabine Toplantısının önemli gündem maddelerinden bir tanesi de özellikle çevremizde yaşanan gelişmeler. Son dönemde biliyorum Amerikan Dış Savunma Bakanlığının, Savunma Bakanlığımıza yazdığı mektup çerçevesinde de devam eden birtakım tartışmalar var.

Burada öncelikle şunun altını çizmek istiyoruz: Bölgesel ve küresel belirsizlik, kaos ve gerilim ortamında, bu ortamı teşvik eden siyasi yaklaşımlar karşısında, Türkiye, barışın, istikrarın, huzurun ve karşılıklı saygının merkezde olduğu bir dış politikayı izlemektedir. Biz adımlarımızı atarken her şeyin iç içe geçtiği, bütün dinamiklerin birbirini etkiler hale geldiği bir dünyada ulusal çıkarlarımızı esas alan bir dış politika izliyoruz, bunun için de 360 derece perspektifinden dünya olaylarına bakıyoruz. Dolayısıyla bizim Avrupa Birliği ile, genel manada Avrupa ile Amerika Birleşik Devletleri ile Rusya, Çin gibi diğer küresel aktörlerle, Ortadoğu ülkeleriyle, İslam ülkeleriyle, Afrika, Uzak Doğu, Asya ve Latin Amerika ülkeleriyle ilişkilerimiz sıfır toplamlı dış politika perspektifine dayanmaz. Tam tersine, biz bir ilişki öbeğini bir başka ilişki öbeğinin alternatifi olarak hiçbir zaman görmedik. Avrupa’yla Amerika’yla, yani Transatlantik ittifak bağlamında kurduğumuz iyi ilişkiler bizim Rusya’yla, Çin’le ya da Ortadoğu’yla, Afrika’yla kurduğumuz ilişkilere bir mania teşkil etmez. Aynı şekilde bizim o bölgelerdeki angajmanlarımız, yeni açılımlarımız Amerika’yla, Avrupa’yla veya başka bölgelerle kurduğumuz ilişkilere bir gölge düşürmek durumunda değildir. Ama hala dış politikayı ve dünyayı sıfır toplamlı bir perspektiften okumaya çalışanlar zaman zaman bu tür spekülatif haberler yaparak, Türkiye’nin NATO’daki statüsünü tartışmaya açmaya çalışmaktalar, Türkiye’nin geleneksel ittifak sistemlerinden çıkıp başka alanlara yöneldiğini iddia etmekteler. Halbuki biz tamamen kendi ulusal çıkarlarımız çerçevesinde herkesle karşılıklı saygı ve çıkar ilişkisi temelinde kapsamlı ilişkiler geliştirmeyi hedefliyoruz ve güvenliği de bu çerçevede bir bütün olarak ele alıyoruz. S-400 meselesi, Patriot meselesi, F-35 meselesi, bütün bunlar Türkiye’nin öncelikli olarak milli güvenliğini sağlamaya dönük atılan adımlardır. Ve biz güvenliği bir bütünlük içinde aldığımız için de şunu açık ve net bir şekilde ifade ediyoruz: Hepimiz güvende olmadan hiçbirimiz güvende değiliz.

Bu perspektiften bakıldığı zaman, Türkiye elbette kendi güvenliğini sağlarken, bunu Irak’ın, Suriye’nin, İran’ın, komşu ülkelerimizin, Yunanistan’ın, Bulgaristan’ın, Akdeniz ve Karadeniz ülkelerin güvenliğinden, istikrarından bağımsız ele almamaktadır. Bu manada Suriye’deki hadiseler de bizi yakından ilgilendiriyor, Libya’da yaşananlar da, Sudan’da yaşananlar da, Ortadoğu’da yaşananlar da elbette bizi yakından ilgilendiriyor.

Gene bu global dış politika perspektifinin bir tezahürü olarak da Cumhurbaşkanımızın yurt dışında yaptığı temaslar yoğun bir şekilde devam ediyor. Yarın bildiğiniz gibi Tacikistan’da yapılacak olan CICA Toplantısına katılıp dünya liderleriyle orada da Sayın Cumhurbaşkanımızın görüşmeleri olacak, toplantılarda sunumları olacak. Özellikleri Tacikistan’da yapılan bu toplantıya Orta Asya ülkelerinin, Rusya, Çin, Hindistan, İran gibi büyük ülkelerin katılması da önemli. Bu da Türkiye’nin o bölgelerdeki çıkarlarını koruma anlamında önemli bir fırsat takdim etmekte, teşkil etmektedir.

Diğer spesifik konulara gelecek olursak arkadaşlar, özellikle Suriye’de yaşanan gelişmeleri yakından takip ettiğimizi dün de Sayın Cumhurbaşkanımız Genel Merkezde yaptığı konuşmada zaten ifade ettiler. İdlib, Tel Rıfat ve Fırat’ın doğusundaki gelişmeleri sadece takip etmiyoruz, tabi orada istikamet verici bir dış politika izleyerek oradaki gelişmelerin aleyhimize dönmesini önlemek için bugüne kadar çok önemli adımlar attık, bu adımları da atmaya devam edeceğiz.

Sayın Cumhurbaşkanımızın dirayetli liderliği sayesinde bildiğiniz gibi hemen güneyimizde Türkiye-Suriye sınırında kurulmak istenen PKK devleti artık ihtimal dışı hale gelmiştir. Bunu Afrin’de de, bunu İdlib’de de, Fırat’ın doğusunda da kararlı bir şekilde yapmaya devam edeceğimizden hiç kimsenin şüphesi olmasın.

Aynı şey Doğu Akdeniz’de yaşanan gelişmeler için de geçerli. Orada bildiğiniz gibi bir oldubittiyle Kıbrıs Rum Kesiminin hem Kıbrıs Türklerinin, hem de Türkiye’nin uluslararası anlaşmalardan ve coğrafi konumundan kaynaklanan haklarını gasp etme, ihlal etme yaklaşımlarını şiddetle reddediyoruz. Bugüne kadar olduğu gibi bundan sonra da oradaki arama-tarama çalışmaları, sondaj çalışmaları, kıta sahanlığı, münhasır ekonomik bölge, bütün bu konularla ilgili biz temel pozisyonumuzu Türkiye’nin ve Kıbrıs Türklerinin hakkını, hukukunu koruyacak şekilde muhafaza ve müdafaa etmeye devam edeceğiz, bundan da kimsenin şüphesi olmasın.

Ben bu ana başlıkları sizlerle paylaştıktan sonra sorularınıza geçebilirim; buyurun.”

Soru : “ABD’den Milli Savunma Bakanı Hulusi Akar’a yazılan S-400 mektubu. Mektubun içeriğinde bazı tehditkar ifadeler de yer alıyor. Öncelikle bu ifadeleri, mektubun genelini nasıl değerlendiriyorsunuz? 

Türkiye’nin mektuba cevap verme konusunda geç kaldığı iddiaları söz konusu. Buna yorumunuz ne olur?”

Cumhurbaşkanlığı Sözcüsü Kalın : “Öncelikle şunu söyleyeyim: Sayın Savunma Bakanımıza gönderilen bu mektup sadece üslubu değil, muhtevası itibariyle de müttefiklik ruhuna da aykırıdır, ikili ilişkilerin nezaketine de aykırıdır. Türkiye Cumhuriyeti gibi egemen ve bağımsız bir ülkenin durduğu yere de tamamen karşı bir yaklaşımdır.

Şimdi bu mektubun tabi neredeyse gönderildiği zamanla eşzamanlı olarak sızdırılmış olması da bir ciddiyetsizliktir. Bu tür yazışmalar, bu tür mektuplar devlet kurumları arasında yapılır, bunların belli bir mahremiyeti vardır. Bunlar öyle aynı gün birkaç saat içerisinde veya ileriki zamanlarda kamuoyu ya da basın üzerinden baskı oluşturmak amacıyla sızdırılmaz, bu devlet ciddiyetine yakışmaz.

Biz bu mektubu aldığımız zaman tabi ki değerlendirmelerimizi yaptık ve bununla ilgilide zaten ilk açıklamada da bir cevap hazırlanıyor denmiş idi, burada bir değişiklik yok. Bu arada tabi ilgili arkadaşlarımızın, Savunma Bakanımızın, benim, diğer arkadaşlarımızın, Dışişleri Bakanımızın görüşmeleri oldu, bundan sonra da olmaya devam edecek. Ben de buraya gelmeden önce Sayın Trump’ın Ulusal Güvenlik Danışmanı Sayın Bolton’la bir telefon görüşmesi yaptım, bu konuları da ele aldık tabi ki.

Biz hiçbir zaman bu ilişkileri germekten, koparmaktan, vesayet altına birilerinin almaya çalışmasından yana olmadık. Tam tersine, bu ilişkileri yönetirken karşılıklı çıkar ve saygı temelinde müttefiklik ruhuna uygun adımlar atmayı her zaman kendimize temel ilke ittihaz ettik, buradan bir taviz ya da geri dönüş söz konusu değil. Dolayısıyla bu cevap hazırlanırken de mektubun muhtevasına, üslubuna ve perspektifine uygun bir cevabın verileceğinden de hiç kimsenin endişesi olmasın. Ama müzakerelerimiz devam edecek,  görüşmelerimiz elbette devam edecek.

F-35 programından Türkiye’nin haksız bir şekilde çıkarılmaya çalışılması adım adım, işte pilotlarımızın eğitiminin askıya alınması, başka yatırımların gündeme gelmesi, bu konuda Pentagon’un aslında hiçbir hukuki zemin olmadan resen birtakım inisiyatiflere yönelmiş olması ittifak ruhuna aykırıdır, Türkiye’nin egemenlik haklarına da bir saygısızlıktır. Bunları tabi ki biz her vesileyle her düzeyde görüşmeye devam edeceğiz. Dediğim gibi bizler mevkidaşlarımızla konuşmaya devam edeceğiz, Sayın Cumhurbaşkanımız da zaten Japonya’da yapılacak olan G-20 zirvesinde de Sayın Trump’la bu konuyu çok büyük ihtimalle 29 Haziran’da ikili görüşmede ele alacaklar.”

Soru :  “Az önce bahsettiniz 29 Haziran’da Sayın Trump’la bir görüşmesi olacak Sayın Cumhurbaşkanının, ama dün konuşmasında öncesinde de bir telefon görüşmesi olabileceğini işaret etmişti, hatta Türkiye’nin F-35 programında bu yaşanan gelişmeleri o telefon görüşmesinden sonra tekrar en başta nasıl olduysa oraya döndürmesi yönünde bir girişimden bahsetmişti. Bir de haksız bir şekilde Türkiye’nin bu programın dışında bırakılmasının uluslararası alanda hakkını arayacağına ilişkin bir çağrısı olmuştu Cumhurbaşkanının. Hem o görüşme olacak mı telefon görüşmesi, hem de nasıl bir adım izlenecek şayet aynı tutum sergilenirse Amerika’dan?”

Cumhurbaşkanlığı Sözcüsü Kalın : “Dün Sayın Cumhurbaşkanımız da konuşmalarında ifade ettiler, bizlerin bu temaslarının neticesine bağlı olarak kendisinin belki ihtiyaç hasıl olursa bir telefon görüşmesi olabilir, ama şu an itibariyle planlanan bir görüşme yok, ama olabilir. Ama zaten biz yaklaşık işte 15-16 gün sonra Japonya’da bir ikili görüşme de yapacağız.

Diğer konulara gelince, yani uluslararası platformlarda hakkımızın aranması meselesi bu bizim en doğal hakkımız. Çünkü biz F-35’in bir müşterisi değiliz, bir ortağıyız, üreticilerinden bir tanesiyiz, başından beri hep bunun bir parçası olduk, 1 milyar doların üzerinde buraya fon katkısı yaptık, üretimin bir parçasıyız, programların bir parçasıyız. Pilotlarımız, teknik elemanlarımız bunların eğitimlerini alıyor, bu uzun vadeli bir yatırım. Ve umarız Amerikan yönetimi, özellikle Pentagon bu S-400 meselesini bahane ederek burada ikili ilişkilere kalıcı zarar verecek tavır ve tutumlarından bir an önce vazgeçerler. Çünkü orta-uzun vadede bu sorun mutlaka aşılacaktır, Türkiye’nin hakkı olan F-35’ler ülkemize mutlaka gelecektir. Ama bunu geciktirmek, çeşitli bahanelerle bunu başka alanlara çekmeye çalışmak sadece bu sürece zarar verir, ikili ilişkilere zarar verir. Biz gene akılla, basiretle, metanetle bu sürecin takipçisi olacağız. Bu anlaşmadan kaynaklanan haklarımızı da tabi ki her platformda biz savunmaya devam edeceğiz. Umarız iş o noktaya gelmez, ama geldiği zaman da Türkiye bu konuda üzerini düşeni yapmaktan asla geri durmayacaktır.”

Soru: “Sayın Cumhurbaşkanının Ankara’da da görüşmeleri devam ediyor, Sayın Bahçeli’yle bir görüşme gerçekleştirdi. Bu görüşmeye ilişkin bizimle paylaşabileceğiniz başlık ya da başlıklar var mıdır?

Cumhurbaşkanı dün açıkladı, yeni bir strateji izleniyor 23 Haziran seçimleri için, ama öncesinde sessiz kalması, 31 Mart’ı oranla sahada miting yapmaması farklı yorumlara neden oldu, farklı bir strateji izleniyor dendi. Bu yorumlar için ne dersiniz?”

Cumhurbaşkanı Sözcüsü Kalın : “Sayın Bahçeli’yle biliyorsunuz Sayın Cumhurbaşkanımızın dönem dönem görüşmeleri oluyor. Cumhur İttifakı bağlamında bu görüşmelerin son derece yararlı olduğunu ifade etmek isterim. Bugün de görüşmelerinde hem seçim süreci ele alındı, hem bölgemizde yaşanan diğer görüşmelerle ilgili fikir teatisinde bulundular. Bu görüşmeler bundan sonra da devam edebilir, yani bununla ilgili bir olağanüstü, işte olumsuz bir durum var, kriz var gibi bir yaklaşımla ele almamak lazım. Bu artık dediğim gibi ittifakın doğal bir parçası olarak bu görüşmeler yapılmaktadır.

Şimdi tabi seçim stratejisiyle ilgili olarak bu tür spekülasyonların yapıldığını görüyoruz, Sayın Cumhurbaşkanımız her zaman sahada. Fakat şunu söyleyeyim: Yani birtakım ilan edilmemiş adımları strateji diye tartışıp, sonra bunlar yapılmıyor, demek ki stratejide değişiklik var gibi sonuçlara gidiliyor. İşte mesela 39 ilçede miting yapılacaktı, neden yapılmıyor gibi. Halbuki böyle bir strateji hiçbir zaman açıklanmadı, yani bütün ilçelerde miting yapılacak, Sayın Cumhurbaşkanımız bu mitinglere katılacak diye bir strateji açıklanmadı. Bunlar birtakım tahminler, spekülasyonlar.

Bu kampanyanın en önemli stratejisi, aslında Cumhurbaşkanımızın bütün siyasi hayatı boyunca benimsediği, birebir, yüz yüze, eski tabirle ru be ru temaslara dayalı bir iletişim stratejisi. Yani insanımıza dokunan, onları birebir dinleyen, sorunlarını dikkate alan, not alan, onların çözümüne dönük projeler geliştiren bir yaklaşım. Ve bunun için de tabi ki Cumhur İttifakı’nın adayı Sayın Binali Yıldırım da sahada yoğun bir şeklide çalışıyor, diğer bakan arkadaşlarımız, İstanbul milletvekili. Zaten bu stratejiyle ilgili dediğim gibi Genel Merkezden yapılan açıklamalar var, o çerçevede baktığınızda strateji gayet başarılı ve tutarlı bir şekilde uygulanmaya devam ediyor. Bununla ilgili dediğim gibi bir tartışmaya konu olabilecek bir değişiklik zaten söz konusu değil.”

Soru : “Tacikistan’ın Başkenti Duşanbe’de önemli bir zirve yapılacak, burada Sayın Cumhurbaşkanının yapacağı ikili görüşmeler netleşti mi? Özellikle Rusya Devlet Başkanı Putin ve Hindistan Başbakanı Modi’yle S-400 çerçevesinde bir görüşme olabilir mi?”

Cumhurbaşkanlığı Sözcüsü Kalın : CICA Zirvesi marjında Sayın Cumhurbaşkanımızın bir dizi ikili görüşmesi olacak, Tacikistan Cumhurbaşkanıyla olacak, Özbekistan Cumhurbaşkanıyla olacak, Hindistan Başbakanıyla olması planlanıyor, Çin Devlet Başkanıyla olması planlanıyor. Ama şunu da söyleyeyim tabi: Biliyorsunuz 2 Temmuz’da biz zaten Çin’e bir resmi ziyarette bulunacağız, yani Japonya G-20 ziyaretinden sonra. Sayın Putin’le de G-20’de daha uzun detaylı bir ikili görüşme zaten planlanıyor. Dolayısıyla biraz programın akışına göre Duşanbe’de görüşme olabilir-olmayabilir, başka devlet başkanlarıyla da olabilir, İran Cumhurbaşkanı geliyor, Kazakistan var, Kırgızistan var, diğer ülkeler var, yani o akışa göre bu görüşmeler olabilir.

Hindistan Başbakanıyla yapacağı görüşme de önemli tabi. Özellikle bu yıl içerisinde Hindistan Başbakanın Türkiye’ye bir ziyareti söz konusu olabilir, bununla ilgili de çalışmalar devam ediyor. Biz Hindistan’la ilişkilerimizi her alanda, ekonomik, siyasi, güvenlik, turizm, kültür, seyahat, sinema, müzik ve diğer alanlarda geliştirmek için buna büyük önem atfediyoruz. Dolayısıyla bu görüşme de mutlaka faydalı olacaktır, bu karşılıklı ziyaretlerin arttırılması anlamında da önemli bir sayfayı açacaktır diye düşünüyoruz, çünkü en son bildiğiniz gibi Cumhurbaşkanımızın 2017’nin Nisan ayının sonunda bir ziyareti olmuştu Hindistan’a, şimdi bir iadeyi ziyaret için biz davetimizi zaten ilettik, bununla ilgili çalışmalar da, görüşmeler de devam ediyor. Dolayısıyla CICA Zirvesi bağlamında bu ikili görüşme trafiği büyük oranda gerçekleşecek, ama dediğim gibi bazı görüşmeler de oradaki akışa göre belirlenecektir.”

Soru : “Türkiye’nin gündemindeki bir başlığı sormak isterim. Son birkaç gündür özellikle askere alma kanun teklifi görüşülüyor Türkiye Büyük Millet Meclisi Genel Kurulunda. Sayın Cumhurbaşkanın da dün mesajları olmuştu, devrim niteliğinde bir reformdur bu demişti. Ama bir taraftan da güvenlik kaygıları dile getiriliyor, özellikle Kuzey Irak’a yönelik hava harekatı devam ederken, Pençe Harekatı devam ederken, diğer taraftan Kıbrıs’ta Doğu Akdeniz’de bir gerilim yaşanırken bir güvenlik zafiyetine neden olabileceğine dair kaygılar olduğu belirtiliyor, muhalefetten de bu dile getirildi ve bu kapsamda Sayın Akar’ın görüşmeleri Mecliste devam ediyor, Genel Kuruldaki görüşmeler de haftaya kaldı. Bu kaygılar için ne derseniz, muhalefetten gelen öneriler için ne dersiniz?”

Cumhurbaşkanlığı Sözcüsü Kalın : “Tabi muhalefetin getirdiği öneriler demokratik kurallar çerçevesinde ve Meclis pratiği içerisinde mutlaka dikkate alınacak, değerlendirilecek, ama Milli Savunma Bakanlığımızın hazırladığı yeni askerlik yasası bu tür zaafların ortaya çıkmasını önleyecek maddeleri ve umdeleri zaten ihtiva etmektedir. O yüzden zaten bu çok hassas bir şekilde hazırlandı, uzun bir süredir üzerinde çalışılıyordu biliyorsunuz, birçok aşamadan geçti, istişareler yapıldı, Türk Silahlı Kuvvetlerinin askeri kapasitesi hem sayı, hem nitelik olarak etraflı bir şekilde ele alındı, onun üzerine bu yasa bu şekilde teklif olarak şu anda getirildi. Orada Türkiye’nin güvenlik ihtiyaçlarının karşılanmasında zaafa yol açabilecek bir uygulamayı bizim gündeme getirmemiz ya da kanun olarak Meclisten geçirmemiz zaten söz konusu olamaz. Dolayısıyla bunu çalışan ilgili birimlerimiz, Genelkurmay Başkanlığı başta olmak üzere zaten bu konuda son derece tecrübeli insanlar, neye ne kadar ihtiyaç olduğunu bilerek ve somut veriler üzerinden bu değerlendirmeleri yapıyorlar. Dolayısıyla böyle bir güvenlik zaafının oluşması söz konusu bile değil, tam tersine Türk Silahlı Kuvvetlerini daha aktif, daha modernize, daha atak, daha güçlü ve entegral hale getirecek bir yasadan bahsediyoruz. Ama buna ilave olabilecek, bu değerleri daha da kuvvetlendirecek birtakım teklifler varsa bunlara elbette olumlu bakılır, değerlendirilir, ama şu aşamada böyle bir zaafa yol açabilecek bir endişenin olmaması gerektiğini ifade etmek isterim.”