Prof. Dr. Sayar: “Süheyl Ünver, Nadide Bir Türk İnsanıdır”

28.12.2016
Prof. Dr. Sayar: “Süheyl Ünver, Nadide Bir Türk İnsanıdır”

Cumhurbaşkanlığı 2016 yılı Kültür ve Sanat Büyük Ödülleri töreninde, vefa ödülü verilen rahmetli Ordinaryüs Prof. Süheyl Ünver adına ödülü alan Prof. Dr. Ahmet Güner Sayar yaptığı konuşmada, “Süheyl Ünver, bugün Topkapı Sarayı’ndaki Kaşıkçı Elması gibi içinde sıfır karbon bulunan nadide bir Türk insanıdır. O bizim hayatımızı değiştirdi, şaşı gözlerimizi düzeltti, bu topluma baktırdı” dedi.


Ordinaryüs Profesör Süheyl Ünver’in hayatı, şahsiyeti ve eserleri üzerine çalışmalarda bulunan Prof. Dr. Ahmet Güner Sayar konuşmasına, “Cumhurun Başkanını saygıyla selamlarım” diyerek başladı.

“SÜHEYL ÜNVER, BİR MODEL OLARAK ORTAYA ÇIKTI”

Süheyl Ünver’in Topkapı Sarayı’ndaki Kaşıkçı Elması gibi nadide bir Türk insanı olduğunu ifade eden Prof. Dr. Sayar, “O bizim hayatımızı değiştirdi, şaşı gözlerimizi düzeltti, bu topluma baktırdı. Söyleyeceğim şu ki; önümde bir umman var, hangi sahilden gelip size Süheyl Ünver’i anlatacağımı emin olun bilmiyorum. Ama bir şey var ki, o bir model olarak ortaya çıktı, ben de kendime göre az-çok okudum, yazdım, bir şeyler gördüm. Süheyl Beyin içinde ve üstünde bir insan emin olun göremedim, bunu her cihetten ifade edebilirim. Aklıselimde ifade edebilirim, kalbiselimde ifade edebilirim, zekviselimde de ifade edebilirim. Bu, her bir damarın içerisinde bir yolculuk yapmak bizim için çok vaktimizi alır. Ama üç damarın bir sarmala dönüşüp muhteşem bir terkip, bu memleketin 2071’e giden yolunda bizim garantimizdir” dedi.

“VARLIĞI GÖRDÜ, YOKLUĞU GÖRDÜ”

Prof. Dr. Sayar, konuşmasında şunları kaydetti: “Yıl 1918, aylardan Kasım, günlerden 12 Kasım. Bunu Süheyl Bey anlattı ve hiçbir yerde yazılı değil. Mekteb-i Tıbbiye’nin zannediyorum 4 veya 5. sınıfında, Bahçekapı’dan vapura binip Kadıköy’e geçecek, oradan yürüyerek bugünkü Marmara Üniversitesi olan Mekteb-i Tıbbiye-i Şahane’ye geçecek. Diyor ki Süheyl Bey; ‘Birden baktım, düşman namluları toplarını Dolmabahçe Sarayı’na çevirmiş, içim kan ağladı’ diyor.  Bu, Süheyl Beyin hayatında çok önemli bir kırılma noktası ve varlığını bu memlekete adayacağının, her şeyinin bu vatan olduğunun başlangıç noktası. Gördü, varlığı gördü, yokluğu gördü. Öyle bir hayat yaşadılar ki çekiçle örs arasında gençliklerini yaşamadılar.”

1912-1922 yılları arasında Balkan Savaşı, 1. Dünya Harbi ve Kurtuluş Savaşı ile ilgili Süheyl Ünver’in anlattığı anekdotları aktaran Prof. Dr. Sayar, Ord. Prof. Ünver’in eser eser üzerine verdiğini; 2 binin üzerinde makalesinin olduğunu belirterek şunları ekledi: “O makalenin içerisinde kitap, risale, gazete yazıları var, sonra insanı şaşkına çevirecek 1500’ün üzerinde defter. Bunların her birini Ünver çalışmam üzerinde Süleymaniye Kütüphanesinde tetkik ettim, hayran kaldım Hocaya. Sonra kızında 440 tane natamam defter, 400 yahut 500’e yakın Türk Tarih Kurumunda defter. Bunlar nasıl oluyor. Hocaya bir gün sordum, Hocam dedim, bu nasıl bir proje, bu nasıl bir çılgınlık? Bana şunu söyledi: Şayet Selçuklulardan, Osmanlılardan değil, Anadolu’daki bizim maceramız var, bin yıldır biz bu topraklardayız, şayet Selçuklulardan 10 tane el yapması defter günümüze ulaşmış olsaydı, bugün Batıya karşı daha kuvvetli olurduk dedi. Bunu söyleyen Süheyl Bey, öyle ezbere konuşacak bir insan değil. Ne demek istiyor, Batıyla kastettiği ne? Biz az-çok biraz Batının iktisat düşüncesi falan volta attık ve gördük ki, onun ürettiği insan tipolojisi bu toprakların insanına denk düşmüyor. O halde bu toprağın insanını korumak lazım, bin yıldır zaten yaşıyor” dedi.

“RUMİ DEMEK ANADOLU DEMEK”

Süheyl Ünver’in Rum kelimesinin yanlış konuşulduğunu söylediğini de aktaran Prof. Dr. Sayar şöyle devam etti: “Gâvur falan anlamına geliyor. Öyle değil, Rum demek Anadolu demek, Rumi demek Anadolu demek. Mesela siz Ankaralı veya Konyalı olursanız Rumi’sinizdir, bu gereklidir, ama yeterli değildir. Yeterli olan, Kur’an-ı Kerim’de bir tek coğrafyaya sure var, o da Sure-i Rum’dur, Rum Suresidir. Dolayısıyla gerekli ve yeterli şartları eklemleştirdiğiniz zaman ortaya Mevlana Celaleddin Rumi çıkar, o da bu toprakları bırakmaz Batıya.”

Prof. Dr. Sayar konuşmasın devamında şu ifadelere yer verdi: “Peki, o Batı ne yapıyor? Batının hayatı rasyonel bir hayat, doğru bir hayat, eşyayla konuşan bir hayat, laboratuvarlarının ışığı sönmüyor, bunların hepsi kabul. Denizlerin altında balinaların yörüngesini araştırıyor, onun peşinden gidiyor. Allah’ın bir temayülü vardır, bilinmek ister, bunu hallediyor Batılı, bizim insanımız değil. Bunu biliyor, buna rağmen o insan, o ekonomi, Adam Smith’in rehberliğinde milletlerin zenginliği kurdukları yapının yaşayabilmesi için kolon atması gerekiyor, yani merkezin, merkez ekonomilerinin çevreye kolon atmasa gerekiyor. Bu kolonlardan bir tanesi imkan koridorudur, bir tanesi mali koridor, bir tanesi enerji koridoru. Sonra bu kolonları devlete atıyor, sonra bu kolonları senin ruhi manevi hayatına atıyor, kültür kolonları atıyor. Süheyl Bey bütün bunların farkında, buna direnebilmenin esaslarını bize öğretmiş insandır, bizi Rumi yapan insandır. Onun için, ona Allah’tan rahmet diliyorum, Allah onu gufranıyla sarsın, onun gibi hizmet erlerini bu ülkeye bağışlasın”

“SÜHEYL ÜNVER YAŞASAYDI SAYIN CUMHURBAŞKANIMIZI ÇOK SEVERDİ”

Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın İstanbul Belediye Başkanlığı döneminde Süheyl Ünver’in bazı eserlerini yayınlattığını hatırlatan Prof. Dr. Sayar, “Sayın Cumhurbaşkanım, mutlaka hafıza kayıtlarınız içerisinde bir Süheyl Ünver var mı bilmiyorum, ama o yaşasaydı sizi çok sevecekti, çünkü siz Süheyl Beyin bazı eserlerini İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanıyla dirilttiniz bilmem fakında mısınız bunca işinizin arasında. O defterlerden, 1500 tane defterden ilkini, Fatih’in Defteri’ni görmenizi, ziyaret etmenizi çok arzu ederim, muhteşem bir defterdir. O defterden bir tanesini insan yapsa ve eğer inanıyorsa Allah’a onu hediye olarak götürse, vasıtasız ve beklemeksizin Hakk’ın cennetine girer. Bu adam 1500 tane yapmış. Sonra İstanbul’a ait kitap, makale ve risaleler 5 cilt halinde yayınlandı Sayın Cumhurbaşkanım. Sonra İstanbul’un yerinde yeller esen, hak ile yeksan olan tarihi köşe taşlarına gözlerinden yaşlar akıtaraktan Süheyl Bey dokümante resim halinde benim sevdiğim olarak 240 tane suluboya resim yaptı, bu da Büyükşehir İstanbul Büyükşehir Belediye’sinde sizin rehberliğinizde basıldı. Buradan kastettiğim şey şu, zinhar sözlerim yanlış anlaşılmasın: Süheyl Beye hizmet eden himmete uğrar. Şimdi bu ödülü vermenizle de himmete uğrayacağınızı, bu sıkıntılı dönemi aşacağınıza inanıyorum” şeklinde konuştu.

“Müsaadenizle bir anekdot daha anlatayım ve sözlerime son vereyim” diyen Prof. Dr. Sayar konuşmasını şöyle bitirdi: “4 Kasım 1983, Cuma günü, Hocayı mutat ziyaretlerimden birine gittim. Süheyl Beyin yöntemi şuydu: Soru sorar, cevabı kendisi verirdi. Fakat sorduğu soruyla sizleri düşünceye sevk ederdi, sizin cevabınızı almazdı. Dedi ki; Bulgaristan’da neler oluyor biliyor musun dedi. Doğrusu pek derinliğine bilmediğimi söyleyebilirim. Bak dedi, Bulgarlar Türk mezarlarını tahrip ediyorlar dedi. Allah Türk düşmanına acımıyor dedi. Bu hadiseden 2-2,5 sene sonra Süheyl Bey vefat etti. Bu hatıra bende kaldı. O sözlerden sonra, 7 sene sonra ne Jivkov, ne Bulgaristan, hepsi bitti. Süheyl Bey böyle Allah’a yakın bir insandı. Bu duygularla hepinizi saygıyla, sevgiyle selamlıyor, teşekkürler ediyorum efendim.”

 

Tüm Haberler