35. Muhtarlar Toplantısında Yaptıkları Konuşma

19.02.2017

Çok değerli muhtarlarımız,

Kıymetli kardeşlerim;

Sizleri en kalbi duygularımla, hasretle, muhabbetle selamlıyorum. Bugün sizleri Cumhurbaşkanlığı Külliyesinde, milletin evinde, bu gazi mekânda ağırlıyoruz, Muhtarlar toplantımızın 35’incisinde sizlerle biraradayız.

Bugün de aramızda Çanakkale, Edirne, Erzincan, Eskişehir, İstanbul, Kahramanmaraş, Karaman, Kilis, Kırıkkale, Konya, Malatya, Manisa, Trabzon ve Uşak illerimizden gelen siz kıymetli muhtarlarımızı misafir ediyoruz. Anayasa değişikliği vesilesiyle ülkemizin yönetim sisteminin enine-boyuna tartışıldığı bir dönemde icra ettiğimiz bu buluşmanın ayrıca önemli olduğuna inanıyorum.

Türkiye’nin özellikle geçtiğimiz 150 yılı sürekli yönetim tartışmalarıyla geçmiştir. Tanzimat’tan Meşrutiyet’e, Cumhuriyet’in ilanından çok partili siyasi sisteme kadar pek çok yol ve yöntem denenmiş ancak arayış bir türlü bitmemiştir. Bu arada yaşadığımız pek çok darbeyi, darbe girişimini, vesayet baskılarını da unutmamak gerekiyor. Bu da, ortada yerli yerine oturmayan, eğreti duran, milleti mutmain etmeyen bir duruma işaret ediyor. Türkiye’nin gündeminde olan Anayasa değişikliğiyle yöneldiği yeni sistem arayışı, işte bu ihtiyacın bir neticesidir. Meclis’teki sürecin tamamlanmasının ardından konu milletimizin huzuruna gelecek, herkes izahını, itirazını milletimize yapacaktır. Seçimle gelinen görevlerin ilk basamağı muhtarlıktır. Onun için demokrasinin ilk adımı muhtarlık, oradan başlıyor, son kademesi Cumhurbaşkanlığıdır.

Ülkemiz açısından bu kadar önemli bir meseleyi istişare etmesi, tartışması, çözüm yolları araması gerekenlerin en başında siz muhtarlarımızla Cumhurbaşkanı olarak şahsım geliyor. Gücünü halktan alan ve halka hizmeti Hakk’a hizmet olarak gören bir Cumhurbaşkanı olarak özellikle kritik dönemlerde muhtarlarımız aracılığıyla milletimden aldığım mesajlara büyük önem veriyorum. İl ziyaretlerim sırasında da her fırsatta vatandaşlarımla doğrudan doğruya iletişim kurmaya, onların hissiyatlarını, düşüncelerini, tavsiyelerini, eleştirilerini dinlemeye gayret gösteriyorum. 40 yıllık siyasi hayatım, özellikle de son yıllarda yaşadığım hadiseler bana şunu göstermiştir: Gönlünü, gözünü ve kulağını milletimizden ayıran hiç kimsenin bu topraklarda başarılı olması, kök salma şansı yoktur. Milletimizle olan irtibatımızı güçlendirerek istikametimizi doğru tutmamızı sağlayan siz muhtarlarımıza şükranlarımı sunuyorum.

Değerli kardeşlerim,

Ülke ve millet olarak kısa sürede o kadar çok, o kadar önemli hadiseyi üst üste yaşadık ki artık öncelik sıralaması yapmakta doğrusu zorlanıyoruz. Aynı anda hem terör, hem ekonomi cephesinde mücadele ediyor, hem yurt dışı operasyonlarımızı sürdürüyor, hem de uluslararası saldırılara karşı direniyoruz. Esasen yaşadığımız sorunların hiçbiri bize mahsus olmamakla birlikte bizi diğer ülkelerden ayıran çok önemli farklar vardır. Mesela terör, tüm dünyanın sorunu olmakla birlikte, tüm terör örgütlerinin hedef aldığı tek ülke Türkiye’dir. Bölgemizdeki ülkelerin hepsi de iç sorunlarıyla uğraşıyor, ama maruz kaldığı çok yönlü kuşatmaya rağmen dimdik ayakta durabilen, kendi yolunda yürümeye devam edebilen tek ülke yine Türkiye’dir.

Küresel ekonomik kriz, gelişmiş ülkeler dahil herkesi etkilerken, Türkiye yaşadığı tüm sıkıntılara rağmen mali disiplininden taviz vermemiş, büyümesini belli bir çıtanın altına düşürmemiştir. Ne darbe teşebbüslerine, ne kaos senaryolarına eyvallah etmeyen bu ülkenin öyle birkaç fiskeyle yıkılmayacak ulu bir çınar olduğunu cümle alem görmüştür.

Bakınız size kısa bir hikâye anlatayım. Ulu çınarın yanında bir kabak filiz vermiş. Yağmurların ve güneşin etkisiyle hızla büyüyen kabak, neredeyse çınarın boyuna ulaşmış. Bu durum karşısında böbürlenen kabak bir gün çınara; sen ne kadar zamanda bu hale geldin diye sormuş. Çınar, ‘90 yılda’ deyince kabak, ‘Bak, ben iki ayda senin boyuna ulaştım’ şeklinde cevap vermiş. Aradan biraz daha zaman geçip sonbahar rüzgârları esmeye başlayınca, kabak kurumaya, yaprakları, dalları dökülmeye başlamış. Bu duruma şaşıran kabak çınara, ‘Neler oluyor bana?’ diye sormuş. Çınarın cevabı, ‘Benim 90 yılda geldiğim yere sen iki ayda gelmeye çalıştığın için ölüyorsun.’ olmuş.

Evet, biz millet olarak bugün bulunduğumuz yere iki ayda gelmedik, bizim arkamızda 2 bin yıllık devlet geleneğimiz, 1400 yıllık medeniyet müktesebatımız, coğrafyamızdaki bin yıllık varlığımız vardır. Tarihimizin en son ve en genç devleti olan Cumhuriyetimiz dahi 93 yılını artık geride bıraktı. Biz böyle bir devletiz. Biz göçebe devleti değiliz, ‘kökü mazide olan bir ati’ devletiz. Bugün sahip oldukları güce, imkâna, zenginliğe güvenerek dünyaya meydan okuyanlar, yarın mevsim değiştiğinde ayakta kalabilecekler mi hep birlikte göreceğiz.

Kardeşlerim;

Dünya tarihinde zulümle büyüyen çoktur, ama zulümle abat olan hiçbir ülke, hiçbir toplum, hiçbir lider yoktur. Ne diyor atalarımız? ‘Zulümle abat olanın ahiri berbat olur’ diyor. Biz büyüklerimizden ‘haksız davada zirve olmaktansa, haklı davada zerre olmayı’ öğrendik; bizim farkımız bu. Onun için bugün yaşadığımız sıkıntılar, evet canımızı yakabilir. Ama asla bizim için yıkım sebebi olmaz, olmayacaktır. Yunus gibi, “Ölürse ten ölür, canlar ölesi değil. / Dünyaya gelen gider, baki kalası değil” diyerek, şehitliği en büyük mertebe, gaziliği en büyük şan kabul ederek mücadelemize devam edeceğiz.

Değerli kardeşlerim;

Zaman zaman bazı şikâyetler alıyorum. Bu gece de öyle bir şikâyet sebebiyle bir gazimizi aradım. Gazimiz evraklarını gönderiyor, fakat evraklar maalesef işleme konmuyor veya ağırdan alınıyor. Tabii ilgili yerlere de durumu bildirdim. Ama şimdi buradan sesleniyorum, ilçesini, ismini falan vermiyorum: Ey Kaymakam, sen kendini ne sanıyorsun? Sen orada kalıcı mısın? O gazi kendini niçin feda etti? Bu vatan için feda etti. Köprünün üzerine niçin yürüdü? Bu vatan için yürüdü, bu millet için yürüdü. Eğer sen şimdi o makamda varsan, o gazi sebebiyle varsın, haddini bileceksin. Haddini bilmediğin zaman da haddini sana bildirirler, bunu da bileceksin. Nitekim İçişleri Bakanıma da söyledim, öyle zannediyorum ki gereği yapılacaktır. Niye? Çünkü bizim şehitlerimize olan borcumuz farklıdır, gazilere olan borcumuz farklıdır ve bizler bunun gereğini aksatmadan yerine getirmek durumundayız.

Değerli kardeşlerim;

Rabbim Kutsal Kitabımızda bizlere, ‘Sizin hayır gördüklerinizde şer, şer gördüklerinizde hayır olabilir’ buyuruyor. Bu ilahi kelama uygun şekilde ülkemizin son yıllarda ardı ardına yaşadığı sıkıntıların sebep olduğu kayıpların aynı zamanda yeni bir doğuşun, yeni bir yükselişin de habercisi haline dönüştüğüne inanıyorum. Milletimiz Çanakkale’den, Kurtuluş Savaşımızdan bu yana ilk defa istiklalini ve istikbalini koruma konusunda bu derece kararlı, bu derece metanetli, bu derece fedakâr bir tutum içindedir. Öyle ki birliğimizi, beraberliğimizi, kardeşliğimizi bozmaya yönelik her provokasyon tam tersine dayanışmamızı daha da güçlendiriyor.

Hatırlayınız, Gezi olaylarıyla milletimizin içinde ‘hayat tarzı’ ve ideolojik farklılıklar üzerinden bir çatlak oluşturmaya çalıştılar, kısa sürede oyun deşifre oldu ve provokatörler ortada kalıverdi. Oyunun arkasında kimler vardı? Dış güçler vardı ve onlar güçlenen Türkiye’yi parçalamak istiyorlardı. ‘Sen köprüler yapacaksın öyle mi, sen denizin altından raylı sistemler yapacaksın öyle mi, denizin altından otomobil sistemlerini kuracaksın öyle mi, sen insansız hava araçları yapacaksın öyle mi, sen hızlı raylı sistem, bunları yapacaksın öyle mi? Yok, biz sana izin vermeden bu adımı atamazsın’; bunu dediler. Ne oldu? Oyun açığa çıktı. Biz durduk mu? Durmadık. Onlar bunları yaptıktan sonra bak Körfez’de Osman Gazi açıldı, ardından Yavuz Sultan Selim Köprüsü açıldı, ardından Avrasya Tüneli açıldı. Durmak yok, yola devam, daha yapacağımız çok şey var.

İnşallah işte bugün Başbakanımızla da görüştük, Allah nasip ederse 18 Mart’ta da Çanakkale Köprüsünün temelini atacağız inşallah. Ve bu da dünyada evet ilk olacak, böyle bir farklılığı, 5 bin metreyi aşan uzunluğu olan bir köprü. Şimdi bunun heyecanını yaşıyoruz. İnşallah 2023’e o köprüyü de yetiştireceğiz. Çünkü Türkiye’ye ve bu millete bunlar yakışır. Ve bundan dolayı çıldırıyorlar, bundan dolayı kıskanıyorlar. ‘Sen kalkacaksın dünyanın 1 numaralı havalimanını yapacaksın, olur mu öyle şey? Onun için bak paranı kısarız, dolarınızı kısarız.’ Neyi kısarsanız kısın, evvel Allah bu millet küllerinden doğarak yine sizleri boğar, hiç bundan endişemiz yok.

17-25 Aralık Emniyet-yargı darbe girişiminde hukuk üzerinden, adalet duygusu üzerinden hatırlayın, bir saldırı başlatıldı. Milletimiz orada da hemen bir tezgâhı gördü, safını ona göre belirledi. Bölücü örgüt çukur eylemleriyle bir yandan olayların yaşandığı yerlerdeki vatandaşlarımızı devletinden kopartmak, diğer yandan da diğer bölgelerdeki vatandaşlarımızı kışkırtmak istedi. Batıdan gelenler doğru Güneydoğu’ya gittiler. Ama bunlar ahlaksız, oraya gidiyorlar, oralardaki belediyeler devletin iş makineleriyle o çukurları açıyorlar, bunları görüyorlar ve hala onları savunuyorlar.

Bir belediye çukuru niçin açar? Ya kanalizasyon için açar, ya içme suyu için açar, ya elektrik kabloları çekilsin diye açar, ya bütün bunlarla beraber doğalgaz gelmişse oraya doğalgaz için açar, bunlar için açar. Bunların hiçbiri bunun için açılmış değil. Ya? Güvenlik güçleri oralara girmesin diye bu kanallar açılmış. Peki, güvenlik gücü niçin var? Vatandaşının can güvenliğini sağlamak için var. Ey Batı, siz bunları savundunuz, siz bunların arkasında durdunuz, bunların yanında yer aldınız. Sizin bu dünyada özgürlük diye bir derdiniz yok, bir sıkıntınız yok, özgürlük bu değil. Özgürlük bu insanlara insanca yaşama erdemini huzurlarına getirmektir. Biz onun mücadelesini veriyoruz.

Özgürlük, kardeşlerim Yavuz Sultan Selim Köprüsü’nden geçer. Özgürlük Marmaray’dan geçer, özgürlük Avrasya Tünelinden geçer, özgürlük Osman Gazi Köprüsü’nden geçer, özgürlük -şimdi yapılıyor- Çanakkale Köprüsü’nden geçer. Özgürlük, inşallah 1 numaralı havalimanından geçer. Düşünün, 25 tane hava limanı olan Türkiye’nin şu anda 55 tane havalimanı var. Biz terör estirilen Hakkâri’ye havalimanı yaptık. Onlar gittiler, o havalimanını bombaladılar. Peki, bu Batı ne yaptı? Yine gitti onların yanında yer aldı. Ne yaparlarsa yapsınlar, biz inandığımız, bildiğimiz yolda halkımızın, vatandaşımızın efendisi olarak değil hizmetkârı olarak bu yolda hizmete devam edeceğiz. Ne inanç özgürlüğüne, ne fikir özgürlüğüne, ne düşünce özgürlüğüne bu ülkede asla bugüne kadar yasak gelmemiştir, bundan sonra da gelmeyecektir.

Kardeşlerim;

Hiçbir yerde bu oyuna gelmeyen milletimiz terör örgütüne tarihinin en büyük darbesini vuran devletine güvendi, onun yanında yer aldı. Mahalli iradeler seçimlerinde, Cumhurbaşkanlığı seçimlerinde farklı neticeler elde ederek siyasi kaos çıkarma hesapları yapıldı. Milli irade kendi temsilcilerinin yanında gerçekten güçlü bir duruş sergiledi. 7 Haziran ve 1 Kasım milletvekili seçimleri arasındaki dönemde Türkiye’ye siyasi belirsizlik üzerinden diz çöktürmek isteyenler çıktı. Milletimiz aldığımız destekle biz buna da izin vermedik. 15 Temmuz darbe girişimi, tüm bu başarısızlık zincirini kırmak için yapılan en cüretkâr, en pervasız ataktı. Hamdolsun milletimizi cesareti, kahramanlığı, dirayeti ve kararlılığıyla bu ihaneti gördü ve onu da başarısızlığa uğrattı. Ben bu milletle gurur duymayacağım, onur duymayacağım da kimle gurur duyacağım?

Suriye sınırımız boyunca bir terör hattı oluşturarak güya bizim kardeşlerimizle, tarihimizle, geleceğimizle irtibatımızı tümden kesmenin hesabı içine girdiler. DEAŞ, PYD, YPG oradan Kilis’e, Gaziantep’e, Hatay’a, Şanlıurfa’ya, oralardaki sınır ilçelerimizi vurmaya çalıştılar. Değerli kardeşlerim; işte sabır sabır sabır dedik, sonunda dedik ki; ‘hayır, artık buralara girilecek.’ ve Özgür Suriye Ordusuyla beraber Cerablus’tan başladık. El Rai, El Bab’a kadar girdik ve şu anda yoğun bir şekilde oralardaki kuşatma harekâtı devam ediyor. Ve DEAŞ tamamen artık kaçıyor ve PYD-YPG onlarla da bu mücadele kararlı bir şekilde sürüyor, sürecektir. Çünkü bizi tehdit eden hangi unsur varsa o unsurları tehdit eden o bölgelerden temizleyeceğiz. Hep ne diyorum? ‘Terörden arındırılmış güvenli bölge’; bu bizim hakkımız. Eğer o bölgelerden benim vatandaşım sürekli olarak tehdit altındaysa, biz ne yapacağız? Onlara karşı vatandaşımızı koruma altına almak görevliliğimiz var. Can güvenliği, mal güvenliği, bunlar bizim için en önemli görevler, devlet bunun için var ve bu adımları bunun için atıyoruz, atmaya devam edeceğiz. Irak’ta benzer oyunların hazırlıkları içindeler. İşte Sayın Başbakanımız bakanlarımızla bir Irak ziyareti yaptılar. Birçok şeyler konuşuldu, görüşüldü, temennim odur ki bundan sonraki süreçte Irak’ta da bu tür şeyler olmaz.

DEAŞ denilen, YPG denilen örgütlere verilen gizli-açık desteğin paratoner gibi dünyadaki tüm teröristleri, tüm sapkın tipleri bölgemize ve ülkemize çekmelerinden kaynaklandığını çok iyi biliyoruz. Kimler tarafından yapıldığını da çok iyi biliyoruz. Aslında çok kısa bir sürede bitebilecek El-Bab operasyonunun bu kadar uzamasının gerisindeki sebeplerini de gayet iyi farkındayız.

Değerli kardeşlerim,

Herkesin bir hesabı varsa, bu milletin, bu ümmetin, hepsinden önemlisi Allah’ın da bir hesabı vardır. Bizim başımıza çorap örmeye kalkanlar, kendi başlarına ördükleri ağın farkında değiller. Atalarımızın dediği gibi; ‘keser döner, sap döner, gün gelir hesap döner.’ İnşallah bu kirli hesabın döneceği günler de yakındır, hiç endişe etmeyin.

Değerli kardeşlerim;

Dünyada yaşanan çatışmaların özünde şüphesiz ki güç mücadelesi vardır. Haklı da olsanız, bunu hayata geçirebilmek için güçlü olmanız gerekiyor. Biz bu coğrafyada önce Selçuklu’yla, ardından Osmanlı’yla tarihte eşine ender rastlanır büyüklükte ve güçlü devletler kurduk ve yönettik. Hala bu coğrafyada yaşıyor, itibarımızı koruyor olabilmemizi, gücümüzü zulme dönüştürmemize, herkese ve her kesime adil davranmaya borçluyuz. Cumhuriyet döneminde de, geçmişte yaşanan kimi sıkıntılara rağmen özellikle son dönemde bu kuşatıcı, herkesi kucaklayan yönetim anlayışımızı sürdürdüğümüze inanıyorum. Hep söylediğim bir söz var, burada da tekrar edeceğim: Bizim fiziki sınırlarımız başkadır, gönül sınırlarımız bambaşkadır. Fiziki sınırlarımızı 81 vilayetimizle, 780 bin kilometrekare vatan toprağımızla ve yurt dışındaki vatandaşlarımızla beraber şu anda aslında bizim 83,5 milyon nüfusumuz var, buraya ulaştık, ama gönül sınırlarımızı hududu yoktur.

Rahmetli Abdurrahim Karakoç ne güzel söylüyor:

“Ellerin yurdunda çiçek açarken

Bizim İl'e kar geliyor gardaşım.

Bu hududu kimler çizmiş gönlüme?

Dar geliyor, dar geliyor gardaşım.”

Evet, biz devletimize sınır çizebiliriz, ama şu gönlümüze sınır çizemeyiz, çünkü tarih bize bunu emrediyor, Allah bize bunu emrediyor. Bu gönlün içinde Suriye’de, Irak’ta, Myanmar’daki, Türkistan’daki mağdur kardeşlerimiz de vardır, Bosna’daki, Afrika’nın ve Avrupa’nın dört bir yanındaki mazlum kardeşlerimiz de vardır.

Milletimiz bunca saldırıya rağmen hala dimdik ayaktaysa, gönül sınırlarımızın içindeki yüz milyonlarca kardeşimizin duası, sevgisi, teşviki sayesindedir. Hem kendimiz, hem de gözünü ve gönlünü bize çevirmiş kardeşlerimiz için güçlü olmak, güçlü kalmak zorundayız. Türkiye yıkılırsa sadece bir ülke yıkılmış olmaz. Nasıl dua ediyorlar biliyor musunuz? O 15 Temmuz gecesi yapılan dualar çok enteresan. Dün akşam anlattılar, Medine’de bir Müslüman kardeşimiz Suudi değil Türki cumhuriyetlerden. Televizyonda izliyorlar, ne zaman ki iş tersine dönüyor döndükten sonra kalkıyor oğluna diyor ki, ‘Oğlum, ne kadar paran var? Şu paralarını al gel.’ Anne diyor ‘var’, ‘al gel’ diyor. 92 yaşında bu anne. Getiriyor paraları, ‘valizde de var’ diyor, ‘onu da al gel’ diyor. Açıyor, ‘Oğlum diyor, eğer o gece onlar Türkiye’de başarılı olsaydı, biz her şeyimizi kaybederdik. Sen şimdi git Ravza-i Mutahhara’da Kâbe’de bu paraları oradaki fakir fukaraya dağıt.’ diyor. Kardeşlerim, hep görünene bakmayın, bir de bu işin görünmeyen boyutu var. Bu millet seviliyor, çok seviliyor. Ama biz de tüm dünyadaki ümmeti çok seviyoruz. Çünkü Türkiye yıkılırsa, sadece bir ülke yıkılmış olmaz, bir tarih, bir medeniyet, bir inanç ve kültür kalesi yıkılmış olur. İşte bu şuurla hep birlikte daha çok çalışmalıyız.

Değerli kardeşlerim;

Bakınız sadece bölücü terör örgütüne karşı verdiğimiz mücadelede son 1,5 yılda 871 asker, polis ve korucumuzu, 337 sivil vatandaşımızı şehit verdik. Buna karşılık 10 bine yakın terörist etkisiz hale getirildi. 12 bine yakın terörist ve onlara yardım eden kişi tutuklandı. Ama bunların hiçbiri kayıplarımızın acısına karşılık gelemez. Aynı şekilde 15 Temmuz darbe girişiminde 248 kardeşimiz şehit oldu, 2193 gazimiz var. Sadece şu Külliyenin etrafında 29 şehidimiz var, 36 gazimiz var. Darbe girişimi sonrasında FETÖ’ye yönelik operasyonlarda 43 bin kişi tutuklandı, 95 bin kişi kamudan ihraç edildi.

Şimdi bazıları diyor ki; ‘Bu insanlar mağdur edilmiyor mu?’ Ne mağduru? Doğu Almanya-Batı Almanya birleşmesinden sonra devletin yapılanmasında ne kadar kişi devletten çıkarıldı biliyor musunuz? 600 bin kişi çıkarıldı. Ne zannediyorsunuz? Bir devlete ihanet olacak ve bu ihanet edenler devletin içerisinde olacak, siz yeniden bir inşa, ihya hareketi yapacaksınız, hala bu mikroplar, virüsler, hainler orada duracak, böyle bir şey olamaz. Daha bu temizlik yapılmış değil, bitmiş değil, daha çok işimiz var ve bu bitecek, bitmeden olmaz.

Suriye’de devam eden operasyonda 45 şehidimiz var, bu operasyonda DEAŞ’a 2 bine yakın, PYD’ye 300’ün üzerinde kayıp verdirdik. DEAŞ’ın çeşitli şehirlerde gerçekleştirdiği saldırılarda yüzlerce vatandaşımız hayatını kaybetti. Sadece Gaziantep’te biliyorsunuz kına merasiminde çoğunluğu çocuk 56 vatandaşımızı, yılbaşındaki saldırıda 39 kişiyi kaybettik.

Bunlar sadece terörle mücadele bilançomuz, bir de bunun ekonomi boyutu var. Döviz kuru üzerinden ekonomimize darbe vuruluyor. Tüketicileri ve üreticileri tedirgin ederek ekonomiyi yavaşlatmak için her yola başvuruyorlar. Yatırımları engellemek, yatırımcıları ürkütmek için her fırsat kullanılıyor. Avrupa Birliği başta olmak üzere pek çok uluslararası kuruluş ülkemize karşı haksız ithamlar yöneltiyor, tavırlar ortaya koyuyor. Daha müttefik dediğimiz, stratejik ortak dediğimiz ülkelerin yalanlarını, ikiyüzlülüklerini, riyakârlılıklarını, husumet derecesine varan tutarsızlıklarını saymıyorum bile. Ama bugün buradan tekrar söylüyorum; ne raporu hazırlarsanız hazırlayın, bizim raporumuzun sahipleri buradadır. Hans’ın, George’un, şunun-bunun hazırladığı raporlar bizi bağlamaz. Bizi Ahmet’in, Mehmet’in, Ayşe’nin, Fatma’nın hazırlığı raporlar bağlar; olay budur.

Sanıyorlar ki ‘her yerden saldırırsak Türkiye’ye diz çöktürürüz, Türk milletini pes ettiririz.’ Bizim bunlara cevabımız en baştan beri nedir? Bir, tek millet. Türk’üyle, Kürt’üyle, Laz’ıyla, Çerkez’iyle, Gürcü’süyle, Boşnak’ıyla, Abhaza’sıyla vesaire 83 milyon tek millet. İki, tek bayrak. Bayrağımızın rengi şehidimizin kanının rengidir. Hilal bağımsızlığın ifadesidir. Ve yıldız, her yıldız bir şehidin sembolüdür, ta kendisidir. Ve üç, tek vatan. ‘Bayrakları bayrak yapan üstündeki kandır, / Toprak eğer uğrunda ölen varsa vatandır.’ 780 bin kilometrekareyle tek vatan. Kimse bu vatanda operasyon yapamaz. Yok, bilmem işte Güneydoğu şunların olacakmış, Doğu bunların olacak, yok böyle bir şey. İşte bak, şu anda Cudi de kimler var? Mehmet’imiz var. Kimler var? Şehirlerde polisimiz var. Kimler var? Gönüllü koruyucularımız var. Gabar’da Besler Deresinde, her yerde, her yerde varız, var olacağız ve asla vatanımız üzerinde operasyona müsaade etmeyeceğiz. Ve dördüncüsü, tek devlet… Türkiye’de Türkiye Cumhuriyeti Devleti’nden başka devlet yoktur, olamaz; bu böyle biline. Onun için devletimize de hep birlikte sahip çıkacağız.

Bunun en önemli ayağı siz muhtarlarsınız. Çünkü bugün 55 bine yakın muhtarımızla Türkiye Cumhuriyeti Devletimizi hep birlikte ayakta tutacağız. Biz bu dört ilkeye sahip çıktığımız sürece Allah’ın yardımıyla ülkemizi ve milletimizi tökezletecek, yere yıkacak hiçbir güç yoktur. Bu ülkeyi etnik köken üzerinden bölemediler, mezhep üzerinden bölemediler, meşrep üzerinden bölemediler, terör örgütleri üzerinden parçalayamadılar, ekonomi üzerinden yıkamadılar. Artık atacak kurşunları kalmadı.

Değerli kardeşlerim;

Bundan sonra sıra bizde. Bir kez daha ilan ediyorum; Türkiye savunma durumunu terk edip hücum pozisyonuna geçmiştir. Kimsenin gelip ülkemizde bizi terörle, ekonomiyle, ihanet çeteleriyle hırpalamasına izin vermeyeceğiz. Tehdidin kaynağı neredeyse gidip orada yılanın başını ezmekte kararlıyız, bunu böyle bilin. Suriye’deki operasyonlarımızla buna başladık. Terör örgütleriyle mücadelemizi artık bu anlayışla yürütüyoruz. Irak’taki gelişmelere aynı yaklaşımla müdahil olacağız. ‘Türkiye’nin yanında olmayan karşısındadır’ prensibiyle mücadele alanımızı genişleteceğiz. Bizi gömmeye çalışanlara cevabımızı bayrağımızı en yükseğe dikerek, ezanımızı en gür sedayla okuyarak, birliğimizi beraberliğimizi güçlendirerek vereceğiz. Hiç kimse merak etmesin, Türkiye bunu başarabilecek güce, imkâna, azme, kararlığa sahiptir.

Kardeşlerim; İstiklal Şairimiz ne diyor:

“Ben ezelden beridir hür yaşadım hür yaşarım.

Hangi çılgın bana zincir vuracakmış şaşarım.

Kükremiş sel gibiyim, bendimi çiğner aşarım.

Yırtarım dağları, enginlere sığmam taşarım.”

“Arkadaş! Yurduma alçakları uğratma, sakın. / Siper et gövdeni, dursun bu hayâsızca akın.” Siper etti, tankların karşısında durdu. Duran kim? Bu vatanın evlatları. Kadınıyla, genciyle, yaşlısıyla, tankların karşısına dikildiler; dünyada eşi benzeri yok bunun. “Doğacaktır sana va’dettiği günler Hakk’ın. / Kim bilir belki yarın, belki yarından da yakın.”

Kardeşlerim;
Bu duygularla bir kez daha Cumhurbaşkanlığı Külliyesi’ni, bu gazi mekânı teşrifleriniz için her birinize ayrı ayrı şükranlarımı sunuyorum. Mahallelerinizdeki, köylerinizdeki kardeşlerime en kalbi muhabbetlerimi, selamlarımı iletmenizi rica ediyorum. Biraz sonra yemekte tekrar bir arada olacağız. Şimdilik sizleri sevgiyle, saygıyla selamlıyor, Allah yar ve yardımcınız olsun diyorum. Sağlıcakla kalın.