Fransa Cumhurbaşkanıyla Ortak Basın Toplantısında Yaptıkları Açıklama

31.10.2014

Fransa Cumhurbaşkanıyla Ortak Basın Toplantısında Yaptıkları Açıklama

Sayın Hollande,

Özellikle teşekkür ediyorum. Bugün ilk etapta yaptığımız görüşme, Fransa ile ülkemiz arasındaki ikili ilişkilerin son dönemdeki farklı, olumlu istikametteki gelişmelerini teyit eden, gerçekten olumlu bir görüşme oldu ki, tekrar buna devam edeceğiz.

Özellikle ikili ilişkilerde Türkiye ve Fransa, gayet iyi bir seyir izliyor. Ve bu konuda ticari, ekonomik, savunma, bunun yanında kültürel, askeri alanlarda attığımız adımlarla, hakikaten çok farklı bir yere doğru gidiyoruz. Bu, öyle zannediyorum ki, ikili ilişkilerimizde geldiğimiz en önemli nokta olacak. Özellikle savunma sanayiine yönelik attığımız adımlarda şu anda Türkiye ve Fransa ilişkileri görüşmeler sadedinde hızla devam ediyor. Ama bunların içerisinde, savunmanın dışında en önemlisi diyebileceğim, nükleer enerjiye yönelik bir adımdır ki, burada biliyorsunuz Japonya, Fransa, Türkiye olarak üçlü bir adımımız var. Ve bu nükleer enerji santralini bir an önce bitirmenin gayreti içerisindeyiz.

Tabii bölgesel sorunları yaşıyoruz bu arada. Bölgesel sorunlar noktasında 1295 kilometre sınırımızın olduğu Irak ve Suriye ülkelerine olan bakışta, Fransa-Türkiye arasında farklılık hemen hemen yok, düşüncelerimiz birbirine yakın. Adeta örtüşüyor, böyle bir durum içerisindeyiz.

Ama görünen bir gerçek var ki, DAESH terör örgütünün özellikle şu anda Irak’ın yüzde 40’ını adeta işgal altında tuttuğunu görürsek, öbür tarafta Suriye’de yine bu işgal hareketlerinin devam ettiğini şu anda tespit etmiş olursak, dünyanın buna seyirci kalmaması gerekir. Ve bu seyirci kalmamasının gereğini de, her tür uygulamalarla yerine getirmesi gerekir.

Tabii burada Türkiye olarak bizim yaklaşımımız hep şu olmuştur: Bir, uçuşa yasak bölge ilanı gerekmektedir. İki, güvenli bölge ilanı gerekmektedir. Üç, eğit-donat eylemine, işlemine girmemiz gerekmektedir. Eğer koalisyon güçleri olarak bu adımlar atılmadığı sürece, tabii Türkiye’nin buraya bakışı da farklıdır.

Tabii burada bir konunun üzerinde de önemle durmam lazım. Bu da Kobani meselesidir. Niçin Kobani, niçin İdlip değil? Niçin Hama değil? Niçin Humus değil? Niçin Deyr-uz Zur değil? Niçin şu anda yüzde 40’ı işgal altında olan Irak değil? Oralara yönelik herhangi bir eylem veya müdahale yapılmıyor da, Kobani. Varsa yoksa Kobani. E Kobani, bizim ülkemizin sınırı. Şu anda Kobani’de zaten insan yok. 200 bin insan ülkemizde, bizim misafirimiz, biz onlara bakıyoruz. Şu anda Kobani’nin içinde herhangi bir insan da olmadığına göre, sadece orada 2 bin savaşçı var. Bundan dolayı mı sürekli orası bombalanıyor? Bunu anlamak mümkün değil. Acaba bugüne kadar, ben bu koalisyon güçleri tarafından niçin Suriye’nin diğer bölgelerinde DAESH başta olmak üzere, bu terör örgütlerinin attıkları adımlara karşı herhangi bir tavır alınmamıştır, bunları hep söyledik. Hep anlattık, ama maalesef buralarda da açık söyleyeyim, yalnız kaldık. Çünkü burada bir defa bir devlet terörü estiren Esed vardır ve Esed’in rejimi vardır. Yani terör örgütü var, ama bir de devlet terörü estiren Esed var. Esed rejimini karşısına almayan, “Acaba Esed giderse ne olacak?” diye düşünen bir anlayışın bir defa DAESH ile mücadele etmesi mümkün değil. Eğer biz “demokrasi” diyorsak, “demokrasiyle mücadele” diyorsak, “Esed giderse halk ne isterse o olur” dememiz lazım. Eğer bunu savunuyorsak, gerçekten demokrasiyi savunuyoruz demektir. Eğer yok demokrasiyi savunmuyor da, “Bir tane otokrat gidecek, onun yerine de bir başka otokrat hazırlıyoruz, bunu düşünüyoruz” diyorsak, o zaman demokrasiyi konuşmamızın da hiçbir anlamı yok. Ve şu anda Suriye’nin çektiği sıkıntı budur.

Irak’a gelince, Irak’ta maalesef katılımcı bir ordu yoktur. Şu anda Irak ordusu, sürekli kaçmaktadır ve kaçtıkça yerini de IŞİD’e teslim etmektedir. Ve Irak ordusu, yüzde 100’e yakınının Şia’dan oluşan, Şia mezhebine mensup insanların oluşturduğu bir ordudur. Ve bakın şu anda asla olayların içerisine girmiyorlar. Musul’u bıraktılar, kaçtılar. Kime? DAESH’a. Ve oradaki silahlar, şu anda bu örgütün elindeki silahlardır ve bu silahlarla işgal hareketini devam ettirmektedir.

Aynı şekilde bakıyorsunuz, aşağıda bütün işgal altındaki illerde, Anbar’da, aynı durumu görüyorsunuz. Şu anda Sünniler, evlerine, yurtlarına gelmek istiyorlar. Ama onların eğit-donata ihtiyaçları var. Bu konuda Türkiye olarak biz hazırız. Tüm müttefiklerimizle, dostlarımızla da bu konuda müşterek hareket etmemiz halinde, her an bu adımları atabiliriz. Üç şey; uçuşa yasak bölge, güvenli bölge ve eğit-donat. Bunların tümünü uygulamaya koyduğumuz andan itibaren Türkiye, bütün koalisyon güçlerinin yaptığı her şeyi aynen yapacaktır, bundan kimsenin endişesi olmasın.

Fakat burada bir şeyi de düzeltmem lazım, o da şudur: Uluslararası medya, Türkiye’yi DAESH’a destek veren bir ülke olarak gösteriyor. Bu, bir defa Türkiye’ye karşı çok büyük bir haksızlıktır. Ve adeta ihanettir bu. Türkiye, hiçbir zaman DAESH gibi bir terör örgütüne destek vermemiştir. Asla böyle bir desteğin yanında da olmamıştır. 1 milyon 600 bin insan, oradaki terör saldırılarından, bombalardan kaçmıştır, geldikleri yer Türkiye’dir. 1 milyon 600 bin insanı şu anda topraklarında barındıran biziz. Irak’tan 200 bin insan kaçmıştır, bizim topraklarımızdadır. 1 milyon 400 bin insan Suriye’den kaçmıştır, bizim topraklarımızdadır, bunlara biz bakıyoruz. Şu ana kadar 4,5 milyar dolar harcadık. Dünyadan bize gelen destek, 200 milyon dolardır. Bu gerçekleri lütfen görelim. Ve medya olarak da, köşe yazarları olarak da bunları değerlendirirken adil olalım.

Tabii bir diğer konu, özellikle AB hususunda. Tabii daha önce malum, Fransa’nın blokajı vardı, 5 fasılda böyle bir blokajı söz konusuydu. Ben tabii bugün değerli mevkidaşımdan böyle bir müjdeyi özellikle almanın da beklentisi içerisindeyim. Gerçi kendileri bir ışık yaktılar. Ama bu ışık diyorum, biraz daha net olursa, flu olmasın, net olsun. Ve Türkiye’ye de ben bu müjdeyle döneyim. Bunu özellikle istiyorum. Çünkü bunu geçmiş dönemde maalesef göremedik. Bloke edildi.

Türkiye şu anda AB müktesebatına en hazır ülke konumundadır. Ve burada özellikle bazı bloke edilmiş fasıllar var ki, bu fasıllar konusunda Türkiye tüm hazırlıklarını yapmıştır, bunlara hazırdır ve bunlar rahatlıkla açılabilir. Ve bu işin kararını özellikle vermekte inanıyorum ki, Fransa’nın daha önce bloke ettiği fasıllarla ilgili bir adım atılırsa, arkası da zaten hızla gelecektir diye düşünüyorum. 51 yıllık beklenti, kolay değil. Ve bu 51 yıllık beklentiyi artık kıralım, aşalım ve Türkiye ile Avrupa Birliği artık bütünleşsin istiyoruz.

Tabii buradaki fasıllarda malum 32., 33. fasıllar, önümüzde bir sıkıntı. Ve 17. fasıl, burada aynı şekilde. Bir 15. fasıl var, yine aynı şekilde. Önümüzde bunlar engeller. Bu engellerin aşılması inanıyorum ki, Türkiye ile Fransa arasında değil, tüm AB ülkeleriyle dayanışmamızı arttıracaktır. Zaten 23-24, bu fasıllar, tamamıyla hazır hale gelmiş vaziyettedir. Bu adımları da süratle atalım istiyoruz.

Ve bir diğer taraftan da, aramızdaki ticaret hacmini de tabii bu vesileyle inanıyorum ki, çok daha ileri noktalara taşıyacağız. Türkiye’nin Fransa, Fransa’daki yatırımcıların Türkiye’deki yatırımları, bizler için çok çok önem arz ediyor. Ben de bu vesileyle, özellikle değerli mevkidaşıma teşekkür ediyorum. Ve bu buluşmamızın, bu görüşmemizin iki ülke ve bölge hakkında hayırlara vesile olmasını temenni ediyorum.