Cumhurbaşkanlığı Kültür Sanat Büyük Ödülü Sahibi Parlak: “Anadolu Toprakları Zengin Bir Ses ve Söz Hazinesine Sahip”

28.12.2016
Cumhurbaşkanlığı Kültür Sanat Büyük Ödülü Sahibi Parlak: “Anadolu Toprakları Zengin Bir Ses ve Söz Hazinesine Sahip”

Müzik alanında Cumhurbaşkanlığı 2016 yılı Kültür ve Sanat Büyük Ödülünü kazanan Erol Parlak, törende yaptığı konuşmada, “Binlerce yıllık derin bir tarihsel geçmişe sahip bereketli Anadolu toprakları; kadim kültür ve medeniyetlerin doğup kök saldığı ayrıcalıklı konumu ile çeşitli ve bir o kadar da zengin bir kültürel mirası bünyesinde barındıran müstesna coğrafyaların başta gelenlerindendir” dedi.


Cumhurbaşkanlığı Külliyesi’nde düzenlenen, 2016 Cumhurbaşkanlığı Kültür ve Sanat Büyük Ödülleri töreninde, müzik alanında ödüle layık görülen Erol Parlak bir konuşma yaptı.

“NEŞET ERTAŞ ÜSTADIMIZIN SEDASINA HAYRAN KALARAK, MÜZİK SANATINA GÖNÜL VERDİM”

Konuşmasında, Kafkas muhaciri bir ailenin çocuğu olarak dünyaya geldiğini; beş yaşındayken Neşet Ertaş üstadın sedasına hayran kalarak müzik sanatına gönül verdiğini belirten Parlak, “Bir yönüyle çileli, ama diğer yönleriyle büyük bir onur ve gurur vesilesi gönül yoldaşı sazımı omuzuma astığımda yaşım henüz 8 idi. Tam 44 senedir onun ışığındaki yaşamım, türkünün, şiirin, sazın, sözün, ozanların, ustaların yolunda pervane olmakla geçti” dedi.

Kişisel hikâyesinin, bir yönüyle hayatın henüz başlarında kendi kültürüne, kendi manevi evrenine tutunmuş bir çocuğun, adım adım biçimlenişinin ve bu değerler ışığında bir kültür-sanat neferine dönüşmesinin hikâyesi olduğunu kaydeden Parlak, “Beni yaşatan da yeşerten de hep bu engin gönül ummanı olmuştur” şeklinde konuştu.

“Anadolu denilen bu eşsiz ummanın değerini anlama ve anlatma yolunda üretim gayesiyle geçen ömrümüz boyunca, herhangi bir paye beklemeden, emeğimizi, bildiğimizi, bulduğumuzu paylaşmaya gayret ettik” ifadelerini kullanan Parlak, şöyle devam etti: “Aşığı olduğumuz bu topraklarda, bizi var eden, irfanı yüksek, mütevazı Anadolu halkının bir evladı olarak dünyaya gelmiş olmayı ve bu emsalsiz sanat kültürünün bir parçası olarak ömür sürmeyi, kendimiz için daima en büyük ödül bildik. Bu nedenle, başarının da ödülün de yalnızca kendimize değil, bu değerlerin oluşumunda katkısı bulunan hepimize ait olduğu inancındayım. Ve bu inançla, devletimizin en yüce makamı tarafından bize takdir ve tevdi olunan bu anlamlı ödülü,  aşk-ı sadakatle bağlı olduğumuz kültür-sanatımıza hizmet yolunda; başta Neşet Ertaş üstadımız olmak üzere, kültürümüzün yapıtaşları ve binlerce yıllık taşıyıcıları olan ozanlar, aşıklar, mahalli sanatkarlar adına, mezunu ve mensubu olmaktan onur duyduğum üniversitem İstanbul Teknik Üniversitesi ve okulum Türk Musikisi Devlet Konservatuarı adına, üstat hocam merhum Nida Tüfekçi başta olmak üzere bizde emeği bulunan  bütün öğretmenlerim adına, bu alana emek koyan öğrencisinden öğretmenine icracısına tüm sanat emekçileri adına, büyük fedakarlıklarla bizi okutan, müzik ilgimin gerçeğe dönüşmesi yolunda her özveriyi gösteren sevgili anne ve babam adına ve yoğun çalışma temposu nedeniyle yeterli zaman ayıramayıp ihmal etmek durumunda kaldığım fedakar ailem adına alıyorum.”

“BU ANLAMLI ÖDÜL İÇİN CUMHURBAŞKANI ERDOĞAN’A TEŞEKKÜR EDİYORUM”

Bu anlamlı ve kıymetli ödül için, başta Cumhurbaşkanı Erdoğan’a ve sazıyla sözüyle aşk hâline bürünüp türkülere yüreği ile dokunan, Cumhurbaşkanı Genel Sekreter Yardımcısı Doç. Dr. Sayın İbrahim Kalın nezdinde ödül kurulunun üyelerine teşekkür eden Parlak,  “Malum olduğu üzere ‘kültürel diplomasi’ çağımızın önemli kavramlarındadır. Ülkeler, kültürel diplomasi stratejileri kapsamında uluslararası alanda özgün kültür-sanat ürünleri ile kendilerini ortaya koymakta ve bunun çok çeşitli maddi-manevi kazanımlarını elde etmektedirler” dedi.

Parlak konuşmasında, milletimizin geçmişiyle bağlarını sürdürmede ve tarihî sürekliliğini sağlamada yaşamsal rolü bulunan ve bizi biz yapan özgün değerlerimizin anlaşılmasının, hem kültür-sanata yönelik doğru yaklaşımların ortaya konulabilmesi hem de ülkemizin uluslararası alandaki güçlü vizyonu ve temsiliyeti bakımından son derece önemli olduğuna dikkat çekerek, “Bu nedenle izninizle millî müzik sanatımıza dair kısa tespitler, görüşler ve naçizane önerilerde bulunmak isterim. Binlerce yıllık derin bir tarihsel geçmişe sahip bereketli Anadolu toprakları; kadim kültür ve medeniyetlerin doğup kök saldığı ayrıcalıklı konumu ile çeşitli ve bir o kadar da zengin bir kültürel mirası bünyesinde barındıran müstesna coğrafyaların başta gelenlerindendir. Buna bağlı olarak sanatsal, estetik ve deruni temelde hiçbir yere nasip olmayacak derecede zengin bir ses ve söz hazinesine sahiptir” şeklinde konuştu.

“TÜRKİYE, BAŞLI BAŞINA BİR MÜZİK MEDENİYETİ”

Her bir köşesinde kökleri binlerce yıla dayalı birbirinden farklı ve zengin sanat gelenekleri ile adeta bir açık hava konservatuarı konumundaki ülkemizin, başlı başına bir müzik medeniyeti olduğunu vurgulayan Parlak şöyle devam etti: “Bu medeniyetin bünyesinde, köklü bir tarih, zengin sosyolojik çeşitlilik, derin inançlar, sevgi, saygı, hoşgörü, kardeşlik ve hümanizm terennüm eden irfanı yüksek bir kültür dile gelir. Tarihin eski dönemlerinden günümüze kadar varlığını sürdüren bu kadim kültür, daima insanlığı sevgiyle kaynaştırmış ve toplumsal barışın harcı olmuştur.”

Parlak konuşmasında şunları kaydetti: “Bütün bu yönleriyle, çeşitli ülkelerden bilim insanları, araştırmacılar ve sanatçıların yoğun ilgisini çeken müziğimiz ve enstrümanlarımız hakkında, dünyada da uzunca bir süreden beri bilimsel ve sanatsal çalışmalar yapılmaktadır. Bunlardan özellikle Almanya örneği çarpıcıdır. Bizim de içinde bulunduğumuz bir süreçte Almanya’da bağlama ve müzik kültürü, ilk, orta ve yükseköğretim düzeyindeki resmÎ kurumsal yapılar içerisine dâhil edilerek eğitimi verilmektedir. Benzer biçimde Hollanda Codarts Rotterdam konservatuarında yine Türk Müziği Bölümü’nde bağlama dersleri verilmektedir. 2016 yılı içerisinde bizim kişisel girişimlerimizle İngiltere’nin dünyaca ünlü SOAS Üniversitesinde başlatmış olduğumuz bağlama dersleri de benzer önemli bir gelişmedir.”

“MÜZİK KÜLTÜRÜ VE EĞİTİMİNE DAİR SAĞLIKLI POLİTİKALAR GELİŞTİREMEDİK”

“Millî müzik sanatımız ve enstrümanlarımızın, böylesi zenginlik, kültürel temsil gücü ve dünyada gördüğü ilgi ve kabule rağmen maalesef kendi yurdunda emek ve ilgi görmek şöyle dursun, ülkemizin sosyolojik gerçekleri ve kültürel dinamikleri ile örtüşmeyen, ‘yabancı’ bir anlayışa sahip kimi çevrelerce ‘ilkel, geri, çağ dışı’ gibi mesnetsiz nitelemelerle onlarca yıldan beri göz ardı edilmiş, bastırılmış, yok olmaya sürgün edilmiştir” ifadelerini kullanan Parlak, şöyle devam etti: “Hatta milletimizin doğumdan ölüme ve ölüm ötesine dair her hissiyatının en özgün hâliyle dile geldiği bu sanatın, ‘bireyleri hasta eden’ bir şey olduğu savı öne sürülerek ilk ve orta öğretimden uzak tutulmuş, böylelikle bu eşsiz kaynak kelimenin tam anlamıyla heba edilmiştir. Günümüzde de sürmekte olan bu bağnaz anlayışın, toplumumuzda ve kültür sanat hayatımızda yarattığı ağır sonuçlar ise ortadadır; tahribata ve erozyona uğramış kültürel doku, yabancıya özenerek kendi özüne ve giderek birbirine yabancılaşan toplumsal katmanlar, kuşaklararası kültürel çatışma ve benzerlerindeki gibi içi boş, sığ ticari ürünlerin kolayca pazarlandığı bir ülke. Öyle ki, yapay olarak yaratılan bu algı sonucu ülkemiz, içeride müzik kültürü ve eğitimine dair sağlıklı politikalar geliştirememiş, uluslararası alanda ise kendine yaraşır bir yer edinememiştir.”

“DÜNYANIN, ANADOLU MÜZİK MEDENİYETİNDEN ÖĞRENECEĞİ ÇOK ŞEY VAR”

Ülkemizin dünyanın hiçbir yerine özenmeye, öykünmeye hele de taklit gibi bir acze düşmeye ihtiyacı olmadığını vurgulayan Parlak, “Aksine, tüm dünyanın Anadolu müzik medeniyetinden öğreneceği çok şey vardır. Tek yapılması gereken üstüne örtülen bu ölü toprağını atıp, kendi olma, kendi gerçeğine ulaşma yolunda öz benliği ve değerlerine sıkı sıkıya tutunarak, kendi manevi evreniyle bütünleşmesi ve kültür-sanatını, ehil ellerde çağın normlarına göre işleyerek sunmasıdır. ‘Gelenekten-geleceğe, yerelden-evrensele’ prensibi doğrultusunda biçimlenecek bu anlayış, kültür sanatımızın ulusal ve uluslararası alandaki varlığı ve ülkemizin güçlü temsiliyetinin yegane yoludur. Bu, aynı zamanda farklı inanç ve kültürlerin iç içe yaşadığı ülkemizde, birlik, beraberlik, kardeşlik duygularının, toplumsal huzur ve barışın pekiştirilmesinin de en etkili yollardan biridir. Zira inançlarımız farklı olsa da türkülerimiz birdir” şeklinde konuştu.

“MİLLÎ MÜZİĞİMİZE YÖNELİK BİR MÜZİK ÜNİVERSİTESİ KURULMALI”

Devletimizin millî müzik kültürümüze dair yönlendirici ve destekleyici konumunun genişleyerek sürmesi gerektiğini diye getiren Parlak şu ifadelere yer verdi:  “Sanatın yerel dinamikleri ve yerel alandaki varlığı güçlendirilmelidir. Dünyadaki örneklerinde olduğu gibi ‘tematik üniversite’ anlayışı kapsamında millî müziğimize yönelik bir ‘müzik üniversitesi, müzik enstitüsü’ ve ‘müzik kütüphanesi’ kurulmalıdır. Bunların yanında nitelikli kültür-sanat projeleri desteklenerek, kuşaklararası aktarımına yönelik etkili bir vizyon oluşturulmalıdır. Müzik eğitimi reformu, kültür-sanat alanında yapılabilecek atılımların belki de en başta gelenidir. Ülke olarak bizler, kendi ile barışık, diline, geleneğine, kültürüne bağlılıkla sahip çıkan, toplumsal değerlerimizi kavrayıp uygulayabilen nesiller hedefliyor isek, en başta yapılması gereken öz kültürümüzün sistematik bir biçimde ilköğretimden üniversiteye, eğitimin her kademesine aktarılması ve bu temel üzerine kurulu köklü bir müzik eğitimine geçilmesidir.”

“MİLLÎ ENSTRÜMANLARIMIZ TEMEL ALINARAK EĞİTİM VERİLMELİ”

Parlak, konuşmasında şunları kaydetti: “Millî müziğimiz ve enstrümanlarımız az sayıdaki örneğin ötesine geçerek bütün konservatuarların eğitim programlarına dâhil edilmeli, özellikle de öğretmen yetiştiren müzik eğitim fakültelerinde göstermelik değil gerçek anlamda öğretilmelidir. Müzik derslerinde mandolin, blok flüt ve melodika gibi dünyada miadı dolmuş yabancı çalgılardan önce, başta bağlama olmak üzere millî enstrümanlarımız temel alınarak eğitim verilmelidir. Bu olgu, çocuklarımızın eğitim döneminin daha başlarında, özdeyişlerimiz, nefeslerimiz, türkülerimiz ile Hoca Ahmet Yesevi, Yunus Emre, Mevlana, Hacı Bektaş Veli, Âşık Veysel, Neşet Ertaş vb. nice gönül erleri ile sözün özü; kendi dili, geleneği ve manevi evreni ile buluşmasının en temel ve gerçekçi yollarından biridir.”

Parlak konuşmasının sonunda şu cümleler yer verdi: “İnancımız odur ki; buraya kadar saymaya çalıştığımız önerilerin gerçekleşmesi sonrasında, ülkemiz adına ulusal ve uluslararası alanda, çağın seviyesini yakalayacak hatta aşacak tüm ilerlemeler birbiri ardı sıra, kendiliğinden gelecektir. Sayın Cumhurbaşkanım kıymetli misafirler, izninizle konuşmamı bin yıllık kardeşliğimiz ve birlik-beraberliğimize olan inançla dile getirmeye çalıştığımız bir şiirle tamamlamak istiyorum. Sabrınız için teşekkür eder hepinizi tekrar saygı ve sevgilerimi sunarım.

Ayrı gayrı yoktur varlığımız bir / Biriz birlikteyiz Türkiye’yiz biz / Derdimiz tasamız dirliğimiz bir / Biriz birlikteyiz Türkiye’yiz biz

Yanık yürekliyiz Hakk'tır közümüz / Aşk ile kaynayıp coşar özümüz  / Akıllara kazınsın bu sözümüz  / Biriz birlikteyiz Türkiye’yiz biz

Kırılsa da kanadımız kolumuz / Daha gür yeşerir biter dalımız / Hedefimiz birdir tektir yolumuz / Biriz birlikteyiz Türkiye’yiz biz

Pervâneyim bu gerçeğe vardıkça / Unutmayız kalplerimiz vurdukça / Yalnız bugün değil dünya durdukça / Biriz birlikteyiz Türkiye’yiz biz”

Tüm Haberler