"Müslüman Coğrafyanın Fay Hatlarıyla Bilinçli Şekilde Oynanmaktadır"

16.10.2015
"Müslüman Coğrafyanın Fay Hatlarıyla Bilinçli Şekilde Oynanmaktadır"

1. Asya-Pasifik Ülkeleri Müslüman Dinî Liderler Zirvesi Kapanış Oturumunda konuşan Cumhurbaşkanı Erdoğan, El Kaide, DAEŞ gibi örgütlerin İslam’la alakasının olmadığını vurgulayarak, “Biz böyle bir İslam öğrenmedik. Dikkat ederseniz, en cani cürümleri işlemekten çekinmeyen bu örgütlerin hedefinde sadece Müslümanlar vardır. Bu örgütler, medeniyetler arası değil, medeniyet içi bir çatışma isteyen siyaset mühendisliklerin en kullanışlı, en vahşi araçlarıdır” dedi.

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, ‘1. Asya ve Pasifik Ülkeleri Müslüman Dinî Liderler Zirvesi’ne katıldı. Diyanet İşleri Başkanlığı tarafından düzenlenerek İstanbul’da Conrad Otel’de gerçekleştirilen zirvenin kapanış oturumuna katılan Cumhurbaşkanı Erdoğan, bir konuşma yaptı.


Katılımcılara hitaben, “Sizleri medeniyetlerin başkenti İstanbul’da ağırlamaktan memnuniyet duyuyoruz” diyerek konuşmasına başlayan Cumhurbaşkanı Erdoğan, zirveyi düzenleyen Diyanet İşleri Başkanlığı’na, Diyanet İşleri Başkanı Prof. Dr. Mehmet Görmez’e ve zirvenin organizasyonuna destek veren kurumlara teşekkür etti.

“ÜMMETİN BİRLİĞİNİN SAĞLANMASI İÇİN BU TOPLANTILAR ÖNEM ARZ EDİYOR”

Zirvenin, Türkiye ile Asya-Pasifik ülkeleri arasındaki kadim dostluğun, dayanışmanın ve iş birliğinin artmasına, gönül ve muhabbet köprülerinin güçlenmesine vesile olmasını dileyen Cumhurbaşkanı Erdoğan, zirvenin tartışıp konuştuğu ‘Kesret İçinde Vahdet: Hikmet ve Barış'ı Birlikte Düşünmek’ temasına işaret ederek, “Bugün İslam coğrafyasında karşı karşıya kaldığımız birçok sorunun temelinde, meşveretin terk edilmesi, istişarenin ihmal edilmesi vardır. Bugün, ümmet olarak yaşadığımız rahmet kıtlığının sebebi işte budur. Şu anda ümmetin vahdetinden birliğinden bahsedemeyiz. Ümmet şu anda paramparça. Ümmetin birliğinin sağlanması için işte bu toplantılar çok çok önem arz ediyor” diye konuştu.

Esenlik ve sükûn beldeleri olması gereken ülkelerin, bugün kan, gözyaşı ve çatışmalarla anıldığını kaydeden Cumhurbaşkanı Erdoğan, “Hemen yanı başımızda, Suriye’de, bizzat rejim tarafından en gelişmiş silahlarla, varil bombalarıyla, keskin nişancıların namlularının ucunda sönen hayatlar, yıkılan şehirler, yağmalanan bir miras var. Yaşamayı, yaşatmayı, ihya ve imar etmeyi düstur edinen, düşmanın bile kendisinde hayat bulması gereken bir dinin mensupları, etnik ve mezhep temelli fitneler sebebiyle birbirlerinin hayatlarına kast ediyor” tespitinde bulundu. İçinde bulunduğumuz bu karamsar tablodan bizi selamete ulaştıracak, çıkış yolunu gösterecek pusulanın, istişare ve vahdet olduğunu söyleyen Cumhurbaşkanı Erdoğan, “Bütün önyargılardan arınarak, temiz bir kalp ve halis bir niyetle yapılacak istişareler, İslam coğrafyasının sıkıntılarına çözüm arayışında en kıymetli vasıtamız olacaktır” dedi.

“İSLAM ÂLEMİ TÖHMET ALTINDA BIRAKILIYOR”

Nevzuhur terör örgütleri, kime ve neye hizmet ettiği meçhul caniler üzerinden, 1 milyar 700 milyonluk İslam âleminin, töhmet ve zan altında bırakılmak istendiğine dikkat çeken Cumhurbaşkanı Erdoğan, “Müslümanlara karşı sistemli bir karalama kampanyasının küresel ölçekte yürütüldüğünü hepimiz biliyoruz” dedi ve şunları söyledi: “Bizler, İslam dininin, yürütülen tüm bu propagandalardan, kendisine biçilen elbiselerden, özellikle kendi mensuplarının ona yaptığı fenalıklardan azade olduğunu biliyoruz. Ancak, bu algıyı pekiştiren, bu algının oluşmasına yol açan hataları da görmezden gelemeyiz. ‘Eşyayı dahi incitme’ diyen medeniyetin mensupları, şayet bugün, "bunu düşman dahi yapmaz" diyebileceğimiz zulümleri birbirine reva görüyorsa, burada yanlış giden bir şeyler var demektir. Başkalarını suçlama kolaycılığına kaçmadan, ötekine işaret etmeden, kendi kendimizi sorgulamak, kendi kendimizi sığaya çekmek, iç muhasebemizi hep birlikte yapmak zorundayız.”

“EKİLEN FİTNE TOHUMLARININ, GELECEĞİMİZE KONULAN İPOTEKLER OLDUĞUNU ÇOK İYİ BİLMELİYİZ”

Cumhurbaşkanı Erdoğan, İslam dünyasını kan ve ateş denizine çeviren sürecin arkasında hangi dinamiklerin, hangi ihmallerin, hangi kirli hesapların olduğunun görülmesi gerektiğini söyleyerek, “Kendi çatışmalarını bizim üzerimizden yürütmek, topraklarımızı kendi melun savaşlarına sahne etmek, bizi birbirimize kırdırmak isteyenlere karşı uyanık olmalıyız. Müslümanlar arasında körüklenen ayrışmaların ve ekilen fitne tohumlarının, geleceğimize konulan ipotekler olduğunu çok iyi bilmeliyiz. Aynı dinin mensubu olan kardeşlerin, sapkın ideolojiler, küçük çıkarlar ve gelip geçici iktidar adına birbirlerine silah doğrultmalarına daha fazla tahammül gösteremeyiz” açıklamalarında bulundu.

Peygamber Efendimizden Kur’an ve sünnetin yanında ‘Müslümanlar kardeştir’ düsturunun miras olarak kaldığını hatırlatan ve ‘Bir annenin çocukları’ anlamına da gelen ümmet kavramının, Müslümanlar arasındaki ilişkilerin ve kardeşlik hukukunun belirleyicisi olduğuna işaret eden Cumhurbaşkanı Erdoğan, şöyle dedi: “Ümmet olmak, Senegalli Ahmet ile Malezyalı Abdullah’ı, Filistinli Sümeyye ile Pakistanlı Hatice’yi, Haitili Muhammed ile Afganistanlı Eşref’i, Açeli Hüseyin ile Arakanlı Aziz’i, aynı milletin birer ferdi olarak görmektir. Ülkeleri ayrı olsa da, 1 milyar 700 milyon Müslüman kardeştir, aynı ailenin evlatları, aynı iklimin çocuklarıdır. Bizim medeniyetimizde ‘insan inanın kurdu’ değil, ‘mümin müminin güven yurdu’dur. Bakınız bir Türk atasözü ‘bin dost az, bir düşman çok’ der. Müslümanlar olarak, bir insanı bile feda etmeye, hor görmeye, karşımıza almaya, ötekileştirmeye, çemberin dışına atmaya hakkımız yoktur, olamaz.”

“MÜSLÜMANLAR BUGÜN BİR BEKA MÜCADELESİ VERMEKTEDİR”

Bugün, sadece Müslümanların değil, bizatihi İslam’ın sahih yorumlarının hedef alındığını vurgulayan Cumhurbaşkanı Erdoğan, Müslüman coğrafyanın fay hatlarıyla bilinçli bir şekilde oynandığını ifade etti. Kadim bir medeniyetin temsilcileri olan Müslümanların bugün bir beka mücadelesi, bir varlık-yokluk mücadelesi verdiğinin altını çizen Cumhurbaşkanı Erdoğan, İslam’ı sözde temsil iddiasında bulunan terör örgütleri ile ilgili şu değerlendirmelerde bulundu: “Üzülerek belirtmek isterim ki dün El-Kaide bugün DAEŞ benzeri, tek sermayesi dinî istismar etmek ve acımasız bir silah gibi kullanmak olan yapılar, geleceğimizi tehdit etmektedir. Bunların İslamla alakası yoktur. Biz böyle bir İslam öğrenmedik. Kur’an’la ilişkisi lafzi ve harfi, sünnetle ilişkisi zahiri ve şekli olan bu anlayış, ilim ve irfan mirasımızı yok etmektedir. Dikkat ederseniz, en cani cürümleri işlemekten çekinmeyen bu örgütlerin hedefinde sadece Müslümanlar vardır. Bu örgütler, medeniyetler arası değil, medeniyet içi bir çatışma isteyen siyaset mühendisliklerin en kullanışlı, en vahşi araçlarıdır. Bu tarz yapıların, Müslümanların dinî duyarlılıklarını rehin almasına, belli çevrelerce Müslümanları tedip etmek, özgüvenlerini yok etmek için kullanmasına karşı hep birlikte mücadele etmeliyiz. Bu mücadele bizim en büyük silahımız ferasetimiz, basiretimizdir, kadim medeniyet mirasımızdır. Bu zorlu süreci neticeye ulaştıracak yegâne araç, kardeşliğimizdir, kesret içinde vahdet olmayı başarabilmektir. İşte bu zirve gibi zeminlerde bir araya gelen alimlerimiz, dinî kanaat önderlerimiz, artık ellerini, gerekirse gövdelerini taşın altına koyarak, sorunu sahiplenmek mecburiyetindedir. Aksi takdirde hep birlikte büyük bir vebalin altına girmiş olacağız.”

“NOBEL’DE SİPARİŞ ÜZERE ÖDÜLLER DAĞITILIYOR”

Uluslararası sistemin Müslümanların sorunlarına çözüm üretemediğine, böyle bir derdinin de bulunmadığına vurgu yapan Cumhurbaşkanı Erdoğan, 1. Dünya Savaşı sonrasında temelli atılan, ikinci dünya savaşı sonrası ise tahkim edilen müesses nizamın, mazlumu zalim karşısında koruyamadığını dile getirdi. Cumhurbaşkanı Erdoğan, Türkiye’nin 2,5 milyon mülteciyi içinde barındırırken, ‘30 Bin mülteciyi alabiliriz’ diyenlerin Nobel Barış Ödülü’ne aday gösterildiğine değinerek, “Nobel’e meraklı olduğumuz için konuşmuyorum bunu. Sistemin ne denli siyasallaştığını göstermek için söylüyorum. Lafını yaptıkları anda Nobel’e aday gösteriliyorlar. O ödül sizlerin olsun. Sipariş üzerine ödüller dağıtılıyor. Biz bu ödülleri değil, Allah’ın rızasını tahsil için bu yolda koşturuyoruz” ifadelerine yer verdi.

“BM ÜYESİ 5 ÜLKENİN ÇIKARI MİLYONLARCA İNSANIN GELECEĞİNİ REHİN ALMIŞ DURUMDA”

Dünyanın kaderinin, BM Güvenlik Konseyi üyesi 5 daimi üyenin iki dudağı arasına bırakıldığına dikkat çeken Cumhurbaşkanı Erdoğan, “Böyle bir adalet olabilir mi? 200’e yakın devlet var, 196’sı BM üyesi. Dünyanın kaderi, 5 tane BM Güvenlik Kurulu Daimi Üyesinin bir tanesinin iki dudağı arasında. Onun için biz ‘Dünya 5’ten büyüktür’ diyoruz. Tabi bunun için de bizi sevmiyorlar, bunu nasıl dersin diye. Ne diyecektik? Bir kişinin iki dudağı arasına dünyayı nasıl mahkûm edersiniz? Bunun mücadelesini, kavgasını veriyoruz” açıklamalarında bulundu.

“5 ülkenin çıkarı, Suriye, Libya ve Irak’ta olduğu gibi, milyonlarca insanın geleceğini rehin almaktadır” diye konuşan Cumhurbaşkanı Erdoğan, devamında sözlerini şöyle sürdürdü: “Bizler Müslümanız; adaletsizlik karşısında sessiz kalamayız. Sesimizi yükseltmek, hak ve adalet beklentilerimizi dile getirmek, çarpıklıkları gözler önüne sermek zorundayız. İşte bu anlayışla, Türkiye olarak ‘Dünya 5’ten büyüktür.’ diyoruz. Mevcut sistemin muktedirlerinden gelen tepkilere, bizi vazgeçirme çabalarına rağmen, tüm dünyanın barış ve huzuru için, bu çağrımızı her fırsatta tekrarlıyoruz. Zira biz, merhamet medeniyetinin mensuplarıyız.”

“KİMSEYE KARŞI ÖN YARGILI DEĞİLİZ”

Türkiye’nin hem kendi bölgesinde hem küresel ölçekte yaptığı çağrıların, hak ve adalet çağrılarının aynı zamanda bir merhamet çağrısı olduğunu ve bu çağrının öncelikli muhataplarından birinin İslam coğrafyası olduğunu belirtti. “Kim, kanın aktığı, canların yandığı, ocaklara ateşlerin düştüğü bu meseleye kayıtsız kalırsa, kadim kardeşlik hukukuna yüz çevirmiş demektir. Akan kana seyirci kalan da, kan akıtan zalimlerin sırtını sıvazlayan da, en kutsal, en mübarek varlık olan insana ve insanlık onuruna karşı aleni hürmetsizlik içindedir” sözlerine yer veren Cumhurbaşkanı Erdoğan, Türkiye’nin hiçbir etnik kökene, hiçbir dine, hiçbir mezhebe karşı önyargılı ve mesafeli olmadığının altını çizdi.

“TÜM MAĞDURLARA, MAZLUMLARA EL UZATMAYA DEVAM EDECEĞİZ”

Cumhurbaşkanı Erdoğan, Türkiye’nin; Diyanet İşleri Başkanlığı, Kızılay, AFAD ve diğer sivil toplum kuruluşları ile dünyanın neresinde olursa olsun Müslüman kardeşlerinin yaralarını sarma çabası içinde olduğunu hatırlatarak, “Bundan sonra da aynı samimiyetle, aynı hissiyatla tüm mağdurlara, mazlumlara el uzatmaya, yardımcı olmaya inşallah devam edeceğiz” diye konuştu.

Yeni bir yaklaşım geliştirip yaşanan sorunlara çözüm üretmenin, devlet adamlarıyla birlikte bilim insanlarının ve din adamlarının da sorumluluğu olduğunu ifade eden Cumhurbaşkanı Erdoğan, kendisini dinleyen din âlimlerine, dinî kanaat önderlerine hitaben şunları kaydetti: “Ümmetin zedelenmiş hafızasını onaracak, yaralanmış bilinçlere şifa verecek, Müslüman nesillere rehberlik edecek, en başta sizlersiniz. Radikal akımlara kapılan gençlerimizi kör ideolojilerin elinden çekip alarak, ilmin ve hikmetin aydınlığına yöneltecek olan yine sizlersiniz. İslam’ın sahih anlayışını yaşayarak anlatacak ve geleceğe taşıyacak olan, ömrünü ilme vakfetmiş, Peygamberlerin varisleri olan sizin gibi âlimlerimizdir.”

Cumhurbaşkanı Erdoğan, Müslümanların bugünkü tezahürü, görünümü, ahvali her ne olursa olsun; İslam’ın, kelimesinin de ifade ettiği gibi, insanı kendisi ve yaşadığı çevreyle sulh içinde kılan bir ‘barış’ dinî olduğunu vurguladı ve “Bugün sözde barışla sokaklarda, ülkemizde terör estirenler var. Bu kavram asla onların kavramı değildir. Bu kavram gerçek inananların, Müslümanların inananların kavramıdır” dedi.

Asr Suresi’nin mealini okuyarak ve bu sureye atıfla, “Evet, biz, Hakkı tavsiye edeceğiz, sabrı tavsiye edeceğiz. Biz, Hakkı, hakikati söylemeye devam edeceğiz” diyen Cumhurbaşkanı Erdoğan, konuşmasını, “Bu zirvenin, Türkiye ve Asya-Pasifik Müslümanlarıyla birlikte tüm dünya Müslümanları için de yeni bir başlangıca vesile olmasını Rabbim’den niyaz ediyorum” temennisiyle bitirdi.

 

Tüm Haberler