“Kimse, Yaşanan İnsani Krizlerden Kendini Tecrit Etme Lüksüne Sahip Değildir”

19.11.2015
“Kimse, Yaşanan İnsani Krizlerden Kendini Tecrit Etme Lüksüne Sahip Değildir”

Yedinci Atlantik Konseyi Enerji ve Ekonomi Zirvesi’nin açılış töreninde bir konuşma yapan Cumhurbaşkanı Erdoğan, iç çatışmalardan kaynaklanan büyük göç hareketleri, terör, doğal kaynakların tüketilmesi gibi küresel sorunların giderek daha fazla öne çıktığına dikkat çekerek, “Bunların hepsiyle hızlı, etkin ve kararlı bir şekilde mücadele etmek mecburiyetindeyiz. Hiç kimse, yaşanan insani krizlerden kendini tecrit etme hakkına ve lüksüne sahip değildir. Güvenlik kaygılarının artması karşısında en iddialı ekonomiler, en gelişmiş ülkeler dahi çaresiz kalabilmektedir” diye konuştu.

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, Grand Tarabya Oteli'nde düzenlenen 7. Atlantik Konseyi Enerji ve Ekonomi Zirvesi’nin açılış törenine katıldı. Enerji ve ekonomi alanında, sadece bölgede değil tüm dünyada öne çıkan saygın buluşmalardan biri olan zirveye, Hırvatistan Cumhurbaşkanı Graber Kitarovic, Arnavutluk Başbakanı Edi Rama’nın yanı sıra, pek çok ülkeden gelen ve içlerinde bakanların, devlet adamlarının, iş dünyası ve sivil toplum temsilcilerinin olduğu 400’ün üzerinde konuk katıldı.


Suriye’de iç savaş, İran-Batı uzlaşması, düşen petrol-doğalgaz fiyatları ve Ukrayna’daki siyasi gerilim gibi enerji ve güvenlik gündemini etkileyen küresel pek çok konunun ele alındığı zirvede Cumhurbaşkanı Erdoğan bir konuşma yaptı.

Cumhurbaşkanı Erdoğan, zirvenin, G-20 Antalya Zirvesi’nin hemen arkasından düzenleniyor olmasına işaret ederek, zirve boyunca, enerji ve ekonomi alanlarında düzenlenecek panellerin ufuk açıcı değerlendirmelere vesile olacağını düşündüğünü belirterek, zirvenin hazırlanmasında emeği geçenlere teşekkür etti.

“GÜVENLİK KAYGILARININ ARTMASI KARŞISINDA EN İDDİALI EKONOMİLER DAHİ ÇARESİZ KALABİLİYOR”

Tüm dünyanın tarihî sınamalardan geçtiğine, ekonomik durgunluk, fakirlik ve gelir dağılımındaki adaletsizliklerin gündemdeki yerini koruduğuna, iç çatışmalardan kaynaklanan büyük göç hareketleri, terör, doğal kaynakların tüketilmesi gibi küresel sorunların giderek, daha fazla öne çıktığına dikkat çeken Cumhurbaşkanı Erdoğan, “Bunların hepsiyle de hızlı, etkin ve kararlı bir şekilde mücadele etmek mecburiyetindeyiz. Hiç kimse, yaşanan insani krizlerden kendini tecrit etme hakkına ve lüksüne sahip değildir” diye konuştu.

Güvenlik kaygılarının artması karşısında, en iddialı ekonomilerin, en gelişmiş ülkelerin dahi çaresiz kalabildiğini belirten Cumhurbaşkanı Erdoğan, Türkiye’nin, güvenlik kaygılarının odağı olan bölgenin hemen yanında, istikrarını ve kalkınmasını sürdürme mücadelesi verdiğini vurguladı.

“TÜRKİYE İNSANİ KRİZLER KARŞISINDA VERDİĞİ ONURLU MÜCADELESİNDE YALNIZ BIRAKILDI”

Türkiye’nin güney sınırlarında başlayan ve girift boyutları olan olayların, tüm dünya için uzun vadeli sonuçlar doğuracak nitelikte olduğunu söyleyen Cumhurbaşkanı Erdoğan, Türkiye’nin göçmen meselesi başta olmak üzere, bu sorunların ağır sonuçlarıyla yüzleştiğini ifade ederek sözlerine şöyle devam etti: “Maalesef, Türkiye insani krizler karşısında verdiği onurlu mücadelesinde yalnız bırakıldı. Yaklaşık 5 yıldır, Suriye ve Irak’tan gelen 2,5 milyon göçmenin yol açtığı ekonomik ve sosyal yükün tamamını, ülke olarak tek başımıza sırtladık.”

Suriye’den gelen göçmenlerden 280 bin kişinin barındığı kamplarda verilen hizmetler için 8,5 milyar dolar harcandığını ve sadece İstanbul’daki göçmen sayısının 500 bin olduğunu belirten Cumhurbaşkanı Erdoğan, sözlerini şöyle sürdürdü: “Bunun sosyolojik travmalarını düşünebiliyor musunuz? Bunun meydana getirdiği psikolojik travmayı düşünebiliyor musunuz? Hem o gelenlerde meydana gelen travma, hem de bizim toplumumuzda meydana getirdiği travma… Bunları düşündüğümüz zaman insanlık, Türkiye nasıl olsa bunun hakkından gelir deme lüksüne sahip mi? Acaba devletler böyle bir lükse sahip mi? Bu dünyayı beraber paylaşıyoruz. Dünya barışına hep birlikte katkı vermek zorundayız. ‘Başının çaresine baksın, ne olursa olsun’ deme lüksüne aslında hiçbirimiz sahip değiliz. Ama biz 35 yıldır hem içimizde terörle mücadele ettik, şimdi de bu mültecilere, bu göçmenlere kapımızı kapamadık, kapımızı açtık. Çünkü biz varil bombaları altında olan o insanlara kapımızı kapayamazdık. Sivil toplum kuruluşlarımız ve hayırsever vatandaşlarımız şu anda İstanbul’da olduğu gibi şehirlerimizde yaşayan göçmenler için parayla mukayese edilemeyecek yardımlar yapıyoruz. Buna karşılık uluslararası toplum, bilhassa da Avrupa ülkeleri bu sorunu görmezden gelmekle kalmadı, krizin daha da derinleşmesine yol açacak bir tutum içine girdi.”

Paris’te yaşanan terör eylemlerinin, hem terörizmle mücadele, hem de göçmenler konusunda herkesi yeni bir yol ayrımına getirdiğine işaret eden Cumhurbaşkanı Erdoğan, Antalya’da yapılan G-20 Liderler Zirvesi’nde konuyu ele aldıklarını, mutat bildirinin yanında bir de ‘Terörizmle Mücadele Bildirisi’ yayımladıklarını hatırlattı.

“DAEŞ TERÖR ÖRGÜTÜ, BİR BARIŞ DİNİ OLAN İSLAMI GÖLGELİYOR”

İslam kelimesinin Arapçada ‘barış’ anlamına gelen ‘seleme’ kelimesinden türediğini hatırlatarak barış dini İslam’ı, DAEŞ denilen bir terör örgütünün gölgelediğini dile getiren Cumhurbaşkanı Erdoğan, şunları kaydetti: “Bu terör örgütü nereden türedi? El Kaide’den. Bunun yanında ülkemin içerisinde terör örgütleri var PKK gibi, Suriye’nin kuzeyinde PYD gibi, YPG gibi terör örgütleri var. Afrika’ya gidiyorsunuz, bakıyorsunuz Boko Haram var. Bütün bunlar hangi dinden olursa olsun, değerli dostlar, şunu bir defa iyi bilmemiz lazım: Hiçbir dine o dinin olumsuz, kötü insan tipleri üzerinden yargılama yapamayız, yapmamalıyız. O dinin diğer mensuplarına asla böyle bir yaklaşım gösteremeyiz. Bunlar Müslümanların arasından çıktığı gibi Hristiyanların arasından da çıkar, Musevilerin arasından da çıkar. Ben şu anda mensubu bulunduğum, şeref duyduğum dinimin içinden çıkan bu teröristleri şiddetle lanetliyorum, telin ediyorum.”

“AVRUPA BAŞTA OLMAK ÜZERE MÜSLÜMANLARA KARŞI ÖNYARGILI VE DIŞLAYICI BİR HAVA YAYILIYOR”

G-20’ye katılan, nüfusu Müslümanlardan oluşan ülkelerin liderleri olarak aşırıcılığa karşı birlikte ve kararlı bir mücadele verme konusunda hemfikir olduklarını açıklayan Cumhurbaşkanı Erdoğan,  diğer ülkelere de bu konuda düşen önemli görevler olduğunun altını çizdiği ve devamında şöyle dedi: “Avrupa başta olmak üzere, Müslümanların azınlıkta olduğu ülkelerde, bilhassa Müslümanlara karşı, giderek önyargılı, menfi ve dışlayıcı bir havanın yayılmakta olduğunu görüyoruz. Nitekim, bizler Paris saldırısını tüm samimiyetimizle kınarken, Fransız halkının acısını paylaşırken, çeşitli ülkelerde Müslümanlara yönelik saldırı haberleri almaya başladık. Burada şu hususun altını özellikle çizmek isterim: Bilhassa göçmenlere yönelik tutumların sertleşmesi, yaşanan insani dramı derinleştirmekten başka işe yarmayacaktır. Bu konuda, dünyadaki tüm liderlerin, toplumlarına sağduyu çağrısı yapmalarını bekliyoruz.”

Avrupa’da ve diğer ülkelerde tırmanan ırkçı saldırıların ve fanatik akımların önüne geçilememesi halinde, yeni ve tehlikeli faciaların yaşanmasının kaçınılmaz olacağı yönünde endişelerini dile getiren Cumhurbaşkanı Erdoğan, “İslam düşmanlığı ile birleşen ırkçılığın, özellikle Avrupa için ifade ettiği tehlikeyi, tüm ülkelerin, tüm liderlerin gördüğüne inanıyorum. Biz nüfusu Müslümanlardan oluşan devletlerin liderleri olarak, aşırıcılıkla mücadele ederken, diğer ülkelerden de benzer bir yaklaşımı kendi toplumları için beklemenin hakkımız olduğunu düşünüyoruz.” dedi.

“SURİYE’DE DEVLET TERÖRÜ ESTİREN ESED’İN ARKASINDA DURANLAR, EN AZ ONUN KADAR SUÇLUDUR”

Cumhurbaşkanı Erdoğan, yaşanan insani dramların ve terörizm faaliyetlerinin sebeplerinin doğru anlaşılması gerektiğine değinerek, “Bugün yaşadığımız insani krizlerin ve terör olaylarının baş müsebbibi, kendi halkından 370 bin kişiyi katleden Esed rejimidir. Esed, bir devlet terörü estirmektedir. Çok açık, net söylüyorum; devlet terörü estiren bu kişinin arkasında duranlar, en az onun kadar suçludur. Varil bombalarıyla, kimyasal ve konvansiyonel silahlarla katledilen bu 370 bin Suriyeli; bir istatistik değil, her biri bir candır, insandır. Ve hala gitsin mi-gitmesin mi, bunu tartışmanın tüm Suriye halkına değil insanlığa ne tür bir mesaj olduğunu çok iyi değerlendirmemiz lazım. Rejim, iktidarını mezhep çatışması ve terör örgütlerinin faaliyetleri üzerinden sürdürmeye çalışmaktadır.

San Petersburg’da yapılan G-20 Zirvesi’nde, Suriye’de kimyasal silahların kullanılıp-kullanılmaması konusunun tartışıldığını açıklayan Cumhurbaşkanı Erdoğan, devamında şunları söyledi: “Tamam kimyasal silahlar kullanıldı da kaç kişi öldü kimyasal silahlarla? 1500 kişi. Peki konvansiyonel silahlarla kaç kişi öldü? O zaman 120 bin kişiydi. Şimdi konvansiyonel silahlarla öldürülenleri bir kenara koyuyoruz, kimyasal silahlarla öldürülen 1500 kişi ile ilgili olarak ‘bunun hakkında kanun olması dolayısıyla bu konudan hareketle cezalandırmamız lazım’ Tamam da, 120 bin kişi konvansiyonel silahlarla öldürülürken, bu konvansiyonel silahları acaba bu Suriye’ye kim verdi, kimler gönderdi; bunun üzerinde niye durmuyoruz? Bizim için önemli olan sebep-netice ilişkisidir. Eğer neticesi ölümse, onun sebebi ne olursa olsun hepsi o neticenin sorumlusudur, bunun üzerinde durmamız lazım. Bugün bölgedeki tüm terör örgütleri, doğrudan veya dolaylı olarak Esed rejimine hizmet etmektedir. DAEŞ, Esed tarafından desteklenmektedir. Esed, şu anda DAEŞ’in petrolünü almakta ve paraya çevirmektedir. Bunu görmemek için kör olmak lazım, bu açıkça ortada. Bu bakımdan DAEŞ’le PYD’nin, YPG’nin hiçbir farkı yoktur” şeklinde konuştu.

PYD’yi, düne kadar Kürtlere düşman olan Esed’in desteklediğine vurgu yapan Cumhurbaşkanı Erdoğan, “Bizim görüşmelerimizin de iyi olduğu zamanlarda Suriye’de yaşayan Kürtlere kimlik kartını vermiyordu, nüfus kâğıdını vermiyordu. Biz diyorduk ki, ‘Ver, bu senin vatandaşın’; vermiyordu. Pasaport vermiyordu, Biz ona tam aksine baskı yapıyorduk, ‘bunlar senin halkın, vatandaşın’ diyerek. Ama şimdi bayağı kuzu sarması oldular, bu hale geldiler” ifadelerine yer verdi.

“İSLAM’I İSTİSMAR EDEN ÖRGÜTLER MÜSLÜMANLARI KATLEDİYOR”

DAEŞ’le mücadele adı altında PYD’ye destek vererek bu iki örgüte de aynı nazarla bakmayan herkesin, bir şekilde terörizme müsamaha göstermiş olacağını vurgulayan Cumhurbaşkanı Erdoğan, şu değerlendirmelerde bulundu: “Hele DAEŞ üzerinden, İslam’ı ve Müslümanları tahkir edenler, kesinlikle büyük bir yanlışın içindedir. Esasen, El Kaide Boko Haram gibi, İslam’ı istismar eden tüm terör örgütleri, ekseriyetle Müslümanları katletmekte, Müslümanlara zarar vermektedir. Bu örgütlerin hiçbirinin İslam’la en küçük bir ilişkisi yoktur, olamaz. Bu örgütlerin katlettiği her bir masumun kanı, onların gerisindeki güçlerin de eline bulaşmaktadır. G-20 Zirvesinde nüfusu Müslümanlardan oluşan ülkeler olarak üzerinde mutabık kaldığımız tutumu tüm İslam dünyasına yayarak, bu tür fitne kaynaklarını kurutma yolunda önemli bir adım attığımıza inanıyorum.”

“TÜRKİYE İLE OLUMLU İLİŞKİLER KURAN HERKES GİBİ AVRUPA BİRLİĞİ DE BUNDAN KAZANÇLI ÇIKAR”

Suriye ve Irak başta olmak üzere sorunlu bölgelerden Avrupa’ya yönelen göçmen akınının, Türkiye-Avrupa Birliği ilişkilerinin önemini bir kez daha ortaya koyduğunu söyleyen Cumhurbaşkanı Erdoğan, “Şu gerçeği artık herkesin görmesi gerekiyor: Türkiye ile Avrupa Birliği arasındaki etkin iş birliğinin Avrasya ve Orta Doğu’yu ilgilendiren çeşitli alanlarda derin tesirleri olacaktır. Türkiye ile olumlu ilişkiler kuran herkes gibi Avrupa Birliği de bundan kazançlı çıkacaktır. Bu bakımdan ülkemizle Avrupa Birliği arasındaki ilişkilerin güçlendirilmeye ihtiyacı vardır” sözlerine yer verdi. Cumhurbaşkanı Erdoğan, Türkiye’nin gerek bölgesinde, gerek küresel düzeyde bir aktör, bir ortak olarak değerinin ortada olduğuna işaret ederek, “Avrupa’nın bugün en çok ihtiyaç duyduğu ekonomik ve sosyal dinamizmi üye olması halinde Birliğe kazandırabilecek tek ülke Türkiye’dir” değerlendirmesinde bulundu.

Son 13 yılda ikili ve bölgesel düzeyde çok sayıda diyalog ve iş birliği mekanizmasının kurulmasına öncülük ettiklerini hatırlatan Cumhurbaşkanı Erdoğan, özellikle az gelişmiş ülkelerin kalkınma çabalarına katkı sağlamak için özel gayret gösterdiklerini, Türkiye’nin 2014 yılında 4,5 milyar dolara ulaşan insani yardımlarımla OECD ülkeleri arasında kalkınma yardımlarını en fazla artıran ülke olduğunu kaydetti.

NABUCCO PROJESİ

Enerjinin, kalkınma alanındaki çalışmalarının en başta gelen konularından biri olduğunu ve dünya enerji haritasının değişerek bu alanda yeni aktörlerin ortaya çıktığını ifade eden Cumhurbaşkanı Erdoğan, Türkiye’nin bu alanda yürüttüğü çalışmalara, ortaya koyduğu ve hayata geçirdiği projelere değindi. Cumhurbaşkanı Erdoğan bu alandaki önemli projelerden biri olan Nabucco ile ilgili de şu açıklamaları yaptı: “Şimdi buradan ben Avrupalılara sesleniyorum, Avrupa Birliği’ne sesleniyorum; biz sizinle de Nabucco’yu imzaladık. Nabucco’yu imzaladığımızdan bu yana şu anda hatırladığım kadarıyla 6 yıl geçti. Bakın, niye adım atamadık? Sen para çıkarmazsan, tedarik bunu halletmezse bu iş yürümez. Ondan sonra faturayı nereye kesiyorlar? Türkiye’ye. Bize niye fatura kesiyorsun? Bizim her şeyimiz hazır, biz varız. Ama bizim görevimiz ne? Transit, biz buna varız. Bizim bir özelliğimiz daha var, tüketiciyiz, buna da varız. Ama sen tedarik yaptın mı, parayı getirdin mi? Bak Azerbaycan adımı attı ve biz de kalktık Azerbaycan’a ortak olduk. Ve şu anda ortaklar olarak el ele verdik, temeli attık ve şu anda da ihaleler yapıldı, inşaatlar hızla devam ediyor.”

Türkiye’nin G-20 dönem başkanlığında enerji konusunu ilk defa ön plana çıkaran ülke olduğunu hatırlatan Cumhurbaşkanı Erdoğan konuşmasında, bu alanda ‘kapsayıcılık’ kavramı çerçevesinde Türkiye’nin ortaya koyduğu çalışmaları da özetleyerek aktardı.

“TÜM DÜNYANIN KALKINMASINA VE İSTİKRARINA KATKI VERECEĞİZ”

Türkiye’nin; 2015 yılında G-20 dönem başkanlığının yanı sıra Küresel Göç ve Kalkınma Forumu, D-8 gibi kuruluşların dönem başkanlıklarını da yürüttüğünü, Birleşmiş Milletler Çölleşme ile Mücadele 12. Taraflar Konferansı’na ev sahipliği yaptığını hatırlatan Cumhurbaşkanı Erdoğan, önümüzdeki dönemde de İslam İşbirliği Teşkilatı 13. İslam Zirvesi ile 2016’da 23. Dünya Enerji Kongresi ve dünyada bir ilki teşkil edecek olan 2016 Dünya İnsani Zirvesi’ne, 2017’de Dünya Petrol Kongresi’ne ev sahipliği yapacağını belirterek devamında şöyle dedi: “Bu gelişmeler tesadüfi değil. Son 13 yılda kararlı ve istikrarlı bir şekilde yürüttüğümüz aktif dış politika anlayışımızın bir sonucudur. Önümüzdeki dönemde ülkemizle birlikte bölgemizin ve tüm dünyanın insani gelişimine, kalkınmasına, istikrarına katkı vermek için çalışmalarımızı sürdüreceğiz.”

Konuşmasının sonunda zirvenin düzenlenmesine katkıda bulunanlara tekrar teşekkür eden Cumhurbaşkanı Erdoğan, sözlerini şöyle tamamladı: “Daha adil, daha huzurlu, daha güvenli bir dünya temennisiyle Paris’te, Ankara’da, Gaziantep’te, Beyrut’ta ve dünyanın değişik yerlerinde teröre kurban olan tüm insanların ailelerine başsağlığı, yaralılara şifalar diliyorum.”

 

Tüm Haberler